“Global Research” uzmanı, ABD’nin hegemonyasını sürdürmek amacıyla Rusya, Çin ve İran’a karşı hibrit bir dünya savaşı yürüttüğünü vurguluyor.
“Global Research” bünyesindeki Rus uzman, bir analizinde ABD’nin Rusya, Çin ve İran’a karşı hibrit bir dünya savaşı yürüttüğünü ve bu gerçeğin farkında olunmasının Rusya’nın gelecekteki politika yapım süreçlerini iyileştirmeye yardımcı olabileceğini belirtti.
Valdai Kulübü Program Direktörlerinden ve Rusya Uluslararası İşler Konseyi Genel Direktörü İvan Timofeev, Haziran ayının sonlarında “Çağdaş Uluslararası Politika: Kaos mu, Dünya Savaşı mı?” başlıklı düşünce ayıklayıcı bir makale yayımladı. Timofeev; Ukrayna savaşı ve 3. Basra Körfezi Savaşı gibi kritik çatışmalar dahil olmak üzere dünya genelinde tırmanan gerilimlerin, bir dünya savaşının işaretinden ziyade realizm okulu temelinde uluslararası sistemdeki kaosun derinleştiğini gösterdiğini savunuyor.
Timofeev’in görüşüne göre: “Dünyanın farklı noktalarındaki silahlı çatışmalar, geçmiş dünya savaşlarının temelini oluşturan belirgin güç merkezleri arasındaki mücadelede tek bir mantığı izlemekte zorlanıyor. Basra Körfezi krizinin Ukrayna savaşıyla bağı zayıftır. Her ikisi de ABD’nin kendi hegemonyasını koruma çabasının bir parçası olarak görülebilir. Ancak sorun şu ki, Washington karşısında tek parça ve tutarlı bir rakip bulunmuyor… Buna bağlı olarak, şu anda karşı taraflardan oluşan net küresel ittifaklar mevcut değildir.”
Fakat gerçekte ABD’nin hegemonyasını korumaya yönelik söz konusu kampanyası; Zbigniew Brzezinski’nin bu ülkelerin —özellikle Çin ve Rusya’nın stratejik yakınlaşmasının— Avrasya süper kıtasını bütünleştirmesini ve ardından ABD’yi buradan çıkarmasını önleme yönündeki görüşüne uygun olarak, eş zamanlı şekilde Rusya, Çin ve İran’ı hedef almaktadır.
Bu üç ülke birbirlerinin resmi müttefiki olmasalar da bu durum; Ukrayna savaşını, NATO benzeri bir modelle AUKUS+ ittifakı üzerinden Çin’in kuşatılmasını ve 3. Basra Körfezi Savaşı’nı birbirine bağlayan tekil mantığı etkilememektedir.
Timofeev açıklamalarına şöyle devam ediyor: “Batı ile Rusya arasındaki mevcut hesaplaşma bir dünya savaşının parçası mıdır? Hayır, çünkü ortada bir dünya savaşı yoktur. Aksine bu hesaplaşma, Soğuk Savaş’ın bitişinin ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının uzun vadeli bir sonucudur. Bu uzun süreli tırmanmada Batı, askeri altyapısını doğuya doğru genişleterek ve Soğuk Savaş sonrası ülkeleri kendi nüfuz alanına çekerek Soğuk Savaş sonuçlarını kendi lehine sabitlemeye çalışmıştır. Ukrayna bu sürecin kilit hedeflerinden biri olmuştur.”
Bununla birlikte, geçen yılın Ağustos ayında tanıtılan “TRIPP” (Trump’ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu) planı ikili bir amaç gütmektedir: Bir yandan NATO benzeri bir askeri lojistik koridoru olarak Orta Asya’ya uzanmakta ve dolayısıyla eş zamanlı olarak Rusya, Çin ve İran’ı tehdit etmekte; diğer yandan ABD’nin bu üç ülke arasında nifak tohumları ekip “böl ve yönet” politikası uygulama planlarını her zamankinden daha verimli hale getirmektedir. Ayrıca bu plan, Rusya çevresinde oluşturulan “kordon sanitaire” (güvenlik kuşağı) halkanın yalnızca bir parçasıdır; Kuzey Kutbu ve Baltık Denizi bölgesinde İngiltere öncülüğündeki girişimler, Orta Avrupa’da Polonya öncülüğündeki adımlar ve Kuzeydoğu Asya’da Japonya öncülüğündeki eylemler vasıtasıyla…
Bu kuşatma halkası daraldıkça Rusya, Çin ve İran daha zorlu jeopolitik konumlarla karşı karşıya kalacaktır. Bu durum, söz konusu ülkelerin üzerlerindeki baskıyı bir nebze hafifletmek adına ABD ile dengesiz anlaşmalara imza atma olasılığını artırmaktadır; bedeli ise ABD hegemonyasının korunması —ve hatta belki de güçlenmesi— olacaktır.
Bununla birlikte, Rusya ve Çin nükleer güçlerdir; bu nedenle ABD’nin üzerlerindeki baskı ve zorlaması, 3. Basra Körfezi Savaşı’nda İran’a karşı yapılanın aksine, doğrudan konvansiyonel bir savaş olarak değil, hibrit savaş çerçevesinde kalmaya devam edecektir.
Dolayısıyla, günümüz uluslararası politikasının zaten ilan edilmemiş bir tür dünya savaşıyla nitelendirildiği savunulabilir; her ne kadar bu savaş hibrit bir yapıya sahip olsa da. Timofeev bu durumu açıklarken, 2025 baharındaki Hindistan-Pakistan çatışmaları ve Karabağ’da devam eden savaş gibi diğer anlaşmazlıkların kısmen uluslararası sistemdeki kaosun tırmanması sonucunda şekillendiğini belirtsse de, bu durum ABD’nin Avrasya genelinde Rusya, Çin ve İran’a karşı yürüttüğü geniş kapsamlı kampanyanın fiilen bir dünya savaşı sayıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle Rus politika yapıcılarının planlamalarını bu doğrultuda gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
