Halife rejiminin otoriter ve baskıcı politikalarının yoğunlaşmasına rağmen,
Bahreyn halkı hakları gerçekleşene kadar kıyamlarının ilkelerinden
vazgeçmiyorlar.
1975’ten beri Bahreyn’i yöneten Al-i Halife rejimi, her
zaman Al-i Suud’la birlikte en ciddi insan hakları ihlalcilerinden biri olarak
anıldı ve bu iki rejimin ortak paydası, ülkelerindeki protestocuları şiddetle
bastırmasıdır.
Bahreyn’de Şiilere yönelik sistematik baskı
Bahreyn’deki siyasi sistemin aşiret mantığına göre ve ayrıca
gerçeklere ve istatistiklere dayanarak, Bahreyn toplumunun önemli bir bileşeni
olan Şii vatandaşlar, Al-i Halife rejimi tarafından sistematik ayrımcılığa ve
mahrumiyete maruz bırakılmıştır. Aslında Bahreyn’deki ayrımcılık durumu diğer
ülkelerin tam tersidir. Tüm ülkelerde ayrımcılık ve dışlama politikaları ve
uygulamaları genellikle azınlıklarla ilgili olarak uygulanmaktadır. Ancak
Bahreyn’de ülke nüfusunun yüzde 75’inden fazlasının Şiilerden oluştuğu bir
durumda Şiilere yönelik ayrımcılık yapılmaktadır.
Tabii ki Bahreyn’in diğer kesimleri de iyi durumda değildir
ve hükümetin tek taraflı eylemlerine her zaman itiraz etmişlerdir. 1990’lardan
bu yana işsizlik, özellikle Bahreynli gençler arasında protestoların başlıca
nedeni oldu. Her ne kadar gerçek istatistikler bundan çok daha yüksek olsa da
resmi istatistikler işsizlik oranını %15 olarak gösteriyor. Bahreyn’deki
işsizlerin sayısı hakkında net istatistikler olmamasına rağmen, pek çok kişi,
önümüzdeki on yılda, işgücü piyasasında reform yapmak için hiçbir siyasi adım
atılmazsa, en büyük zorluğu gençlerin yaşayacağına inanıyor.
Al-i Halife zorbalığı; Bahreyn’de halk devriminin
temellerini atmıştır
İşsizlikten kaynaklanan sorunlar Bahreynlilerin durumunu
ciddi şekilde etkilemiştir. Bunların en önemlisi azalan istihdam ve düşük
ücretlerdir. Ağırlıklı olarak Şii olan köylerde işsizlik, yoksulluk ve hatta
sağlık sorunları gibi ekonomik ve sosyal sorunlar artmaktadır. Öyle ki bu yoksul
köyler bir kenara itilmiş bir harabe haline gelmiştir ve bu köylerin sakinleri
evlerini terk etmek zorunda kalmaktadır.
Şu anda, tüm hükümet pozisyonları Al-i Halife rejiminin
elinde bulunuyor ve sıradan insanların hükümet işlerinde hiçbir rolü yok.
Görevlerin Al-i Halife ailesinin elindeki tekeli nedeniyle ve ayrıca devlet
düzeyinde yolsuzluğun yaygın olmasıyla birlikte Bahreyn halkı ayrımcılık ve
yoksulluk gibi sorunlardan acı çekmektedir. Aynı zamanda hükümetin İslam
şeriatından uzaklaşması ve diğer ülkelerdeki Sünni Araplara vatandaşlık vererek
Bahreyn’in demografik yapısını değiştirmeye çalışması da halk arasında büyük
bir memnuniyetsizliğe neden olmuştur.
Al-i Halife rejiminin otoriter politikaları kapsamında 2011
yılında Arap dünyasında yaşanan bir gelişme dalgası Bahreyn’e de ulaştı ve bu
ülke halkı ülkede temel haklarının hayata geçirilmesi talebiyle barışçıl
protestolar düzenledi. 14 Şubat 2011’de başlayan ve 14 Şubat Devrimi olarak
bilinen bu protestolar, Bahreyn halkının birkaç temel talebini gündeme getirdi
ve bunlardan en önemlileri şunlardı:
Ülkede siyasi değişiklik ve reformlar yapmak.
Siyasi aktivistlerin hapishaneden serbest bırakılması.
Sürgündeki siyasi aktivistlerin ülkeye dönmesi.
Yabancılara siyasi vatandaşlık verilmesinin durdurulması.
Elbette 14 Şubat’ın Bahreyn kıyamının başlangıç noktası
olarak kullanılması Bahreyn halkının daha önce protesto etmediği anlamına
gelmiyor. Aksine, bu ülkenin olaylarla dolu tarihini inceleyerek, Bahreyn
halkının 1820’den beri otoriter rejimlere karşı savaştığını göreceğiz. Elbette
bahsedildiği gibi Bahreyn’deki bu halk ayaklanmaları, Al-i Halife rejiminin
propagandasının ve halk protestolarını mezhepsel provokasyonlar çerçevesinde
yansıtmayı amaçlamasının aksine, Şiiler ile sınırlı değildir ve hatta Sünniler
bile mevcut rejimin otoriter ve müstekbir politikalarından bıkmış
durumdadır.
Bu bağlamda, Şubat 2011’de Bahreyn’deki gösteriler sırasında
Şiiler ile birlikte birçok Sünni azınlık da Manama’daki “Lulu” (İnci)
Meydanı’nda ellerinde Kuran-ı Kerim tutarak “Allah Ekber” ve
“Al-i Halife’nin devrilme zamanı geldi” sloganları atmış ve
ülkelerinde halkın oylarına dayalı bir hükümet kurulması çağrısında
bulunmuşlardır.
Bahreyn halkının
bastırılmasında Suudi-Amerikan ekseninin rolü
Hem iç hem de dış politikada bağımsız karar verme yetkisine
sahip olmayan, pratikte Amerika ve Arabistan olmak üzere Arap ve batı
ülkelerinin Bahreyn’deki kuklası olarak sayılan Al-i Halife rejimi, kendisini
halk ayaklanmasını yönetemeyecek durumda gördü ve bu nedenle halkı bastırmak
için Suudi Arabistan ve BAE’den yardım istedi.
15 Mart 2011’de, o zamanki ABD Savunma Bakanı Robert
Gates’in Bahreyn’e varmasıyla eş zamanlı olarak, Arabistan birlikleri Bahreyn’i
Arabistan’a bağlayan bir köprü üzerinden Bahreyn’e girerek bölgeyi fiilen işgal
etti ve halkı bastırma sorumluluğunu üstlendi. Birkaç gün sonra BAE güçleri de
onlara katıldı. Al-i Suud, Bahreyn devriminin Suudi Arabistan’da ve özellikle
Şii topluluğu arasında yayılmasından endişe duyduğu için Bahreyn devriminin
zaferini bir tehlike olarak gördü.
Nisan 2011’de ve halk protestoların ardından, kralın
temsilcisi olan Bahreyn Veliaht Prensi ile Bahreyn’in ılımlı muhalefetini
oluşturan protestoların liderleri arasında görüşmeler yapıldı ve halkın talep
ettiği siyasi reformların yapılmasına karar verildi. Muhalefetin en önemli
talebi ise önce Bahreyn Kral’ı Hamed’in amcası olan ve Kralın emriyle 40 yıl bu görevde kalan Başbakan Halife b.
Selman Al-i Halife’nin görevden alınması ve yerine geçecek kişinin sandık
yoluyla seçilmesiydi. (Bahreyn’in sabıkalı Başbakanı Halife b. Selman Al-i
Halife, 50 yıl bu görevde kaldıktan sonra 11 Kasım 2020’de 85 yaşında bir
Amerikan hastanesinde öldü.)
Hükümet daha sonra protestoları bastırmak için parlamento
seçimleri düzenlemeyi kabul etti ve Bahreyn parlamentosunun kurulmasına izin
verdi ve Bahreyn’de 2011’den bu yana parlamento seçimleri yapıldı. Ancak bu
parlamento, emir altında olan ve tamamen planlanmış bir seçime sahip olan bir parlamentodur.
Bahreyn’de idam cezalarında yüzde 600 artış
14 Şubat 2011’deki halk protestolardan altı ay sonra,
Bahreyn hükümeti muhaliflerinin güvenlik güçlerini gösteri ve protestolara
katılanlara şiddet uygulamak ve tutuklulara kötü davranmakla suçlanmasının
ardından Haziran ayında Şeyh Hamed b. İsa Al-i Halife’nin emriyle Bahreyn
Bağımsız Soruşturma Komisyonu kuruldu.
Komisyonun raporunda, güvenlik güçlerinin protestoculara
yönelik saldırısı, muhaliflerin, özellikle hükümet karşıtı Şii aktivistlerin
geniş çapta tutuklanması ve gözaltı merkezlerindeki kötü muamele ve işkencenin
yaygınlığını şiddetle eleştirildi.
Ancak şimdi, Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun raporunun
üzerinden 11 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Bahreyn hükümeti
yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmedi ve ülkedeki siyasi çatışmanın
mağdurlarına tazminat ödemediği gibi, aksine, yıllar içinde baskıcı
davranışlarını büyük ölçüde artırdı. Şiiler ve Sünniler de dâhil olmak üzere
birçok siyasi, hukuki, mezhebi ve sivil aktivist vatandaşlıktan çıkarıldı,
sınır dışı edildi, hapsedildi ve işkence gördü.
2011’den bu yana Bahreynli yetkililer yalnızca Şii siyasi
derneklerini ve dini liderleri değil, aynı zamanda insan hakları
aktivistlerini, gazetecileri ve İnternet kullanıcılarını da hedef alıyor ve
toplu davaları arttırıyor, siyasi partileri dağıtıyor ve Bahreyn
vatandaşlarına, özellikle Şiiler’e karşı geniş çaplı baskılar ve tutuklamalar
yürütüyor.
Reprieve İnsan Hakları Örgütü ve Bahreyn Hukuk ve Demokrasi
Enstitüsü (BIRD) tarafından yayınlanan ortak bir rapor, Bahreyn’deki idamların
yüzde 600’den fazla arttığını ve 2011’de hükümet karşıtı eylemin başlamasından
bu yana en az 51 kişinin ölüm cezasına çarptırıldığını gösteriyor.
Raporda, hükümetin insan hakları dosyasında reform yapma
taahhüdünü ihlal ederek işkenceyi yaygın olarak kullandığına dikkat çekiliyor
ve 2011’den bu yana idam edilen Bahreynlilerin yaklaşık %88’inin barışçıl
protestolara katıldıkları için ölüm cezasına çarptırıldığı ve bunların hepsinin
işkenceye maruz kaldığı belirtiliyor. Şu anda yaklaşık 26 kişi idamla karşı
karşıyadır ve bunlardan 11 tanesi, Bahreynli yetkililer tarafından işkence
gördüklerini söylüyor. Mahkeme belgelerine göre bu kişilerden işkence altında
itiraf alınmıştır.
Bahreyn Halkının Kıyamı Devam Ediyor
Al-i Halife ile işgalci Siyonist rejim arasında Eylül
2020’de imzalanan normalleşme anlaşmasının ardından, Bahreyn’deki halk
protestoları Bahreyn halkının İslami kimliğini ve Filistin davasına
bağlılıklarını savunmayı amaçlayan yeni bir boyuta geçerek hükümetin
zorbalığına karşı ulusal öfkeyi ikiye katladı ve bu, Al-i Halife rejimi için
büyük bir tehlike sayılmaktadır.
Genel olarak Al-i Halife rejimi, bölgesel ve uluslararası
güçlere olan bağımlılığını artırarak ve işgalcilerle uzlaşarak egemenliğini
korumaya çalışsa da, tarihsel kanıtlar, ülke içindeki halk ayaklanmaları
karşısında yabancı desteğin çeşitli ülkelerde demokratik olmayan yönetimi
koruyamadığını gösteriyor. Bunun çağımızdaki örnekleri Mısır, Libya ve Yemen
gibi ülkelerde görülebilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu ülkeleri yöneten
rejimleri desteklemesine rağmen halk inkılapları onları devirmiştir.
Dolayısıyla Al-i Halife rejimi, müstekbir ve baskıcı
politikasını sürdürerek bu ülkenin siyasi ufkunda parlak bir gelecek
göremeyecektir ve dış tavizler ve ABD, Siyonist rejim ve Arabistan ile
işbirliğinin genişletilmesi, bu ülkeyi halkın öfke dalgasından kurtaramayacağı
gibi, aynı zamanda Al-i Halife’nin düşüşünü de hızlandıracaktır.
