Bizde isim, hafızanın dile gelmiş hâli, köklerin sessiz imzası, ataların geleceğe bıraktığı bir emanettir. Bir isimde bazen bir peygamberin duası, bazen bir kabilenin göç yolu, bazen unutulmuş bir şehrin hatırası, bazen de yüzyıllarca taşınan bir aidiyet saklıdır. İsimler, coğrafyanın, inancın, dilin ve medeniyetin birbirine düğümlendiği görünmez bağlardır. Bir adı anlamak, yalnızca kelimenin kökenini araştırmak değil, o adı yaşatan insanların dünyasına girmektir. Bundan mütevellit, bizde isimler rastgele verilmez; her isim bir hafızanın taşıyıcısı, her kök bir geçmişin şahidi, her ad ise henüz tamamlanmamış bir tarihin sesidir.
Yemen’i bugünün yoksulluğuna, savaşına ve harap şehirlerine bakarak tanıdığını sananlar, tarihin en büyük yanılgılarından birine düşerler. Çünkü Yemen, tarihin kenarında kalmış bir ülke değil; insanlığın büyük medeniyet yollarının kavşaklarından biridir. Sebe Krallığı’nın ihtişamından Ma’rib Barajı’nın mühendislik dehasına, Güney Arabistan’ın kadim yazıtlarından tütsü ve baharat ticaretinin Kızıldeniz’i Akdeniz’e, Hint Okyanusu’nu Mezopotamya’ya bağlayan damarlarına kadar Yemen, hayatta kalmayı değil; suyu, toprağı, ticareti ve iktidarı örgütlemeyi başarmış bir medeniyetler ülkesidir. Kur’an’ın Sebe anlatısı bu coğrafyayı kutsal metinlerin hafızasına taşırken, İbrahim’den İsmail’e uzanan gelenekler ve Yemen’e bağlanan peygamber soyları bölgeyi dinî tahayyülün de merkezlerinden biri hâline getirmiştir.
Ama Yemen’in azameti, yalnızca peygamberlerle ilişkilendirilmesinden değil, yazılı ve arkeolojik izleri binlerce yıl geriye giden gerçek bir medeniyet kuruculuğundan gelir. Bugün dünyanın unuttuğu şey şudur: Bir zamanlar deniz yollarını, ticaretin ritmini, tarımın suyunu ve krallıkların zenginliğini şekillendiren bu topraklar, şimdi kendi tarihinin enkazı altında eziliyor. Yemen’i küçümsemek, Anadolu, Şam, Mısır, Sudan, Etiyopya, Irak, İran tarihini küçümsemektir; Yemen tarihini küçümsemek insanlığın ortak hafızasının en önemli bölümünü silmektir. Çünkü medeniyetin büyüklüğü, bugün kimin güçlü olduğuyla değil, insanlığın dününe kimin ne kattığıyla ölçülür.
ARAPLAR BURAYA NEDEN ‘MENDEP’ DEDİ?
Yemen’i yalnızca Arap yarımadasının güney ucu olarak değil, Afrika Boynuzu, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Doğu Akdeniz arasında kurulmuş tarihsel bir köprü olarak okumak gerekiyor. Bizde isimler rastgele verilmez. Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan o dar geçit Bâbü’l-Mendeb’in Türkçesi “Matem, Hüzün, Yas Kapısı” demektir. İki yakayı bağlayan geçit manasında da kullanılır. Ama asıl mesele şu: Araplar neden buraya mendeb demiş? Arapçada bu kökün önemli anlamlarından biri de, ölen birinin ardından ağıt yakmak, ölüyü hayırla anmak ve yas tutmaktır. Üç ana açıklama var: Dar geçit, kayalıklar, akıntılar ve değişken rüzgârlar eski denizciler için tehlikeliydi. Bu yüzden adın, geçiş sırasında yaşanan kazalar ve ölümlerle ilişkilendirildiği açıklaması yaygındır.
Bir Arap anlatısına göre Arabistan ile Afrika’yı ayıran büyük bir depremde çok sayıda insan denizde boğulmuş; geride kalanların ağıtları geçidin adına dönüşmüştür. Bugün sular altında kalan bereketli Arabi/Farsi ve Kızıl Vadiler son buzul çağında okyanus sularının 100-200 metre yükselmesi sonucunda sular altında kaldı. Bugünkü Basra Körfezi ve Kızıldeniz’i oluşturdular. Kadim uygarlıklar ve kutsal metinlerde geçen Büyük Tufan bununla ilgili olabilir. Bazı Arapça anlatılarda, Afrika’dan zorla götürülen insanların ardından annelerin ve yakınlarının ağlamasıyla isim ilişkilendirilir. Bu anlatı insanlık tarihinin gerçek bir acısına, köle ticaretine temas eder.
GEÇMİŞİN HATALARINA DÜŞMEK
Almanya’da mukim Mersinli kuzenim Özcan Yemen yazıma “Çölün Unutkanlığı ve Zamanın Terazisi” başlığıyla yorumunu paylaştı: “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; insanın sadakat ile ihanet arasında mekik dokuduğu, toprağın kandan saraylar inşa ettiği eski zamanlarda, yeşil bir kenevir tohumu toprağa düşmüş. Zaman akmış, rüzgar esmiş ve o küçük kenevir, göğe doğru uzanarak devasa bir ağaca dönüşmüş. Yaprakları hışırdadıkça, köklerinin daldığı derin topraklardan eski çağların masallarını fısıldamaya başlamış. Ağacın gölgesinde, kızgın kumların hüküm sürdüğü uzak bir diyar varmış: Yemen. O diyar ki, asırlar boyu süren savaşların, bitmeyen isyanların ve sönmeyen ocakların yurduymuş.
“Tarihin yaprakları 1915 ile 1918 arasını gösterdiğinde, Anadolu’nun bağrından kopup gelen yüz binlerce genç yiğit, o kızgın çöllere adımlarını basmış. Gitmişler ama geri dönmemişler. Çöl, rüzgarıyla arkalarından esen anaların ağıtlarını yutmuş, Huş Tepesi’nin etekleri yüz binlerce isimsiz mezara ev sahipliği yapmış. Derler ki, o zamanlar çöllerin arkasında gizlenen ve sinsi planlar fısıldayan yabancı gölgeler (Beni Suud kabilesi) -halkın “Lawrence” dedikleri kurmaca kahramanlar- o çölün insanlarının kulağına hırsı ve hasedi üflemişler. Birlikte ekmek yediği, aynı göğe el açtığı Türk askerini pusuya düşürmek için tuzaklar kurmuşlar. Kardeşlik yemini, çölde savrulan bir toz bulutuna dönüşmüş; kalleşlik, tarihin altın sayfalarına değil, insanlığın utanç defterine kara bir not olarak düşülmüş. Yüz binlerce can, o kum denizinde birer birer solup gitmiş.
“Fakat zaman, doğrusal bir çizgide akıp giden sıradan bir nehir değildir; zaman, dairesel bir adalet terazisidir. Bugün devran yeniden dönüyor, gökyüzünde eski savaşların bulutları yeniden toplanıyor gibi görünüyor. İnsan sormadan edemiyor: Tarih tekerrürden mi ibarettir, yoksa insanoğlu aynı tuzağa defalarca yürüyen kör bir yolcu mudur? Başkalarını korumak için yine aynı topraklara adım atmak, felsefenin en büyük çıkmazıdır: Geçmişin sadakatsizliğiyle beslenen topraklara yeniden güvenmek, erdem midir yoksa…?”
BUGÜN YİNE MATEM VAR
Gönlümde bir sızı daha var: Bu da aynı kıbleye yönelen, aynı Allah’a el açan, aynı ekmeği bölüşen insanların birbirine düşman edilmesidir. Nice anaların gözyaşı, nice iktidarların hesabına; nice evlatların kanı, nice büyük güçlerin planlarına karıştı. Selam olsun adını kederden alan bu dar geçidin iki yakasında binlerce yılın hatırasını taşıyan Yemen’e, Afrika’nın kadim topraklarına ve bu sulardan geçip dünyanın dört bir yanına dağılan insanlığın ortak mirasına. Bugün yine matem var bu kapıda.
İnsanlığın kadim ticaret yolları savaşların gölgesinde, yoksulların lokması jeopolitiğin hesaplarında, çocukların geleceği büyük güçlerin satranç tahtasında. Selam olsun Yemen’e; acısıyla küçülmeyen, tarihiyle tükenmeyen, hafızasıyla susturulamayan o kadim diyara. Selam olsun akla, vicdana, hakikati arama cesaretine ve insanı insana düşman etmeyen bütün gönüllere!
aydınlık
