Rasthaber –يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ.
“Ey insanlar! Allah’ın vaadi haktır. Dünya hayatı aldatıcıdır. Aldatıcılar ’da Allah’ın adını kullanarak sizi aldatmasın.”
Bir önceki yazımızda Batının insanları hakları duyurusunun hakkaniyetten uzak, hapis ettiği «Eşitlik özgürlük Demokrasi» üzerine kurduğu adaletsizlik düzenini deşifre etmiştik. Ve sonuç olarak «Bizlerin Hayat bakış prensibi; Allah’ın kâinat ve bizleri yaratış felsefesi olan, «uyum, denge, gereklilik/dayanışma ve Sevgi» denkleminin hakkaniyet ve adalet ile şereflenerek, ilahi öğretiden beslenip mükemmelliğe yönelmektir.» demiştik.
Biz, insanlığın egolarını tatmin etme arzusu hayatımızda öylesine bir karmaşa oluşturmuş ki buda bizlerin yaratılışın «Denge, Uyum ve gereklilik» üzerine inşaat edilmiş olmasını görmemize engel olmaktadır.
Bu dengeyi daha iyi anlamak için kavramamız gereken asıl olan iki temel;
1-) Yaratıcı: Her şeyi kapsıysan (kâinat, farklı boyutlar, aklımızın almadığı ve bilmediği her şey) ne başlangıcı ne sonu olmayan, tek olarak her şeye sahip ve her şeyi yapabilen düşüncelerimizi ve hayal gücümüzü aşan bir güç olan Allah’ın varlığı. Bu gücün bizdeki çağrışımı «Maneviyattır.» Buna Karşın Batının (Maddeci) tanımı, bilinmeyen & bitmeyen sonsuz «Enerji» çağrışım ise «tesadüfler» zincirdir.
2-) Yaratılanlar: Her şeye muhtaç olan, tek başına varlığını sürdüremeyen, Beşer, canlı cansız her tür varlıklar. Bizlerdeki çağrışımı «Mahlukat & İnsan» Batı tanım «Organik ve organik olmayan Madde»
Batının insan tanımı, İnsan eşittir madde, ağaç eşittir Madde. Dolayısıyla Ağaç eşittir insan. Batı terminolojisi insanı sadece bir madde olarak telaki etmektedir. Ruh ’un varlığı belirsiz ve yoktur. Dolaysıyla Batı sistemlerinde insanı üstün kılan tek faktör insanın Madde yapısı vücudu ve geçirdiği evrimleridir. Bu ise insanın kendi öz varlığı olan ruhu inkâr etmesidir.
İnsan ruhunu dikkate almadan, hiç sayarak yapılan her türlü formül «Madde & Madde ya da Dünya & Dünya »dır. Dolayısıyla İnsan hayatının varlığını sadece maddeni başlangıcı ve bitişi olarak görmektedir. Asli itibari bati ideolojisi varlık boyutundan sadece bir segmandan(sekans) bahsetmektedir ki sadece Madde’nin fiziksel & morfolojik yapısı söz konusudur. Dolaysıyla bu bir yanılgıdır, bir büyük yanlıştır ve insanın kendisini kandırması ve kendini eksik tanımlamasıdır.
Buna karşın Maneviyat insanı ele alırken «Ruh & Madde ya da Maneviyat & Dünya» olarak alır ve tüm tanımlamaların bu ikilini özel yapılarının oluşturduğu «Dengeyi & Uyumu ve Gerekliliği» bir bütün olarak alarak yapar. Dolaysıyla hayatinin varlığı maddeni başlangıcı ile başlamaz maddenin bitişi ile de bitmez. Yani İnsanı insan yapan sadece Madde (vücut) yapısı değildir. Fakat Madde vücut ile Ruhun oluşturduğu mükemmellik (uyum & denge) insanı insan kılar bu ise maneviyat inancı ile mümkündür.
Maneviyat; Yaratılanın, yaratıcısını tanıması, inanması ve inancını sevgiyle ilan edip yaşaması ve o inanca hiçbir şeyi ortak koşmamasıdır. Bu maneviyat insanı güçlü ve üstün kılar. Madde terminolojisin tanımında ki gibi İnsanın üstün kılan ne rengidir ne ırkıdır nede cinsiyetidir. Üstünlük, sadece Takvadadır ki o da Allah (cc) olan yakınlıktır. Maneviyat derce ölçüsüdür.
Takvanın kriterleri nelerdir? Allaha yakınlık derecesinin ölçüsü nedir?
• Ahitleşme (Bilmek/tanımak):
Rabbin kim? «Hani Rabbin, Âdem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahit olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.» (A’raf 172)
İnsan oğlunun bildiği fakat unuttuğu fıtratı duygu olan «Yaratıcı Kim?» İnsanın Rabbini aramasına vesile oldu. Bu duygu, kendin insanda İnanç olarak gösterdi. İnanç öylesine bir duygu ki insana aşır bir güç vermekte ve tutacağı hayat (dünya) yolunu belirlemekte. Fakat İnsanın Azılı düşmanı da İnsanın bu duygusunun bilincinde. Âdem oğlunu kandırmak için her yolu kullan insanın azılı düşmanı, insanın Allah’a olan inancına el atmıştır, öğlesine ki insanların gerçekleri görmemesi, Allah’a verdiği sözü hatırlamaması için insana vesveselerle yalan vaatteler de bulunarak hakikati gizlemeye çalışmış ve çalışmaktadır. «Allah size vaatte bulundu ama bende vaatte bulundum fakat yalan söyledim.» (İbrahim-22)
• Hür irade (İnanmak);
«Hani Rabbin, Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti. Onlar da: ‘Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi var edeceksin?’ dediler. (Allah:) ‘Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim’ dedi.» (Bakara-30)
«İnsan kendindeki gizli gücün (Ruhunun) farkında olmayan bir cahil ve cahil olduğu içinde pervasız ve de cesurdur» (MKT)
Allah (cc) insanı yaratıktan sonra, insanın «Hiçbir şeyden (bilgimiz) haberimiz yoktu» dememesi için insan ile sözleşir; Rabbiniz kim? Bizlerde, bizi yaratana karşı O’nun yüce zatını Allah olduğunu teyit ederiz; Rabbim Allah’tır. Bu andan itibaren hür irademizi Rabbimize inanarak elimize almışızdır. Kısaca, İnsan Hür iradesini Yaratanın tanımakla, inanmakla, Ruhun (öz bilincinin) varlığından haberdar olduktan sonra sahip olmuştur. «…Ve ona ruhumdan üflediğimde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.» (Hicir- 29).
Allah’ın varlığını inkâr edenler gerçek anlamda Allah’ın varlığına inanırlar, Fakat Ruhlarını çevreleyen (inkâr ettiren) maddiyat perdesi gerçekleri görmelerini engelleyen bir hicap olur. Bu ise onların hayata bakış değerlerini maneviyat (Ruh & madde) olarak değil de «Madde & Madde» kıldığı içindir. Dolaysıyla kullandıkları terminolojide Yaratıcı Allah’tır yerine; sonsuz güç, tabiat, Enerji gibi isimlerle maddeleştirirler ama velakin Ruhluları, Allah (cc) Madde olmadığını bildiği içinde ruhlarda bu tanımlamalara inanmaz. Çünkü Ruhlar Allah’ı bilir & tanır. « Inne lillah ve inne ileyhi rajioun » (O’ndan geldik O’na döneceğiz)
İnsan kendindeki gücü görebilmesi ve onu en mükemmelle şekilde kullanması için hür iradesine sahip olması şarttır. Acaba Bizler, İlim & Bilim & teknolojiyle gerçekten hür irademize sahip olabiliyor muyuz? yoksa kendimize yeni putlar mı icat ediyoruz?
Kendi hür iradesine sahip olmayan denizdeki bir başı boş mayına benzer. Örneklersek; Katil elindeki bir bıçak ile bir insani öldürdüğü gibi. Bir doktoru aynı bıçak ile bir hayat kurtarır. İlim, teknoloji, bilim birere araçtır, kullana ise insanın hur iradesidir. Ya da şöyle bir benzetmede yapabiliriz, hur iradesine sahip olmayan bir şahıs, üzerinde oturduğu dalı kesen şaşkına benzer. Hayvanlardan da daha aşağı bir hal aldığı gibi hür iradesini ikinci şahsa kiraya verendir. Bir halk deyimi vardır; “Yemeyenin malini yerler giymeyeninde elbisesini giyerler” derler, buna ek olarak “Hur iradesine sahip olmayanında birileri kullanır.”
Hayvanlar ve diğer tüm canlılar (mahlukat) Allah’ın emrine «insana secde et» itaat etmişlerdi. Sadece İblis hariç, onun kibirli, kendini beğenmiş (bencil) hareketi, kendisini cennetten kovdurmuştu. Bu ise ona (şeytana) çok ağır gelmiş ve kendine tek bir hedef belirlemişti. Çünkü kendisi (iblis), Âdem atamızdan ötürü cennetten kovulmuş ve cennet ona yasaklanmıştı. Bizi (Âdem oğullarını) saptırmak, alçaltmak, Allah’ın gözünden düşürmek ve kendi haklılığını (üstünlüğünü) ispat etmek için iblis, Âdem & Hava atalarımızı cennetten çıkarmak intikam almak istiyordu. Böylece şeytan, (kibrinden, kini ve nefretinden ötürü) o beklenen malum güne dek düşmanımız olduğunda böylece ilan etmiş oldu.
• Nefisle tanışma ve Dünya Hayatı (Yaşamak & ilan etmek):
«Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.» (Taha 121)
Şeytan, ilk vesveseyi âdem atamız cennete iken verdi “Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümdarlığı göstereyim mi?” (Taha-117-119) ve ilk olarak da Allah’ın adını kullanarak âdem atamızı vesvese & vehimle kandırdı “Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf melek olmayasınız ya da Cennette ebedi kalmayasınız diye size şu ağacı yasakladı.”(Araf-20).Yani bundan yerseniz, ya yemek içmek ihtiyacından melekler gibi müstağni olursunuz (ihtiyaç duymazsınız), yahut ölüm yüzü görmez, ebedî kalırsınız, diye bir taraftan onları Âdem’e secde ile emredilmiş olan meleklere imrendirmek, bir taraftan da maddî sebebin, ilâhî takdiri değiştirebileceği şüphesiyle ne olursa olsun bir sonsuzluk ve devamlılık sevdasına düşürmek istedi ve şeytan ilk olarak burada Allah’ın adını kullanarak Adem & hava atalarımızı yanıltmış oldu. Âdem atamızın Allah emrine «Bu ağaca yaklaşma» itaat etmemesi, İnsan oğlunun Nefsi ile tanışmasına ve dünyadaki yaşam serüveninde başlangıcı oldu.
Âdem atamız nefsini tanıması, şeytanın vesvesesiyle hareket ettiğini anlayıp, şeytanın Allah’ın emrine karşın yaptığı* gibi yapmadı. *«Şeytan, Âdem secde edin emrine itaat etmedi ve de af dilemek yerine tam aksin, kibirlendi, kendini haklı olduğunu ispat için Allah’tan süre talep etti ama cennetten sürüldü, cehennemin varlığını oluşturdu.» Âdem atamız ise tam aksin Allah (cc) dan af diledi ve Allah (cc) affını kabul etti. «…Sonra Onun tövbesini kabul etti.» (Taha-122). Âdem atamız ve hava annemiz Cennetten kovulmadılar fakat Âdem & Hava atalarımızın aldıkları yeni morfolojik yapılarından dolayı cennete kalmaları artık mümkün değildi.
Önemli açıklama; Âdem atamız o malum ağaca yaklaşmakla Allah karşı isyan etmedi, sadece Kendi gerçek yapılarını tanıdılar «nefsi ve madde yapısı» çünkü Âdem atamız meleklerden ve cinlerden her yönüyle çok farklı yaratılmıştı. Mesela yeni yürümeye başlayan bir çocuğunuz, siz ona diyorsunuz ki “çocuğum, sobaya yaklaşma yoksa cani yanar”. Fakat çocuk sobaya merakından dolayı yaklaşıyor ve cani yanıyor. Sizin yeni yürümeye başlayan evladınız sobaya yaklaşmakla siz karşımı gelmiş oldu? Hayır, çünkü karşı gelmek ya da hata yapmak daha ne olduğunu bilmemekte.
İnsan oğlunun dünya serüveni başlamış oldu. Bu serüveninde kendisini her konuda yanıltmak için sinsice eşlik edecek azılı bir düşmanı vardı ve Âdem oğullarının peşini o belirlenen malum güne kadar hiç bırakacak da değildi. Nitekim Azılı Düşmanın dünyada ki İlk başarısı Ademin oğulları arasındaki kavgada Kabili kandırarak kardeşi Habil’i öldürmesini sağladı.
İnsan oğlu Dünya Hayatındaki kullandığı madde yapısıyla (vücudunun şekil almasıyla) kendinin tanımadığı nefsi ile de tanışmış oldu. İnsani duygularımız; sevgi, hırs, intikam, inanç, bağlanma, inkâr etme, ihanet, feda etme, yanılma, vs., …. Hâkim olması zor olan aşırı duygular ile karşı karşıya kaldı. Bu duyguları öylesine ki İnsanı insan yapan aynı zamanda insanı hayvandan da daha aşağı alçaltan duygusal güçlerdi. Bu duygular yüce duygulara dönüşebileceği gibi alçak duygularda dönüşebiliyordu. Var olan iyi aynı zamanda insanın eliyle kötüye dönüşebiliyordu.
«İyiyi yap iyiyi yaş. İyiyi yapıyormuş gibi yapıp kötüye dönüştürme»
İnşallah devam edecek……
Mustafa Kemal TASPINAR
5 Aralık 2020
