yerine kayyum atanarak görevden alınan Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen,
partisi HDP’ye yönelik eleştirilerde bulundu.
Bilgen, şu açıklamaları yaptı:
HDP kurulurken planlanan Türkiyelileşme ile Türkiye
toplumunun Kürtler dışındaki farklı mağduriyet sahibi kesimleriyle empati
yapılması ve ortak mücadele yürütülmesi hedefleniyordu.
Bu konuda başlangıç düzeyinde bir adım atılmış olsa da,
istenen düzeyde mesafe alınmaması yeniden masaya yatırılmalıdır. Siyasi
partilerde genişleme sorunları söylem, dil, algı, iletişim kaynaklı olabileceği
gibi yapısal, örgütsel, çalışma tarzından kaynaklı da olabilir.
Bugün itibariyle HDP, kendi geleceği ve ülkenin geleceğini
ittifak stratejilerine endekslenmiş görünmekle birlikte, hiçbir parti
kendisiyle açık ittifak yapmayı göze alamamaktadır.
Bunun tek sebebi Cumhurbaşkanı’nın kurduğu dil ise, bu
değişmeden denklemde hiç kimsenin pozisyonu değişmeyecektir. Peki bu durumda
HDP neye odaklanmalı yani nereden tartışmaya başlamalı?
Öncelikle ifade etmeliyiz ki, dönemsel koşulların değişimi
siyasette hem dil, hem yapısal dönüşümü gerektirir. HDP, çözüm sürecindeki
genişlemeyi kalıcı sanmış ve kişisel başarı öyküsü olarak yorumlamayı tercih
etmiştir.
Siyasette tartışma sağlıklı yönetilir ve toplumsal katılımla
gerçekleşirse, yenilenmeyi getirir. Tartışmayı ertelemek ise dinamizmi bitirir
ve kişisel hesaplarla hareket etmeyi beraberinde getirir.
Kamuoyundaki yaygın kanaatin aksine HDP’nin genişleme sorunları
Kandil, İmralı ya da geçmişte sanıldığı gibi cezaevlerinden müdahaleden çok,
kendi yönetiliş biçiminden kaynaklanmaktadır.
HDP’ye yönelik baskı ve tutuklamalar partinin kendisini
masaya yatırmasını zorlaştırıyor. Açık toplumsal tartışmalar yapamadığı için
içe kapanıyor, tabandan gelen talep ve eleştiriler dikkate alınmadığı
gerekçesiyle özeleştiriler anlamsızlaşıyor.
Toplumsal sahiplenme zayıfladıkça söylemde hamasete yönelim
gelişiyor ve parti dilinde sloganik tutuma sığınma arttıkça partiyi kriminalize
etme girişimlerine zemin oluşuyor. Bu da yeni baskıları getiriyor.
Bu gerilim halinin kısır döngüsünü kırmak için ise risk
almak ve gerilimi boşa çıkaracak açılımlar için cesaretle siyaset geliştirmek
gerekiyor. İkinci önemli sorun alanı, çatışmalı süreç ile HDP ilişkisinin
yanlış tartışılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. HDP’nin önünde çatışmalı
sürecin bitmesini beklemek dışında gerçekçi tek seçenek vardır.
Kendine dönmek, kendi sorunlarını çözecek değişime yönelmek
ve kendini yeniden inşa etmek, rutine binmiş siyaset yapma tarzını terketmek,
ezber bozacak, ön yargıları boşa çıkaracak arayışların içine girmektir. Baştaki
soruna yeniden dönelim.
HDP Kürtlerin bir kısmı ile birlikte Türk kamuoyuna güven
verecek adımları atmayı başardığında bunu engellemeye kimin gücü yetebilir?
Sorun gerçekten vesayet ve müdahale sorunu ise, bunu aşabilmenin tek yolu kendi
yetkinliğini artırıp rüştünü ispat etmektir. Siyaset boşluk affetmez.
Sorunlarıyla yüzleşip çözecek kapasiteyi sergileyemeyen organizmalara müdahale
kaçınılmaz hale gelir. Hem müdahaleden şikayet edip hem Kandil ve İmralı için
pozisyon belirlemeye kalkmak, kendi pozisyonunun gereğini yapamamakla ilgili
bir handikaptır. HDP’nin önündeki büyük handikap aynı zamanda tarihi fırsattır.
HDP kendi pozisyonunu kişisel kapris ve hesaplarla sabote
edilmeyecek netlikte tarif edebilirse, Türkiye siyasetindeki anahtar rolü hem
iktidarla hem muhalefetle ilişkilerini yeniden şekillendirecek 3. yol zeminini
geliştirecektir.
Sadece son 2 kongre süreci ve aday belirleme süreçlerine
kimin, neden, hangi dayatmalarla müdahale ettiğine bakılırsa sorunun tam da
benim “tersine Türkiyelileşme” diye tarif ettiğim kişisel hesaplarla bir siyasi
mücadeleyi kontrol altında tutma eğiliminden kaynaklandığı görülür. Kişisel yeteneklerin
bir hegemonya kurma çabasına alet edilmesi, Türkiye siyasetindeki hastalıklı
davranışlara zemin oluşturmaktadır. Ahbap-çavuş ilişkileri ile aday belirleme
tercihi nasıl partiyi çürütürse müdahalelere de açık hale getirir.
