Giriş
Sadece geçtiğimiz miladi yıl içerisinde (2025), Amerika Birleşik Devletleri’nde 692 toplu silahlı saldırı olayı kaydedildi. Bu saldırıların her birinde dört veya daha fazla kişi silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti (Gun Violence Archive, 2026).
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ile Gun Violence Archive verilerine göre (Trace, 2026), 2025 yılında ateşli silahlara bağlı toplam ölüm sayısı 38 bin 600’ü aşmıştır. Bu ölümlerin 14 bin 600’ü cinayet, 24 bini ateşli silahla intihar, geri kalanı ise kazara meydana gelen silahlı olaylardan oluşmaktadır.
Kurbanlar arasında 11 yaş ve altındaki 224 çocuk ile 12 ila 17 yaş arasındaki 1.030 genç bulunmaktadır. Bu rakamlar, her yıl ABD’nin öğrenci nüfusundan bir ilkokul ve iki lise büyüklüğünde bir kitlenin kaybedildiği anlamına gelmektedir.
Artan şiddetin bir diğer boyutu ise ırksal gerilimler ve “nefret suçları”dır. FBI’ın 2025 yılına ilişkin ön verileri, Asya kökenlilere yönelik nefret suçlarının yıllık ortalamanın 2,4 kat üzerinde kaldığını göstermektedir. Ayrıca Sihlere yönelik suçlarda yüzde 59, Budistlere yönelik suçlarda yüzde 23 ve Latin kökenlilere yönelik suçlarda yüzde 19 artış kaydedilmiştir. Sihlere yönelik saldırılardaki artışın nedenlerinden biri, başlıkları nedeniyle çoğu zaman Müslüman erkeklerle karıştırılmalarıdır (Asian Americans Advancing Justice, 2026).
Bunun yanı sıra, Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), Nisan 2026’da yayımladığı yıllık raporunda, Müslümanlara yönelik nefret saldırılarına ilişkin kayıtlı şikâyetlerin 2025 yılında bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10 artarak 8 bin 100’ün üzerine çıktığını açıklamıştır.
Polis şiddeti de bu krizle paralel biçimde ilerlemiştir. Polis Şiddetini Haritalandırma Projesi’nin (2026) verilerine göre, ABD kolluk kuvvetleri 2025 yılında 1.384 kişiyi öldürmüştür. Bu metnin kaleme alındığı tarihe kadar 2026 yılında da 488 kişi daha polis müdahaleleri sonucu yaşamını yitirmiştir.
Bu veriler, Amerikan toplumunu içeriden aşındıran şiddet krizinin giderek hızlandığını göstermektedir. Ancak bu yalnızca görünen kısmıdır. Çünkü ABD’de ölümle sonuçlanan şiddet, ırksal, dinsel ve sınıfsal köklere sahip yaygın bir toplumsal norm niteliği taşımaktadır.
Aynı dönemde Washington yönetimi yalnızca bu iç şiddet dalgasını kontrol altına almakta başarısız olmakla kalmamış, aynı zamanda uluslararası alandaki askerî müdahalelerini artırarak benzer bir davranış modelini küresel ölçekte yeniden üretmiştir. Bu bağlamda, her şiddet olayı, ABD’nin iç şiddeti ile küresel düzeydeki müdahaleci politikaları arasında kurulan uzun zincirin bir halkasını oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın amacı, gerek ülke içinde gerekse küresel ölçekte sorunların ve anlaşmazlıkların güç kullanımı yoluyla çözülmesini meşru ve olağan bir yöntem haline getiren sistemin belgeli ve analitik bir incelemesini sunmaktır. Amerikan toplumsal ve siyasal sisteminde kurumsallaşmış şiddetin kökenlerini anlamak, bu yapıyla nasıl ilişki kurulacağı ve ona karşı nasıl bir tutum geliştirileceğinin yeniden değerlendirilmesi açısından zorunludur.
Bu amaç doğrultusunda çalışma dört bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölüm, Amerikan şiddetinin kökenlerine ve bunun toplumsal bir norm olarak yaygınlaşmasına ilişkin başlıca teorik yaklaşımları ele almaktadır.
İkinci bölüm, ABD’deki şiddetin tarihsel ve kültürel kökenlerini incelemekte; bu olguya ilişkin istatistik ve göstergeleri demografik kategoriler çerçevesinde sunmaktadır.
Üçüncü bölüm, reform girişimlerini engelleyen siyasal ve yapısal faktörleri ve benzer ülkelerin deneyimlerinden çıkarılmayan dersleri analiz etmektedir.
Dördüncü bölüm ise iç şiddet ile küresel askerî müdahaleler arasındaki ilişkiyi somut örnekler ve silahlanma verileri üzerinden ortaya koymaktadır.
Son bölümde ise elde edilen bulgular özetlenmekte ve aktif caydırıcılık, çok katmanlı bölgesel direniş ve ABD kaynaklı bu şiddetin sistematik biçimde teşhir edilmesine dayanan ulusal ve bölgesel politika önerileri sunulmaktadır.
