demokratikleşmesi adına verilen mücadelenin neticesinin ‘büyük bir hayal
kırıklığı’, durumun da felaket olduğunu belirterek, “Bu saatten sonra
görünen manzara net. 2022 içinde bir seçim olacak. Bu işin 2023’e kalması
imkansız artık” dedi.
Nagehan Alçı bugünkü yazısında, Türkiye’deki siyasette
tansiyonun yükseldiğini ve gerilimin ger geçen gün artığını söyledi.
“Hem Tayyip Erdoğan’dan hem Kemal Kılıçdaroğlu’ndan hem
Devlet Bahçeli’den hem de Meral Akşener’den çok sert açıklamalar ardı ardına
geliyor. Siyasette tansiyon yükseliyor, gerilim artıyor. Son 1 hafta içinde bu
4 lider de birbirilerini hapishaneye atmaktan, kaçarsa kovalayıp yakalamaktan
bahsetti. Mecazen değil, açıkça hapis tehdidi savurdular birbirlerine”
diyen Alçı, yazısının ilgili bölümünde şunları kaydetti:
“Paraları alıp kaçacaksın, seni kovalayacağım”
laflarından “Ranzanı hazırla”ya, “Sen müebbet
yatacaksın”dan, “Çürükler sürtükler”e…
Zaten bir açıkhava tımarhanesi haline gelmiş toplumu daha da
delirtecek açıklamalar bunlar.
Türk siyasi tarihinde 80 öncesi süreçte liderlerin
karşılıklı çok ağır sözler sarf ettiği görülmüştür. Ecevit ile Demirel
birbirlerine terörist bile dediler ama birbirilerini hapishaneye atacaklarını
hiç söylemediler. Çünkü sivil siyasetçilerin böyle bir güce sahip
olmayacaklarını biliyorlardı.
Siyasetçileri hapse atabilme gücü her zaman askerdeydi.
Nitekim 12 Eylül günü TSK iktidara el koydu ve hem Ecevit’i hem Demirel’i hem
Türkeş’i hem Erbakan’ı cezaevine gönderdi.
Türkiye’nin sivilleşme mücadelesini militarizmin bu gücü
sivil siyasetçilerin eline geçsin de düzen aynı kalsın diye yapmadık. Ama sonuç
böyle oldu maalesef.
Türkiye’nin sivilleşmesi ve demokratikleşmesi adına verilen
mücadelenin neticesi büyük bir hayal kırıklığı. Durum bir felaket.
Bu saatten sonra görünen manzara net. 2022 içinde bir seçim
olacak. Bu işin 2023’e kalması imkansız artık.
Türk siyaseti bir Amok koşusuna başladı.
Amok, özellikle Güneydoğu Asya kültüründe “cinnet”
halini tanımlamak için kullanılan bir kavram.
Amok halindeki kişiler bir kötülüğe uğradığına ya da
uğrayacağına inanırlar ve bunu engellemek için delice hareketler yaparlar.
Hem iktidar hem de muhalefet cephesinin bugünkü ruh
hallerine ne kadar benziyor değil mi?
Eline gelen her şeyi karşı tarafa atan bir cinnet hali bu
çift taraflı yaşadığımız.
Aklıma Stefan Zweig’in büyük başyapıtı “Amok
koşucusu” novellası geliyor…
Son 1 senedir bu köşede defalarca Türkiye’nin
cumhurbaşkanlığı seçimini yapmaması gerektiğini, seçim öncesinde başbakanlık
sistemine dönüşünün şart olduğunu yazdım.
Hatta ekranlardan siyasi liderlerimize yalvardım.
Hiç kimse bu fikirden yana olmadı. Benim sözlerim boşlukta
kaldı.
Parlemantarizme geçiş konusunda uzlaşan 6’lı masa bile illa
önce cumhurbaşkanlığı seçimini yaşamak istedi. Sonrasında sistem değişikliğini
savundu.
Bence 6’lı masa adına bu doğru strateji değildi. Türkiye’yi
normal bir ülke olarak değerlendirerek çok büyük hata yaptı 6 lider.
Artık çok geç…
Bu ihtimal kalmadı.
Mevcut sistemin özünü tartışmadan “Kim aday olsun”
saçmalıklarıyla son 2 sene oyalandı tüm ekranlar. Tam bir aldatmacaydı bu.
Maalesef bu tartışmaların tüm katılımcıları o aldatmacanın
bir parçası oldular. Buna ben de dahilim.
Çok söyledim…
Türkiye’nin bu başkanlık seçimleri kazan-kaybet olmaz,
kaybet-kaybet olur diye…”
