Mossad-Esad buluşmasının kodları

Mehmet Yuva

Başlıktaki Esad, Moskova’ya iltica eden devrik Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad (Aslan) değil. Medyamızda ismi Esad olarak hatalı yazılan Suriye Geçici Hükümeti Dışişleri Bakanı Esaad veya Es’ad (daha mutlu manasındadır) Şeybani’dir. Gizli toplantılardan, savaş tamtamlarından, tehditten, işgalden, kumpastan, yalandan, katliamlardan, sonu gelmeyen sıkıntı ve sorunlardan ve bugünkü yazının konusu olan Ürdün, Amman’da gerçekleşmiş olan Mossad-Esaad (a harfini uzatarak okuyoruz) analizine kısa bir ara verelim. Hafta sonunu kısacık bir zaman dilimi için de olsa birkaç yaşanmış komik olaylarla şenlendirelim…

Suriyelilere Türk yetkililerin isimlerini öğretemedik. Biz de onların isimlerini bir türlü doğru telaffuz edemedik. Esad döneminde Davutoğlu, Çavuşoğlu ve soyadında oğlu olan diğer yetkililerin isimlerini hem Suriye televizyonlarında, gazetelerinde hem de yetkililer “Sayın Oğlu Suriye’yi ziyaret etti. Sayın Oğlu hoş geldiniz.” biçiminde yazar ve ifade ederlerdi. Bizde de Eski Suriye Başbakanı Merhum Mahmut El-Zoobi (1935’te doğdu, 21 Mayıs 2000’de evinde intihar etti denildi. O harfini uzatarak okuyoruz) veya Zo’bi yerine Zubbi (cinsel organım) demişiz. Aman dikkat edin uyarısı işe yaramazdı ve adama resmen “Hoş geldiniz cinsel organım!” demeye devam ederdik. Yetmezdi bir de adamın kulağına sokarcasına her cümlenin sonunda “Sayın Cinsel Organım sizinle tanışmaktan onur duyduk.” derdik.

Merhum Demirel’in çok sevdiği bir gazetecimiz var. Eskiden Tercüman’da yazardı şimdi Sabah gazetesinde yazıyor: Yavuz Donat. Bir grup gazeteciyle 2000’li yılların başında Şam’da ağırlamıştık. “Mehmet Bey, Suriye’de anlatılan siyasi fıkralar yok mu? Bir tanesini paylaşır mısınız?” diye sordu. “Samimi özel sohbetlerde Suriyeli meslektaşlarımın paylaştığı siyasi fıkralardan birisini paylaşırım. Ama bunu Türkiye’ye döndüğünüzde köşenizde yazmayacağınıza dair söz vereceksiniz.” dedim. Söz verdi. Anlattım; Türkiye’ye döndüler. Ertesi gün köşesinde ismim makamım siyah puntolarla yazılı şekilde, fıkrayı anlatan Türk akademisyen demiş ve yayımlamıştı. Siyasette, istihbaratta, ticarette de Yavuz Donat beyler gibi sözünü tutamayanlar, görüşmelerin muhtevasını “aramızda kalacak sözüne” rağmen anlatanlar var.

GİZLİ GÖRÜŞMENİN KODLARI

Biz de onlar sayesinde “gizli, çok gizli” görüşmelerin kodlarını okuyabilme imkânı buluyoruz. 23 Ağustos’ta yani İsrail savaş uçaklarının Suriye, İdlib vilayetindeki Ebu Duhur hava üssünü bombaladıktan beş gün sonra Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ABD gözetiminde Ürdün’ün başkenti Umman’da görüştü. Şeybani’nin resmi haber ajansı SANA’ya bakarsanız Şeybani, Gufman’a haddini bildirmiş. Medyamız ve elinde asalarla TV ekranlarında her konuda konuşmayı sevenler SANA haber ajansını referans aldı; açıklamalarını kopyala yapıştır yayımladılar.

İddialarına istinaden Şeybani; “Colan Suriye toprağıdır, İsrail işgali kabul edilemez, İsrail Suriye’de yaptığı hava saldırılarını durdurmalı, Suriye’de yaptığı tutuklamaları sona erdirmeli. İsrail, Hafız Esad döneminde sağlanan 1974 askeri çekilme ve sınır güvenliğine bağlı olmalı. 8 Aralık 2024’ten sonra (Esad sonrasında) Suriye’de işgal ettiği topraklardan çekilmeli, (dikkat edin tüm Colan’dan çekilmeli, 60 yıllık işgal sona ermeli) demiyor. Suriye bir egemen devlet olarak istediği ülkeyle (Türkiye) ordusunu eğitme, silahlandırma ve askeri ittifaklarını kendi milli güvenliğine istinaden seçme hakkına sahip olduğunu” Mossad Başkanı’na söylemiş. Şimdi saha gerçekliğine uygun görüşmenin muhtevasını analiz edelim.

SAHADAKİ GERÇEKLİK

Sahadaki güç dengeleri, ABD’nin bölgedeki patronajı ve Washington-Tel Aviv ekseninin dikte ettiği gerçeklikler üzerinden okunması gerekiyor. Tabloyu devletlerin kendi propaganda söylemlerinden arındırıp güç ve bağımlılık ilişkileri üzerinden yeniden ele aldığımızda ortaya çıkan resim şudur:

Washington’un (Trump yönetiminin) “Yeni Şam yönetimini oraya biz getirdik, biz tutuyoruz” anlayışı ortadayken; ABD’nin Terörü Destekleyen Devletler (SST) listesinden çıkarma jestleri ve yaptırım kartları tamamen bir “tasmalı kontrol” mekanizmasıdır. Şam yönetiminin dış politikadaki hareket alanı bağımsız bir devletten ziyade ABD’nin çizeceği sınırlara gebedir.

İsrail 18 Ağustos’ta Ebu Duhur Hava Üssü’nü vurarak Şam’a sınır çizdi. İsrail’in hava sahasını tek taraflı domine ettiği ve 8 Aralık 2024 sonrası sınır hattındaki işgallerini derinleştirdiği bir vasatta, Şam yönetimi masaya askeri dayatmacı bir lider olarak değil; İsrail askeri baskısını durdurması için Washington’a yalvaran ve şartları kabul etmeye zorlanan taraf konumunda oturdu. Şeybani, kâğıt üzerinde “egemenlik” gibi resmi diplomatik retorikler kullansa da sahadaki durum İsrail saldırılarını bitirmek ve Washington’un vereceği güvenlik şemsiyesine sığınmak için taviz alanlarını tartışmaktan ibaretti.

İsrail-Türkiye geriliminin sahaya yansımasını engellemek adına Ürdün’de ABD denetiminde bir “Operasyon Odası” kurulması masaya geldi. Bu, Şam’ın kendi topraklarını koruma yetisi olmadığının ve kontrolün tamamen ABD-İsrail mekanizmasına devredildiğinin somut bir göstergesidir.

Görüşme 23 Ağustos 2026 Pazar günü Ürdün’de yapıldı; ABD’nin Suriye’yi “teröre destek veren devletler” listesinden çıkarması ise 24 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. 45 günlük Kongre bildirim süreci tamamlanmıştı. HTŞ’nin SDGT statüsü de aynı gün kaldırıldı. Ve bunların arasındaki bağ şudur: Suriye yeniden inşa edilecekse, Suriye sahası sürekli İsrail-Türkiye çatışmasının alanı olamamalı. Zaten Washington’ın asıl hedefinin İsrail’i Suriye’den tamamen çıkarmak olduğunu düşünmüyoruz. Aynı şekilde Türkiye’yi de Suriye’den çıkarmak gibi basit bir hedef görmüyoruz. Washington’ın yapmak istediği daha ziyade: Türkiye, İsrail, Suriye arasındaki askeri rekabeti kontrol altına almak.

İSRAİL’İN ASIL DERDİ

Diğer senaryolar Washington’un bütün Suriye projesini bozar. Nitekim Şam’ın Ebu Duhur Üssü konusunda İsrail’e önceden güvence verdiğini açıklamıştı. Şam, havaalanında kalıcı Türk üssü kurulmayacağını da İsrail’e bildirdiğini deklare etmişti.

Buna rağmen saldırının gerçekleşmesi, meselenin yalnızca “İsrail-Türkiye” meselesi olmadığını gösteriyor. İsrail, Türkiye’nin içinde yer aldığı veya askeri imkânları sayesinde Şara yönetimindeki ordunun da ağır silahlara, yeni nesil askeri teknolojiye ve hava savunma sistemlerine sahip olmasını istemiyor. Zira İsrail, özellikle HAMAS tecrübesinden sonra, bugünün “işbirlikçilerin, müttefik görünenlerin, durumu kabullenmiş görünenlerin” yarın neye ve nasıl dönüşeceği kaygısı, şüphesi ve korkusuyla yarını hesaplıyor.

Özetle, Washington artık Şara yönetimini izole ederek dönüştürme politikasından, Şara yönetimini sisteme dahil ederek kontrol etme politikasına geçmiş durumda.

Washington’un Şam’a mesajı da şu:

“Türkiye’nin himayesindeki Suriye” değil, “uluslararası sistemle bütünleşmiş Suriye”. Dolayısıyla ABD, Türkiye’nin Şam üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırmak yerine, Türkiye’nin etkisinin tek belirleyici olmasını da istemiyor. Bu denklemde cevabı aranan anahtar soru şudur: “ABD Suriye’de kalenin kapısını açacak bir ortak (Türkiye) mı aradı, yoksa Sayın Erdoğan bu ortaklık içinde kalarak kendi anahtarını mı yaptı?”

AYDINLIK

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın