ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye ve İsrail’i ‘iki NATO müttefiki’ olarak tanımladı; iki hükümetin birbirlerine karşı görünürdeki sert tutumlarının ‘söylem düzeyinde’ olduğunu belirtti.
ABD‘nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, gazeteci Mario Nawfal’a konuştu. “Türkiye NATO müttefikidir, İsrail de NATO müttefikidir. Dolayısıyla bu iki NATO müttefiki arasında yol bulmak, yan yana büyüyüp birdenbire kavga etmeye başlayan iki ergen çocuk arasında yol bulmaya benziyor.” diyen Barrack, “Şu anda birbirlerinden nefret ediyorlar. Delilik. Ama bunların çoğu söylem düzeyinde, öyle değil mi? Bu ikisi uyum içinde çalışsa bölge tamamen değişir. Sadece İran meselesinin halledilmesi ve İran’ın da bu düzene uyum sağlaması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
MÜTTEFİK KAVRAMI RASTGELE DEĞİL
Barrack’ın NATO üyesi olmayan İsrail için “müttefik” ifadesini kullanması, sıradan bir dostluk ibaresi değil. NATO terminolojisinde “müttefik” (ally) ve “ortak” (partner) arasında kesin bir ayrım bulunuyor. Böylece İsrail’i kolektif savunma taahhüdü içine alan Barrack, İsrail’in güvenliği için de Türkiye’ye roller biçiyor. Aslında Kürecik Radarı’ndan gelen istihbaratı da İsrail’le paylaştıklarını itiraf etmiş oluyor. Barrack, “ergen” söylemini ise şöyle açıyor: “Bölgesel ittifaklar oluşturmak ergen yetiştirmeye benziyor. Onları korur, gözetir, öğretir, sorun yaşadıklarında kurtarırsınız. Ama çok fazla yardım ederseniz kendilerinde hak görmeye başlar, şımarır ve sürekli size dönerler.”
YALAN MAKİNESİ
Röportajda İran’ın yakın tarihini de yeniden yazmaya kalkışan Barrack, Şah’ı da Humeyni’yi de kendilerinin başa geçirdiğini iddia etti. İran’da “rejim değişikliği”nni gündeme getiren Barrack, “Biz bunu üç kez yaptık. Şah’ı biz iktidara getirdik; 1979’da Humeyni’yi de biz getirdik; Şah’ı biz devirdik.” iddiasında bulundu. Ancak Humeyni’yi “iktidara getirecek kadar” kudretli olan ABD, o günlerde Tahran’daki büyükelçiliğinin basılarak Orta Doğu’daki casusluk merkezinin çökmesini engelleyememiş, gizli belgelerini dahi imha edememiş, rehin alınan 52 diplomat ve personelini 444 gün boyunca kurtaramamıştı. İran ise devleti ve milletiyle 47 yıldır ABD’ye kök söktürüyor.
‘İSRAİL’İN EN İYİ DOSTU BENİM’
Barrack, röportajın başka bir bölümünde İsrail’le ilişkisini de anlattı. İbrahim Anlaşmaları’nın hazırlanmasındaki rolünü hatırlattı:
“2016’dan beri İsrail’in en iyi dostu oldum. Jared, İbrahim Anlaşmaları’nın oluşturulmasında harika iş çıkardı. Arap ülkelerinin bu anlaşmalara katılmasına gerçekten öncülük ettim. Çünkü bence tek çözüm bu.”
Lübnan’a ilişkin geçmiş açıklamalarını da savunan Barrack, “Lübnanlılara tek bir yol olduğunu söyledim. O yol Kudüs’e çıkıyor. Gerçeklerle yüzleşmelisiniz.” dedi.
Suriye’nin İsrail’le normalleşmesini de aynı çerçevede değerlendirdi. Şam yönetiminin barış ve sınır anlaşması istediğini savundu. İsrail’in 7 Ekim sonrasında güvenlik gerekçesiyle çekinceler taşıdığını anlattı. Filistin meselesinde ise bağımsız devlet hedefini zorunlu görmediğini söyledi:
“Suudiler, Hamas ve Batı Şeria’daki durum böyleyken bu anlaşmaya katılmayacak. Ama İsrail, Filistinlilerle bir tür uzlaşmaya varabilir. Bunun bir Filistin Devleti olması gerekmiyor.”
‘GARANTÖR DEĞİL SİGORTACIYIZ’
ABD’nin Orta Doğu’daki askerî varlığının geleceğine de değinen Barrack, Washington’un bölge ülkeleri üzerindeki sorumluluğunu azaltmak istediğini söyledi. “Seksen yıl boyunca güvenlik görevlisi bizdik. ABD, denizlerin ve dünyanın güvenlik garantörüydü.” diyen Barrack, artık bu düzenin değiştiğini belirtti. ABD’nin bölgeden tamamen çekilmeyeceğini ancak müttefiklerinin kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savundu. Yeni yaklaşımı “Garantör değil, sigortacıyız.” sözleriyle özetleyen Barrack, “ABD bunu yapmazsa bir boşluk bırakır; çekildiğimiz her yerde o boşluk anında başkaları tarafından doldurulur.” dedi. Çin’in bu boşluğu hızla doldurabileceğine dikkat çekerek Washington’un bölgedeki askerî ve siyasi nüfuzunu farklı yöntemlerle sürdürmek istediğini ortaya koydu.
BÖLGEYE YENİ DÜZEN TARİF ETTİ
Barrack’ın açıklamaları Türkiye-İsrail yakınlaşmasıyla sınırlı kalmadı. Büyükelçi, İran’la yaşanan savaşın ardından Körfez ülkelerinin yeni enerji güzergâhlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Suriye, Irak ve Türkiye üzerinden boru hatları kurulmasını gündeme getirdi. Yunanistan’ın da bu koridorlara katılmasını istedi:
“Artık herkesin ikinci bir çıkış kapısına ihtiyacı var. Suriye, Irak ve Türkiye üzerinden boru hatları inşa edeceğiz. Türkiye ile Yunanistan meselesi de var. Yunanistan kesinlikle bu enerji koridorunun parçası olmalı.”
Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkları da gereksiz bulan Barrack, şöyle devam etti:
“Yunanistan ve Türkiye sürekli tartışıyor. Bu saçmalık. Tek yapmaları gereken birbirleriyle uyum sağlamak. İki enerji koridorumuz olacak ve birbirimize yardım edeceğiz, diyebilirler.”
Barrack’ın bölgesel tasarımında Suudi Arabistan’ın İsrail’le normalleşmesi de bulunuyor:
“Suudi Arabistan, İsrail’le İbrahim Anlaşmaları temelinde bir ittifaka katılırsa zincirleme bir etki başlar. Bu uyum, elimizdeki en güçlü şey olur.”
ABD Büyükelçisi, böylece Türkiye-İsrail yakınlaşmasını, Suriye’nin İsrail’le normalleşmesini, Körfez’den Avrupa’ya uzanan enerji koridorlarını ve İran’ın bölgesel politikalarının değiştirilmesini aynı çerçevede anlattı.
Barrack’ın bütün bu değerlendirmeleri yaptığı röportajdaki temel çağrısı ise açıktı:
“Türkiye ile İsrail uyum içinde çalışırsa bölge tamamen değişir.”
aydınlık
