Ayetullah Medeni: Münafıkları Dehşete Düşüren Mihrap

11 Eylül 1981 (20 Şehriver 1360); Münafıklar (Halkın Mücahitleri Örgütü), siyasi figürleri tasfiye etmek için neden Tebriz’deki Cuma namazı mihrabını seçti? Bunun yanıtını, suikastın devrime darbe vurmanın ana araçlarından biri haline geldiği yılda aramak gerekir.

1981 yılı (1360), İran İslam Cumhuriyeti açısından devrimin zaferinden sonraki birçok yıldan farklı bir yıl oldu. Ülkedeki siyasi atmosfer; anlaşmazlıkların tırmanması, Halkın Mücahitleri Örgütü’nin silahlı evreye geçişi ve ardından gelen bir dizi patlama ve suikastla bambaşka bir hal aldı. Birkaç ay içinde ülkenin siyasi, dini ve idari makamlarından birçok isim terör operasyonlarının hedefi oldu. Bu operasyonlar, 28 Haziran’da (7 Tir) İslam Cumhuriyeti Partisi binasının bombalanması ve onlarca yetkilinin şehit edilmesiyle başladı; 30 Ağustos’ta (8 Şehriver) ise Başbakanlık binasının bombalanmasıyla devam etti.

Ancak terör dalgası burada durmadı. Başbakanlık binasındaki patlamadan sadece birkaç gün sonra, 11 Eylül 1981’de (20 Şehriver 1360), Tebriz Cuma İmamı ve İmam Humeyni’nin Doğu Azerbaycan Temsilcisi Ayetullah Seyyid Esadullah Medeni, şehrin Cuma namazı kılınan alanında hedef alınarak şehit edildi.

Muhammed Garşasbi, “Tahran’da Terör” adlı kitabında devrimin ilk yıllarındaki terör atmosferini ve kısa sürede ülkenin siyasi ve sosyal güvenliğini ciddi bir krizle karşı karşıya bırakan olayları ele almaktadır. Bu dönemin terör anlatısındaki önemi yalnızca operasyonların sayısından kaynaklanmaz; hedeflerin niteliği de teröristlerin etkili siyasi ve dini şahsiyetleri tasfiye ederek İslam Cumhuriyeti’nin yeni kurulan yapısını bir krizle yüzleştirme çabasında olduğunu göstermektedir.

Böyle bir konjonktürde Ayetullah Medeni’nin şehadetini de Tebriz Cuma namazındaki münferit bir olaydan öte değerlendirmek gerekir; zira bu suikast, halkın en yoğun katılım gösterdiği kamusal alanlardan birinde ve Başbakanlık patlamasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmişti.

Medrese Yolunu Tutan Bir Çocuk

Seyyid Esadullah Medeni, 1914 (1293) yılında Dehhvaregan’da (Azarşahr) doğdu. Babası Ağa Mir Ali, bölgenin sevilen seyyitlerindendi ve Hz. Ali’ye (a.s.) duyduğu özel hürmetten dolayı oğluna Esadullah adını verdi.

Medeni, küçük yaşlardan itibaren hayatın zorluklarıyla karşılaştı. Dört yaşında annesini kaybetti; yetişmesini babası ve üvey annesi üstlendi. İlköğrenimine Tebriz’deki Talibiye Medresei’nde başladı ve derslerinin yanı sıra babasının işlerine yardım etti.

Ancak hayatı sıradan bir çalışma ve yaşamla sınırlı kalmadı. Gençlik yıllarında dini ilimler eğitimine devam etmek için Yezd Dini İhtisas Merkezi’ne (Havza) gitti; babasının vefatının ardından henüz 16 yaşındayken sütkardeşiyle birlikte Kum’a hicret etti.

Kum, Medeni’nin ilmi hayatında yeni bir aşamaydı. Ayetullah Hucet Honsari ve İmam Humeyni gibi üstatların huzurunda bulunarak fıkıh, usul, felsefe, irfan ve ahlak alanlarında eğitim aldı.

Ardından, uzun yıllar hem öğrenim göreceği hem de ders vereceği Necef Medresesi’nin yolunu tuttu. Ayetullah Seyyid Ebu’l-Hasan İsfahani, Ayetullah Hakim ve Ayetullah Abdulhadi Şirazi gibi büyük alimlerden istifade ederek ictihat makamına ulaştı.

Medeni Necef’te sadece öğrenimle yetinmedi; ders kürsüsü sahibi oldu ve öğrenciler yetiştirdi. Mevcut anlatılara göre, gününün önemli bir kısmını dini ilimler öğretmeye ayırıyor, Ayetullah Hakim’in talimatıyla Kur’an tefsiri derslerini de yürütüyordu.

Ancak onu daha sonra devrimci bir figür haline getiren şey yalnızca ilmi faaliyetleri değildi. Medeni, Pehlevi rejimine karşı mücadelenin daha ciddi bir boyut kazandığı yıllarda, medreseyi ve minberi siyasi bilinçlendirme için kullandı.

SAVAK’ın Başını Ağrıtan Minberler

Ayetullah Medeni’nin mücadele faaliyetleri Hemedan’da başladı. Hareketini başlatmak için Darrabig köyünü seçti; toplumsal bir hareketin önce küçük bir noktadan başlaması ve zamanla daha fazla insanın buna dahil olması gerektiğine inanıyordu.

Eyalet ve Vilayet Encümenleri Tasarısı’nın kabul edilmesinden sonra, Pehlevi hükümetinin politikalarına karşı konuşmaları şiddetlendi. 5 Haziran 1963 (15 Hordad 1342) kıyamı da siyasi faaliyetlerinde bir diğer kırılma noktası oldu.

Medeni, halkın bastırılması karşısında sessiz kalmadı. Faaliyetleri, Pehlevi rejiminin istihbarat teşkilatının (SAVAK) onu gözetim altına almasına ve nihayetinde tutuklanıp sürgüne gönderilmesine yol açtı.

Ancak sürgünler faaliyetlerini durduramadı. Hürremabad, Azarşahr, Nurabad-i Mamasani, Günbed-i Kavus, Bender Kangan ve Mehabad şehirlerinin her biri bir süre onun sürgün adresi oldu.

Medeni gittiği her şehirde tebliğ ve siyasi faaliyetlerine devam etti. Hürremabad’da bulunduğu dönemde İmam Humeyni’nin ilmihal ve eserlerini dağıttığı zamanlarda SAVAK’ın ona yönelik hassasiyeti daha da arttı.

Bu yıllarda Pehlevi yönetimine karşı mücadelesinin yanı sıra, toplumun dini inançları için tehdit olarak gördüğü akımlarla da mücadele etti. Doğu Azerbaycan’da Bahailik akımı ve Ahmed Kesrevi’nin düşünce çizgisiyle mücadele bu faaliyetler arasındaydı.

Medeni’nin hayatına dair tarihi kayıtlar, onun siyasi sahnedeki varlığının ani veya devrim sonrası yıllarla sınırlı olmadığını göstermektedir. O, devrimden yıllar önce konuşmaları ve toplumsal faaliyetleri sebebiyle rejim baskısına ve kısıtlamalara maruz kalmıştı.

Sürgün Bitti Ama Mücadele Bitmedi

İmam Humeyni’nin başlattığı hareketin tırmanmasıyla Medeni faaliyetlerini sürdürdü ve nihayet İslam Devrimi’nin zaferiyle siyasi hayatında yeni bir dönem başladı.

Devrimin zaferinden sonra Hemedan halkı kendisini şehre davet etti. Hemedan’da Anayasa Uzmanlar Meclisi seçimlerinde Hemedan halkının temsilcisi olarak seçildi.

Ancak Doğu Azerbaycan’daki gelişmeler hayatını yeniden Tebriz’e yönlendirdi.

Devrimden sonra farklı siyasi gruplar ülkenin çeşitli bölgelerinde nüfuz kurmaya çalışıyordu. Tebriz de siyasi anlaşmazlıkların ve gerilimlerin yaşandığı şehirlerden biriydi. Müslüman Halk Partisi’nin varlığı, muhalif akımların faaliyetleri ve bazı grupların huzursuzluk çıkarma çabaları Azerbaycan’daki durumu karmaşık hale getirmişti.

Bu şartlar altında Tebriz halkı, İmam Humeyni’den Ayetullah Medeni’yi bu şehre göndermesini talep etti. Medeni, İmam’ın talimatıyla Tebriz’e giderek şehrin siyasi ve sosyal düzeninin sağlanmasında rol oynadı.

Tebriz’deki varlığı bir son olmadı. Bir süre sonra Hemedan’a döndüğünde, ilk Mihrap Şehidi Ayetullah Seyyid Muhammed Ali Kazi Tabatabai, Furkan Grubu tarafından suikasta uğradı. Gözler bir kez daha Tebriz’e çevrildi.

İmam Humeyni, Ayetullah Medeni’yi Tebriz Velayet-i Fakih Temsilcisi ve Cuma İmamı olarak atadı. Bu atama, Medeni’yi yeniden şehrin en önemli siyasi ve dini mevzilerinden birine getirdi.

Son Mevzi: Mihrap

Ayetullah Medeni’nin Tebriz’deki ikinci dönemi sakin geçmedi. Devrim karşıtı gruplar, özellikle yeni siyasi düzene karşı çıkan yapılar faaliyet gösteriyordu; Medeni de net duruşu nedeniyle defalarca tehdit edildi.

Evi dahi muhaliflerin saldırılarından korunamadı, cami mihrabı da hedef alındı. Buna rağmen Medeni geri adım atmadı. Cuma namazı onun için sadece ibadet ibaret değildi; halkla temas kurduğu, siyasi ve sosyal duruşunu dile getirdiği kamusal bir mevziydi.

O döneme ait anlatılarda, tehditlere karşı Cuma namazına kefen giyerek çıktığı ve halkın önünde yürüdüğü aktarılır.

Ondan nakledilen şu cümle bu makama bakışını göstermektedir: “Ben hayatta olduğum sürece İmam’ın temsilcisiyim ve Cuma namazını kıldıracağım.”

Bu kararlılık, tehditlere rağmen Tebriz Cuma namazının aksamamasını sağladı.

Medeni’nin bu duruşu, terörün silahlı gruplar tarafından güvensizlik yaratmak için ana araç haline geldiği 1981 yılının genel atmosferi içinde değerlendirilebilir. Muhammed Garşasbi’nin “Tahran’da Terör” kitabında, bu dönemin terör olayları devrimin ilk yıllarının siyasi ve güvenlik koşulları bağlamında incelenmektedir. Etkili siyasi ve dini şahsiyetlerin hedef alınması, İslam Cumhuriyeti karşıtı silahlı grupların stratejisinin bir parçasıydı. Bu şartlar altında Medeni de dini ve siyasi konumu sebebiyle Münafıklar (Halkın Mücahitleri) terör örgütünün hedeflerinden biri oldu.

81 Yılı: Terör Sokaktan Mihraba Ulaştığında

Haziran 1981 (Hordad 1360), Halkın Mücahitleri Örgütü’nün faaliyet sürecinde önemli bir dönüm noktasıydı. Ebulhasan Beni Sadr’ın cumhurbaşkanlığından azledilmesinin ardından örgüt resmi olarak silahlı safhaya geçti ve bir dizi operasyon ve suikast başlattı.

28 Haziran’da (7 Tir) İslam Cumhuriyeti Partisi binası bombalandı. Çok sayıda yetkili ve parti üyesi bu olayda şehit oldu. 30 Ağustos’ta (8 Şehriver) ise Başbakanlık binası patlatıldı; Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve Başbakan Muhammed Cevad Bahüner şehit düştü.

Bu süre zarfında İran toplumu bir terör operasyonu dalgasına tanıklık etti. Bu operasyonların amacı yalnızca bir bireyi ortadan kaldırmak değil, ülkede korku ve istikrarsızlık atmosferi yaratmaktı.

Muhammed Garşasbi “Tahran’da Terör” eserinde İran’daki terör tarihinin bu dönemine odaklanmakta, olaylara ilişkin belge ve anlatıları derleyerek o yılın güvenlik atmosferinin bir tablosunu sunmaktadır. Bu açıdan Şehit Medeni suikastı da önde gelen siyasi ve dini figürlerin hedef alındığı aynı dalganın devamında yer almaktadır.

Başbakanlık patlaması ile Ayetullah Medeni’nin şehadeti arasındaki zaman aralığı oldukça kısaydı. 30 Ağustos’ta Recai ve Bahüner şehit edilmiş, yalnızca 12 gün sonra, 11 Eylül’de Medeni Tebriz’de hedef alınmıştı.

Cemaat İçinde Görülmeyen Hedef

11 Eylül 1981 Cuma günü Ayetullah Medeni, Tebriz’de Cuma namazını kıldırdı. Namazın ardından Hüccetü’l-İslam Mirza Necef Agazade konuşma yaparken Medeni de nafile namazı kılmak üzere ayağa kalktı. Cemaat arasından elinde mektup tutan bir kişi Ayetullah Medeni’ye doğru ilerledi.

Olayın dış görünüşü sıradandı; Cuma imamına mektup ulaştırmak isteyen biri gibi görünüyordu. Hatta Medeni’nin koruması mektubu alıp kendisi ulaştırmak istedi. Ancak saldırgan, mektubu bizzat vermek konusunda ısrar etti.

Cümhurî-yi İslâmî gazetesi, 12 Eylül 1981 (21 Şehriver 1360) tarihli nüshasında olaya dair bir haber yayımladı. Habere göre saldırgan, soru sorma bahanesiyle Ayetullah Medeni’ye yaklaştı ve sarılmak istiyormuş gibi yaparak suikastı gerçekleştirdi. Görgü tanıkları iki patlama sesi duyulduğunu aktardı.

Korumalardan birinin anlatımına göre saldırgan kendini Ayetullah Medeni’ye yapıştırdı; koruma onu ayırmaya çalışırken üzerindeki el bombalarını patlattı.

Bir anda her şey değişti. Cuma namazı mihrabı patlama sahnesine dönüştü ve Ayetullah Medeni yere düştü. Patlamadan sonra henüz hayatta olan Medeni, hızla Tebriz Sina Hastanesi’ne kaldırıldı.

Ancak yaraları çok ağırdı. El bombası sağ böğründe patlamış, böbreğine ve omurgasına ağır hasar vermişti. Bacakları da ağır şekilde yaralanmıştı.

Doktorların müdahalesi sonuç vermedi ve Ayetullah Seyyid Esadullah Medeni şehit düştü.

Eylemi gerçekleştiren kişinin Halkın Mücahitleri Örgütü üyesi Mecid Niku olduğu açıklandı. Bu olay o yılın terör dalgasından bağımsız değildi; aksine, örgütün etkili isimleri hedef alarak siyasi ve toplumsal atmosferi sarsmaya çalıştığı koşullarda meydana gelmişti.

Medeni suikastının farkı ise gerçekleştiği yerdi: Bir idari büroda veya kapalı bir toplantıda değil, cemaatin ortasında ve Cuma namazının hemen ardından hedef alınmıştı.

Patlama yalnızca Ayetullah Medeni’nin hayatını almadı; olayda yaklaşık 20 ila 30 kişi yaralanarak Tebriz hastanelerine kaldırıldı. Korumasının anlatımına göre, patlamanın ardından olay yerinde birkaç an önce namaz kılan ve birdenbire kanlı bir sahneyle karşılaşan halkın “Ya Bab el-Hevac” feryatları yükseldi. Medeni’nin şehadet haberi şehre hızla yayıldı.

Doğu Azerbaycan eyaletinde genel yas ilan edildi ve halk 12 Eylül’de cenaze töreni için sokaklara döküldü.

İkinci Mihrap Şehidinin Uğurlanışı

Ayetullah Medeni için Tebriz’de geniş katılımlı bir cenaze töreni düzenlendi. Naaşı daha sonra Kum’a nakledildi ve ertesi gün halkın ve din alimlerinin katılımıyla toprağa verildi.

Ayetullah Seyyid Esadullah Medeni, Hz. Masume (s.a.) Türbesi’nin Balaser Camii kısmında defnedildi. Kendisi, İslam Devrimi’nin “İkinci Mihrap Şehidi” olarak anıldı; bu unvan daha önce Tebriz’de Ayetullah Seyyid Muhammed Ali Kazi Tabatabai’nin şehadetiyle şekillenmişti.

İki Mihrap Şehidi kısa aralıklarla ve aynı şehirde terör gruplarınca şehit edildi. Bu durum, devrimin ilk yıllarında Cuma namazı mihrabının ve dini şahsiyetlerin de terör dalgasından muaf kalmadığını gösteriyordu.

Ayetullah Medeni’nin şehadetinin ardından İmam Humeyni yayımladığı mesajda onun şahsiyetini överek suikastı kınadı.

İmam; Medeni’yi, tıpkı yüce ceddi gibi ibadet mihrabında şaki bir münafık tarafından şehit edilen yüce ve adil bir alim olarak nitelendirdi.

İmam Humeyni’nin mesajının bir bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Eğer Müttakilerin Mevlası’nın (Hz. Ali) şehit edilmesiyle İslam yok olup Müslümanlar ortadan kalktıysa, onun değerli evladı Medeni gibilerin şehadeti de münafıkların arzularını gerçekleştirecektir.”

Bu mesaj esasen o yılki terör silsilesinin arkasındaki amaca bir yanıttı: Etkili isimleri ortadan kaldırarak İslam Cumhuriyeti’nin siyasi yapısını çökertme çabasına verilmiş bir cevaptı.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın