araştırmaları, Amerikan polisinin sergilediği şiddetin, siyahilere yönelik
darp, yaralama ve sistematik olarak katletme eylemlerinin insanlığa karşı
cinayet sayıldığını belirtip bu durumun incelenmesi gerektiğini ve uluslararası
kurallara uygun olarak da takip edilmesi gerektiğini vurguladılar.
11 ülkeden karma komisyonda bir araya gelen 12 insan hakları
uzmanı, sarsıcı 188 sayfalık raporda,
Amerika’nın uluslararası kuralları ihlal etmekte sabıkalı bir ülke
olduğu ve kimi zaman da insanlığa karşı cinayet işlediğine vurgu yapıldı.
Bu insan hakları uzmanları,
polis güçlerinin adam öldürmeleri ve de işkence, eziyet ve insanlık dışı
girişimlerde bulunmaları hususundaki raporlarında bu girişimleri, Amerikan
siyahi toplumuna karşı sistematik saldırı olarak değerlendirip bu girişimleri
cinayet olarak saydılar.
Bu komisyonun raporu,
siyahi Amerikanlara karşı sistematik ayrımcılığın etkisini açıkça gözler
önüne sermektedir. Bu raporda şu
ifadelere de yer verilmiştir: ” Amerika Birleşik Devletleri iki yasal
sistemi uygulamaktadır. Biri beyazlara has olan öbürü de Afro Amerikanlara has
olan sistemdir. “
Komisyon, Amerika’yı uluslararası taahhütleri ve insan
haklarını ihlal etmekle suçladı. Bu açıdan Amerika’da polis ve güvenlik
yapısına hakim kurallar, polis
memurlarının yasaları uygulama süreci, özellikle de arabaların durdurulması ve
siyahilerin aranması ve hedef alınması da eleştirildi ve ırka dayalı bu
aramalara karşı pasifliğin durumu daha da vahimleştireceği belirtildi.
Dünyanın dört bir yanından önemli sayıda insan hakları
uzmanının çalışması olan bu önemli raporun yayınlanması, ABD polis ve güvenlik teşkilatının
siyahilere yönelik eyleminin suç niteliğinde olduğunu gösteriyor. Bu uzman bu suçu insanlığa karşı cinayet
bile sayıp bu cinayetlerin uluslararası hukuk kurumları özellikle de
uluslararası ceza mahkemesinde takip edilmesini istiyorlar.
Özellikle siyahi Amerikan George Floyd’un 25 Mayıs 2020’de
Minneapolis’te “Derek Chauvin”
adlı beyaz bir polis memuru tarafından acımasızca ve gerekçesizce
öldürülmesinden sonra Amerikan polisinin acımasız şiddeti meselesi, Amerika
Birleşik Devletleri’nde yaygın protestoları fitilleyen ve dünya çapında ilgi
gören bir mesele haline geldi.
Bunun ardından Amerika genelinde büyük ölçekli protestolar
başlamış oldu. Bu protestolar “Siyahilerin Hayatı Değerlidir”
hareketi biçiminde tecelli etti. Dereck Chauvin’in üçüncü derece cinayetten
hakkında açılan dava yaklaşık üç hafta sürdü ve son olarak, 20 Nisan Salı günü,
yargıç, savunmasını mahkemede reddeden Dereck Chauvin’i suçlu saydı.
Dünya İşkenceyle Mücadele Örgütü başkanı Hina Jilani ise siyahi
George Floyd’un katilinin mahkumiyetinin komisyonun görüşlerinin bir kanıtı
olduğunu vurgulayarak, “Birinin tutuklanması sırasında güç kullanılması hem
insanlık dışıdır hem de açıkça işkence yapmak ve ölüme maruz bırakmaktır.”
dedi.
Burada önemli olan nokta, bu mahkeme kararının ABD
Cumhuriyetçileri tarafından eleştirilmesidir.
Bu da gösteriyor ki, özgürlük ve insan hakları talep eden bu
ülkenin egemenlik düzeyinde, siyahi bir vatandaşı soğukkanlılıkla ve hiçbir
gerekçe göstermeden öldüren bir polis memurunun açıktan savunulması gerçeği söz
konusudur. İstatistiklere göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahilerin
polis tarafından öldürülme olasılığı beyazlara göre üç kat daha fazladır.
Gerçekte, Amerikan toplumunda siyahiler de dahil olmak üzere
ırksal ve dini azınlıklara karşı büyük bir beyaz ırkçı şiddeti söz konusudur.
Bu bağlamda beyaz polislerin de rolü belirgindir.
11 ülkeden insan hakları uzmanları tarafından yayınlanan
raporun yayınlanması, yaygın şiddet ve siyahi Amerikalıların ABD polisi
tarafından öldürülmesi meselesinin Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından
insanlığa karşı bir suç olarak uluslararası düzeyde ele alınması gerektiğini
gösteriyor.
Parstoday
