Filistinli tanınmış analist, İsrail rejiminin Suriye’ye yönelik saldırıları karşısında Türkiye’nin sessiz kalmasını sert bir dille eleştirerek bu saldırıları “tüm Müslümanlara hakaret” olarak nitelendirdi. Atvan, Ebu ez-Zuhur Havaalanı’na yapılan saldırının Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki üçlü ittifakın ilk pratik testi olduğunu ve bu ittifakın İsrail’in Suriye saldırısına yanıt verememesi halinde meşruiyetini ve işlevselliğini yitireceğini söyledi.
Abdülbari Atvan, “Sawt” YouTube kanalında yer alan değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Açık konuşmak istiyorum. İsrail rejimine ait savaş uçaklarının Ebu ez-Zuhur Havaalanı’na düzenlediği saldırı başta Türkiye olmak üzere tüm Müslümanlara yapılmış bir hakarettir. Bu, aşağılanmanın, zilletin ve hakaretin zirvesidir. Ben bu saldırılar karşısında şaşırmadım fakat Türkiye’nin eylemsizliği ve sessizliği karşısında şaşkına döndüm. Çünkü doğrudan, Türkiye’nin meşru veya gayrimeşru bir şekilde kendisini ‘hamisi’ saydığı bir ülkeye saldırılmıştır.
Türkiye en azından bu savaş uçaklarının önünü kesmeli ve Ebu ez-Zuhur Havaalanı’nı vurmalarını engellemeliydi. Türkiye resmi olarak kendi topraklarına saldırılmadığını, bu yüzden bir eylem veya tepkide bulunmadığını açıkladı. Biz İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kurduğu tuzağa düşmek istemiyoruz. Ancak Türkiye’ye söylenmelidir ki, İsrail savaş uçaklarının saldırısına yanıt vermemek ve bu konuda sessiz kalmak, esasen o rejimin tuzağına düşmektir.
İsrail rejimi bu adımıyla Türkiye’nin Suriye’yi savunmadığını ve korumadığını kanıtlamış oldu. Oysa Türkiye, Suriye topraklarını ve bu ülkenin toprak bütünlüğünü koruma taahhüdünde bulunmuştu. Eğer bu saldırılar Suriye toprağına tecavüz değilse, bunun adı nedir? Güney Suriye’nin işgali düşmanlık ve işgalcilik değilse, bunun adı nedir? Şam’ın merkezindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yapılan saldırı düşmanlık ve işgalcilik değilse, bunun adı ne olmalıdır?
Bu konuda açıkça söylemeliyim ki; Emevi Devleti’ni kendinize model olarak görüyorsanız, bilmelisiniz ki o devlet de Roma İmparatorluğu’nun tüm saldırılarına karşı koymuştu. Siz Emevi Devleti’ni Emevi Camii’ne indirgediniz ve bu camide namaz kılacağınızı iddia ettiniz. Emeviler de Abbasiler de sizden daha Müslümandı, gerçek budur. İslam bayrağını dalgalandıran sizler, İsrail rejiminin bir İslam ülkesine saldırdığını bilmelisiniz. Peki neden bu saldırılara tepki göstermiyorsunuz?
En azından Suriye’ye silah tedarik edin ki bu ülke kendisini koruyabilsin. Suriye ordusunu insansız hava araçları ve füzelerle donatın. Şu an elinizde Rus yapımı S-400 füzeleri var. Bu füzeler Suriye hava sahasında bir sineğin bile uçmasına izin vermemeli. Neden bu füzeler İsrail rejiminin saldırılarına karşı kullanılmıyor?
Netanyahu’nun Suriye’ye saldırma cesareti göstermesinin nedeni, Türkiye’nin bu saldırılara karşı koymak için hiçbir hamlede bulunmamasıdır. İsrail Rejim Savunma Bakanı Israel Katz ve askerlerinin Güney Suriye’ye gittiği görüldüğünde insanın felç geçirmesi gerekir. İşte İsrail rejimi Golan bölgesini ve Cebel eş-Şeyh bölgesini bu şekilde işgal ediyor. Suriye’deki rejim değişikliğinde temel rolü oynayan Türkiye idi. Eski Suriye rejimi her açıdan %100 iyi değildi, bu doğru; ancak en azından elindeki imkanlar ölçüsünde İsrail rejiminin saldırılarına yanıt veriyor, F-16 dahil olmak üzere rejim uçaklarını düşürüyor ve füzeleri Dimona Nükleer Tesisleri’ne kadar ulaşıyordu. Eski Suriye rejimi bu ülkeyi savunuyordu. Türkiye, mevcut Suriye rejimine İHA’lar ve füzeler sağlamalıdır ki bu rejim Suriye’yi savunabilsin. Bu son derece önemli bir husustur.”
Atvan sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail rejiminin Ebu ez-Zuhur Havaalanı’na yönelik bu saldırıları; Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Mekke’deki üçlü ittifakının ilk pratik sınavıdır. İsrail’in bu saldırısı, söz konusu ittifakın bu ülkelerin vatandaşlarının beklediği nitelikte olmadığını kanıtladı. Eğer Suriye’ye ve bu ülkenin İdlib şehrine yapılan saldırıya karşı bir adım atılmıyorsa; Mekke, Medine veya Pakistan şehirlerine bir saldırı olduğunda nasıl hareket edeceksiniz?
Bu durum söz konusu ittifakın hiçbir değerinin olmadığını göstermektedir. Eğer Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır vb. ülkeler Suriye’yi seviyorlarsa, İsrail rejiminin günlük saldırılarına karşı koyabilmesi için bu ülkeyi her türlü silahla donatmalıdırlar.
İsrail her geçen gün daha küstah ve asi hale geliyor, siz ise İranlıları ‘ateşe tapanlar’ olarak görüyorsunuz. Bakın İranlılar ne yaptı; Amerika’yı mağlup ettiler ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ellerinde tutuyorlar. Şimdi de İranlılar devasa ekonomik savaşa rağmen İsrail rejiminin saldırılarına karşı dik duruyorlar. Siz Gazze’yi kaderine terk ettiniz ve Gazze halkına bir şişe ilaç bile vermediniz. Oysa İranlılar Lübnan’daki müttefiklerini savunmak için Tel Aviv’i füzeleriyle yerle bir ettiler. Ayrıca İranlılar, Yemen’deki Ansarullah hareketini en modern hipersonik ve misket füzeleriyle donattılar.
İsrail rejimi Mavi Marmara gemisinde Türk vatandaşlarını katletmesine rağmen Türkiye bu cinayet karşısında hiçbir adım atmadı. Türkiye’nin bu rejimle olan ilişkilerini dahi kesmediniz, büyükelçisini sınır dışı etmediniz. Şimdi de İsrail rejiminin yüzünüze tükürmesini bekliyorsunuz. Oysa bu rejimle mücadele edebilecek savaş uçaklarına, orduya ve pek çok kuruma sahipsiniz. Ama durmuş, ‘İsrail rejiminin tuzağına düşmek istemiyoruz’ diyorsunuz. Hakaretler devam ediyor ve bunun durdurulması gerekiyor.”
Atvan konuşmasının son bölümünde şunları söyledi:
“Suriye’ye yönelik her türlü tecavüz, tüm İslam ümmetine yapılmış bir saldırı niteliğindedir. Suriye’yi kimin yönettiğinin bir önemi yoktur; Suriye toprakları da diğer Arap ülkelerinin toprakları gibi temizdir ve savunulmalıdır. Belki de bu teslimiyet ve baş eğmelerin içerisinde bir hayır saklıdır. Bu teslimiyetler ve eylemsizlikler, Suriye’de ve Arap ülkelerinde yeni bir direnişin başlamasına vesile olacaktır.”
