Rasthaber – BismillahiRahmanniRahim,
Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a, salatu ve salam O’nun Resulu ve temiz Ehli beytine olsun.
Bölüm-2 : « Eğer Bunu yapmaz ise peygamberlik görevini yapmamış olursun !!! » (Maid-67) Peygamberimizin bir hadisi ; « Kim Zamanını imamına Biat etmeden ölürse cahiliye ölümüyle (inkarcı) sıfatı ile ölür ».
Bu ayetin içerdiği ve bizlerin cevabını bilmesi şart olan sorular ;
1-) Peygamberimiz HANGI Tebliği yapmasaydı! Peygamberlik görevini yapmamış oldurdu?
2-) Peygamberimiz Eğer o gün Tebliği yapmayıp! herşeyi oluruna bıraksaydı ne olurdu ?
3-) Zamanın imamı kimdir ? ve nasıl tanırız?
Ben ikinci sorudan başlıyacağım, birinci sorunu cevabı anlaşılsın ki üçüncü soru tam olarak anlaşılsın.
2-) Herşeyden önce Allah’ın emrine karşı gelmiş olurdu ve Peygamberlik ve İmamet görevini ihya etmemiş olurdu. Tebliği edilmesi gereken konu, ilahi mesajların korunmasını ilgilendiren bir konu idi O konu Hakikatin kadim çizgisi idi.
Bazılarımızın dediği ; « Haram ve Helanın tanımı için Kuran bize yeter. Dolayısıyla helal ve haramın kuran terminolojisi ile yapılmıştır vede Bizi yönlendirmede yeterlidir. Kuranın varlığından sonra Peygamber ve İmametin ne gereği var » diyenlere bu ayet açıkça bir cevaptır !!. Evet Kuranı kerim mutlak tartışılmasız bir mihenk taşıdır. Doğrudur ki Kuran olmaz ise hiç bir doğrunun olmayacağı tartışılmaz bir hakikattır. Ama Kuran-ı korunmuş kılan Peygamberimizin bu yaptığı tebligattır. Fakat Allah bu tebligattan sonra buyuruyorki ; « Bu gün size nimet olarak verdiğimi tamaladım. Dininizi Kemal’e erdirdim ve dini İslam seçtim» Allahın bahsettiği o günüde ne olmuşta kuran tamamlanmış oldu ve Din ise kemal’e erdi ?
Yine sadece Kuran bize yeter diyenler diyeceki ; « Bak işte Allah her şeyi tamamlamış, eksik birşey bırakmamış yani artık kurandan başka bize yol haritası olamaz. üstelik Allah (cc) Kuran’ı koruyacağını garanti etmektedir »
Hassas olan nüans tam burda, Allah’ın buyruğuna baktığımızda kullandığı kelimeler çok önemli « Bu gün, bu tebliğini yapmaz isen, Ey Peygamber görevini yapmamış olursun.» Anlaşılması gereken husus ; Konunun daha önce Kuranda kalıp olarak açıklanmış olması; « Emrimizle doğru yolla ileten imamlar/önderler tayin etmiştik » (Secde-24); « Onları emrimizle hidayete erdiren imamlar/önderler kıldık » (Enbiya-73). Burdaki önemli nokta Emrimizle (ilahi tebliği) olmasıdır. Buna karşın Başka bir ayette ise ; « ve onları, Halkı ateşe çağıran imam/önder yaptık ve kıyamet gününde onlara yardım edilmez » (Kasas-41)
Iki Önder ! Fakat önderin bir ateşe çağırken ! Diğer Önder ise Kurtuluşa çağırmakta. Nasıl bu farkı anlıyacağız ? Anlamak için kriterleri varmıdır ?
3-) Peygamberimizin Hadisi ; « Kim Zamanını imamına Biat etmeden ölürse cahiliye ölümüyle (sapıtmış) sıfatı ile ölür ».
Allah (cc), kuranda bununda kalıp olarak açıklamasını yapmıştır ; «Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun » (Enbiya-7); « İmanda ve sözde doğru olan » (Tevbe-119). Allah’ın açıkça yapılması gereken tebliğinin kalıplarını ima etmiştir. Açıklamasını, Peygamberimizin kendisinin ilan etmesi gerekmektedir. Vede o ilan edilen tebliği her şey tamamlayandır. Bizlerin her durumda bilmesi, bilincine varması ve itaat etmesi gereken en önemli konu. Eğer biz o tebliği bilmez ve itaat etmez isek ! Bizler Allah’a olan görevimizi ve inancımızı tam yerine getirmemiş olacağımızdır. Vede bu ise bizde(şahsa has olarak) Kuran’ın korunması gerçekleşmeyecektir. Yani Dini eksik yaşayacağız, bizi cahiliye dönemi inancına götürecek yani bizleri sapıklıklara, yanlışlar yönlendirerek dinin ilahi olmaktan çıkacağının göstergesi olacak ve bizler ateşe çağıran önderlere uymamızı sağlamış olacaktır.
Allah (cc), Neden şimdiye kadar kullanmadığı bir üslup kullandı ?
O gün Dini kemale erdiren emre dikkatimizi çekmemiz şarttır ve bizim bilmemizi ve itaat etmemizinde farz olmasıdır. Nerden anlıyoruz ? Zira Allah (cc), Peygamberimize ağır bir hitapta bulunmaktadır. « Eğer Bunu yapmaz ise peygamberlik görevini yapmamış olursun !!! » Bu emir, Peygamberimiz ve müslümanlar için hayati bir konudur !! Bu mesaj, yukardada belirttiğimiz gibi, Peygamberimizin kuran ile getirdiği tüm helal ve haramlara yön verecek, koruyacak, kısaca Dinin korunmasını sağlayacak, Hak ile Batıl arasında ki çizginin açıklamasından başka bir şey değildir.
Herkes, Kuranı kavramasını, anlaşılmasını, tanımlamasını, açıklamasını farklılık olmadan yapabilirdi. Ama bu mümkün değil. Çünkü bizlerin yaratılış halleri, yaşadığımız ortamlar, aldığımız eğitim terbiye vs. bizlerin arasında farklılar kılmıştır. Çünkü Allah’ın sünneti böyle. Bu durumda alınması gereken hakikat hangisi olmalıdır? Peygamberimizin Sünnetidir diyeceğiz. Ama, Kim Peygamberimizin sünnetinin gerçekliğine/doğruluğuna garanti verecektir? Peygamberimize mal edilen o kadar uydurma, yalan, saptırılmış hadis var ki. Onları nasıl ayırt edebiliriz?
Bu ancak Kuran ve Peygamberimizin hadisi arasında çelişkilerin olmamasıyla olacaktır. Eğer, Kuran ile « Her yol Kabeye çıkar » dersek ; Şöyle düşünün Kabe’ye gideceğiniz otobüs, her şeyi ile tastamam mükemmel ve tüm konfor dahil kabeye gidiyorsunuz. Size eşlik eden Rehber ;
• Bir yol var ki ; Dolambaçlı, bozuk, uçurum kenarı ve Allah’ın adıyla sizi sapıklıklıkların olduğu, eşkiyalar tarafından zülüm yapılan, hak ve hukuk tanımıdan uzak, have ve hevesler, kölelik sistemine dayalı, vurduğum vurduk, dediğim dedik, Saray padişahlarının ve Din tüccarlarının hizmetinde ve bu zihniyet varıyasonlarıyla olan (muaviye takipçileri zihniyeti ve şu an Suudi Kraliyet ailesi vb. yaptığı gibi) bir yoldan sizi Kabeye götürüyorsa !! Kuran derki ; « Şeytan, onlara amellerini güzel gösterdiği zaman, “Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: “Ben sizden kesinlikle uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah’dan korkarım. Ayrıca Allah’ın azabı çok çetindir. » (8:48), « İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: “Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaat etti, ben de size vaat ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır! (14:22)
• Bir yol var ki direk, otoyol, hiç bir hile, yalan ve zulümün yapısında olmayan, pak ve temiz, hakkaniyet ve adalete üzerine, hiç bir yere sapmadan, (Peygamber ve her türlü pisliklereden arınmış Peygamberimizin Ailesi) giden bir yoldan sizi Kabeye götürüyorsa. Her iki yolada Kabe’ye götürüyor diyoruz. Ama Hangisi gerçekten kabeye götüren yol?
Hakikat tektir. O yol ise Kurana Tabii olarak Peygamberimiz ve Ilahi önderlerin / Imamların gösterdiği yoldur. Bu farkı anlamak için alim olmamız gerekmez sadece halis niyet ve salih amel ile Tevhidi yaşamak & yaşatmak ile olur.
Hz.Fatma Annemizin herkes tarafından Allah’ın katındaki en seçkin yeri, iman ve yücelik olarak en üstün bir şahsiyet olduğu her inanan tarafından bilinir, Peygamberimizin herkezce kabul gören Bir çok hadislerinde ve kuranın ayetlerinde bizleri referans olarak iletilmiştir ;
• « Kim Fatmayı gazablandırsa beni gazaplandırmış olur. Beni gazaplandırana ise Allah’ı gazab etmiştir. »
• “Allah, yalnızca siz Ehlibeyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister.” (Ahzap, 33) beş kişi hakkında nazil olmuştur : Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma. »
• “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da siz sevsin…” (Âl-i İmran Sûresi: 31)
• “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma (Ehlibeytime) sevgidir.” (Sura-23)
• “… Ve ona (Peygamber’e) uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız.” (A’raf Sûresi: 158)
• Onun (Peygamber’in) emrine aykırı hareket edenler, Allah’ın azabından sakınsınlar.” (Nur Sûresi: 63)
• (Ey Müslümanlar!) Andolsun ki, Allah’ın Resulü’nde sizin için uyulacak güzel bir örnek var. (O, sizin için en güzel örnektir.) …” (Ahzab Sûresi: 21)
– “(Ey Peygamber!) Sana gelen bilgiden sonra, kim seninle bu hususta tartışacak olursa, de ki: Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra Allah’ın lânetini yalancıların üzerine kılalım.” (Âl-i İmran Sûresi: 61)
Ne yazık ki Hz.Fatma annemiz sanki hiç yaşamamış gibi hakında çok az şey biliyoruz, tarihin derinliklerinde varlığı bilinçli olarak belirli güçler tarafından saklanarak, sapıtılarak unutturulmaya çalışılmıştır. Ayın oyun Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkındada yapılmıştır.
Burda asıl vurgulamak istediğim; Eğer Peygamberimiz İlah mesajı o gün tebliği etmeseydi yukardaki seçim hakkımız olmayacaktı. Yani Hür iradeden bahsetmemiz mümkün olmuyacaktı ve Bizler (inananlar) Allah karşı diyecekti ki ; Ya Rabbi, Bizim özürümüz var! Rabbim Sen, bize yolladığın kuran ve peygamberin ile doğru yolunu bildik (gidilecek yer) ama daha sonra yol kavşaklarında, yol ayrımlarında « doğru yol » işaret tabelalarını koymadın, göstermedin! ve kavşaklarda, yol ayrımlarında bir çok aynı istikameti gösteren tabela gördük vede bizim rehberimiz/önderlerimiz heva ve heveslerimiz doğrultusunda yolumuzu mecburi seçtirdi vede seçtik » diyecektik.
Ama O mesajdan (Eğer bu tebliği yapmaz ise görevini yapmamış olursun) sonra Artık arkasına sığınacağımız hiç bir özürümüz kalmadı. çünkü o gün Allah (cc) bize RAHMET’in tamamladığını göstertirdi. «(Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir Rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin. » (Al-i imran-8) Alemlere Rahmet Peygamberimiz tebliği ettiğine göre, Peygamberimizden sonrada Allah’ın bahşettiği Rahmet olan seçtiği imamlar ile devam edecektir.
Allah (cc), Kuran olmasına ve korunmasına rağmen, bizlerinin ufak bir zaafta sapıklığa meylimizin olduğunu, en kısa zamanda hakikatini saptıracağımızın bilmektedir. Onun içindirki Peygamberimizin bu tebligatı yapmaması onun asli görevini yerine getirmek olacaktı. İnsanları, oluşacak fitneden, kargaşadan, sapmadan, koruyarak hakikata yönlendirecek ve hatırlatacak olan ilahi Rahmeti (şahitleri) bilinmesi, ilan edilmesi dinin daim olması için gerekliydi. Dolaysıylada, Allah dinini koruyacak ve böylece hakikatın tam olarak unutulması, yok olması engelencekti. Aksi takdirde ; Ya Allah (cc), dünya hayatına son verecekti. Yada Allah (cc) yeni bir Peygamber yollaması gerekecekti. Fakat yeni bir peygamber gelmediğine göre ve şu an yaşadığımıza göre ; Tebligatın yapılması, Dinin kemal’e ermesini & tamamlanmasını sağlamış oldu. Böylece dini korunması, garantiye alınması sağlanmış oldu. Peygamberimizden sonraki müslümanların takip edeceği ilahi yolun belirlenmesi ve Allah dinin(kitabı kuranı) korunması Allah’ın emri ile gerçekleşmiş oldu. « Sabrettikleri ve ayetlerimize yakinen (kesinlikle ve şüphesiz) iman ettikleri, onların içinden emrimizle hidayet rehberi olan önderler tayin edip (çıkarmıştık).»(Secde-24); « Onları öyle rehberler ettik ki emrimizle halkı doğru yola sevk ederler… » (Enbiya-73).
« Ey Elçi Rabbinden sana indirileni duyur Eğer Bunu yapmaz ise peygamberlik görevini yapmamış olursun !!! »
Bu ayettende anlaşılıyor ki insan kendi hür iradesini kullanarak, virtüel (var gibi gözüken fakat asli olmayan) ile gerçeği ayırt etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla herşey tastamam insanlara sunulmuş ve özür kalmamıştır.
• Peygamberimiz ; Ey Inanalar !!! Ben sizin aranızda iki paha biçilmez Emanet bırakıyorum. Allah’ın Kitabi Kuran karim diğer ise Pak Ehli beytim (itretim). Bunların ikisini sımsıkı sarılırsanız katiyen sapmaz ve ayrılığa düşmezsiniz. Bu ikisi kevser havuzunun başında bana varıncaya kadar bir birinden katiyen ayrılmazlar)
• Peygamberimiz; Allah, benim mevlamdır, Bende müminlerin mevlasıyım, öyleyse Ben kimin Mevlası ise Ali’de onun Mevlasidir »
« Bu gün sizin dininizi kelmale erdirdim, nimetlerimi tamamladım ve din olarak Islami size beğendim »
Netice ; insanların farklı ırk, renk, dil, kültüre, makam sahip olup aynı yolda/İstikamette eşit statüde, sadece üstünlüğün takvada olduğunu bilerek yürümeleri ve Bizlerin, dost ve düşman tanımını yapmamız sağlamaktadır. Fakat bizlerin, Allah’ın bize sunduğu ilahi mesajı tamamlayarak dinimizi kemale erdiren o masajını bilmememiz, unutmamız, saptırmamız bizlerin ölümünü cahiliye ölümüne haline sokmuştur. Bu ise Peygamberimizin ümmeti için en çok üzüldüğü çekincesiydi.
Mustafa Kemal TASPINAR
3 mart 2020
