Al-i Halife rejiminin siyasi tutuklulara yönelik tavırları hususundaki
eleştiriler de yoğunlaştı.
Bu bağlamda Bahreynli siyasi aktivist Hüseyin Berekat, Al-i
Halife rejiminin hapishanesinde şehit düştü.
Bahreyn İçişleri Bakanlığı bir bildiri yayımlayarak Hüseyin Berekat’ın
koronavirüs aşısının ikinci dozunu aldıktan 48 saat sonra hayatını kaybettiğini
iddia etti. Bahreyn İçişleri Bakanlığı,
bu siyasi tutukluya uygulanan koronavirüs aşısının ismini bile vermedi. Hüseyin Berekat’ın şehadet haberi ise Al-i
Halife’nin siyasi tutuklulara karşı sergilediği şiddete yönelik eleştiriler ve
protestoları tırmandırdı.
Bahreyn’de halkın hareketlenmesi ve protesto gösterileri
düzenlenmesinden beri, Al-i Halife rejimi
siyasi ve sosyal aktivistler ayrıca protesto gösterilerine katılan
vatandaşları tutuklama ve hapse atma sürecini başlatmıştır. Bahreynli makamlar, şimdiye dek ülkede siyasi
ve düşünce tutuklularının sayısı hakkında bilgi vermedi. Ancak İslami Vefak
Cemiyeti gibi Bahreynli siyasi partilerin gayrı resmi verilerine göre yaklaşık
5 bin Bahreynli siyasi, hukuki ve düşünceye dayalı faaliyetlerden dolayı hapse
atılmışlardır.
Bahreyn’deki siyasi tutukluların durumu hususunda, bir kaç
noktaya değinmek, yerinde olacaktır.
Birinci önemli nokta,
Bahreynli siyasi tutukluların birçoğunun, hukuki süreci geride
bırakmadan, iddianameleri okunmadan,
uzun süreli hükümler giymeleridir. Şehit düşen Hüseyin Berekat da Al-i
Halife rejimi tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan biri idi. Bahreynli vatandaşların tutuklanması ve hapse atılmasının temel
nedeni, onların Al-i Halife’yi eleştirmesi ve yönetime karşı barışçıl
gösterilere katılmalarıdır. Al-i Halife
Rejimi Bahreyn ile siyonist Rejim İsrail arasındaki normalleşme anlaşmasına
karşı çıkanları bile hapse atarak ağır hükümlerle cezalandırmıştır.
İkinci önemli nokta ise, Bahreyn’deki siyasi tutukluların,
farklı şekillerde işkenceye tabi tutulmalarıdır. Hasta olan tutuklular bile, Al-i Halife
tarafından ölüme terkediliyor ve sağlıkları hiçe sayılıyor. Hapishanelerin sağlık durumunu eleştirenler
de birden bire ortadan kayboluyor ve kaçırılıyor.
Al-i Halife genel olarak düşünce ve inançlarından dolayı hapse
atılanları ağır baskı altında tutarak onlara karşı düşmanca eylemlerde
bulunuyor.
Son dönemde ise kalabalık
Bahreyn hapishanelerinde sağlık protokollerine uyulmadığı biliniyordu. Ancak
koronavirüs pandemisinin ortaya çıkmasının ardından sağlık durumu tam bir krize
dönüştü. Bahreyn’in “14 Şubat
Devrim Hareketi” de 10 Haziran günü Al-i Halife rejiminin bu ülkenin
hapishanelerinde koronavirüsün yayılmasına karşı ihmalkarlığı yüzünden Hüseyin
Berekat’ın şehit olduğunu belirterek bu girişimi kınadı.
Üçüncü önemli nokta, Al-i Halife rejimi güvenlik güçlerinin
şimdiye dek defalarca siyasi tutuklulara saldırmasıdır. Bu bağlamda 17 Nisan günü Joe Hapishanesi’ndeki
saldırılar geniş çaplı tepkilere yol açtı.
Güvenlik güçlerinin Joe Hapishanesi’nde siyasi tutuklulara saldırması,
Bahreyn içinde ve dışında ciddi kaygılara yol açtı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği sözcüsü
Martha Huertado ise Bahreyn’in Joe Hapishanesi’nde protestocuların oturma
eylemini sonlandırmak için polis güçlerinin orantısız ve gereksiz güç
kullanımından üzgün olduğunu açıkladı.
Son nokta ise insan hakları iddiacıları ve de BM Güvenlik
Konseyi’nin Al-i Halife rejiminin sergilediği büyük şiddete karşı resmi olarak
pasif kalmasıdır. Bu bağlamda uluslararası insan hakları örgütleri, sırf kınama
bildirisi yayınlamakla yetinmişlerdir.
Bu durum ise Al-i Halife rejiminin siyasi tutuklulara karşı şiddetin
dozunu arttırmasında önemli teşvik edici bir faktör haline gelmiştir.
Parstoday
