tutuklanmasının 8. yıl dönümünde Al-i Halife hapishanesinden bir bildiri
yayınladı.
Şeyh Ali Salman yaptığı açıklamada, ailesi, şehit aileleri,
mahkûmlar ve yerinden edilmiş kişiler başta olmak üzere yanında olanlara,
fedakârlıkları ve sabırları için teşekkür etti.
Şeyh Ali Selman, Bahreyn el-Vefak Cemiyeti ve Al-i Halife
rejimine muhalif diğer partilerin krizleri çözme çabalarına değinerek,
reformların durdurulmamasının önemine değindi ve şunları söyledi: ‘Reform
sürecini durdurmak Allah’a, vatana ve halka ihanettir.’
Şeyh Ali Selman ayrıca, Bahreyn hükümetinin baskılarına
rağmen Al-i Halife rejimine muhalif grupların liderlerinin faaliyetlerine ve
çabalarına değinerek şu ifadelerde bulundu: ‘Liderlerin ve siyasi güçlerin
ülkeyi krizlerden kurtarma çabaları, onların cezalandırılmalarına ve
derneklerin kapatılmasına, aktivist ve destekçilerimizin öldürülmesine,
liderlerimizin hapsedilip sınır dışı edilmesine ve siyasi tecride neden
olmuştur.
Ciddi diyalogların yapılması için gerekli ortamın olmaması,
gerekli ve ciddi reformların yapılmaması, ülkelerde büyük krizlerin çıkmasının
temel nedenlerinden biridir ve ülkemiz de bu mantık kuralından istisna
değildir.
Birbirimizle uzlaşıp insan haklarımızı ve ekonomik
koşullarımızı gözetseydik, kamu borcu artmaz ve vergi yüklemek zorunda
kalmazdık. Bu durum insanların alım gücünü %10 oranında düşürürmüştür. Ayrıca
eğer bunu gözetmiş olsaydık emeklilerin maaşlarına yapılan yıllık %3 zam da
durdurulmazdı.’
Şeyh Ali Selman, Bahreyn halkına hitaben şunları söyledi:
‘Kardeşlerim, kimsenin idealizmin, demokrasi, özgürlük ve insan haklarına saygı
talebinin bastırılmasının bir zafer olduğu yanılsamasına kapılmasına izin
vermeyin. Aslında bunun kendisi özgürlük ve bunu yapanlar için de açık bir şekilde
zarardır.’
El-Vefak Cemiyeti lideri, Suudi Arabistan eski dışişleri
bakanı Suud el-Faysal ve Katar’ın eski dışişleri bakanı Şeyh Hamed bin Casim
tarafından Bahreyn’deki mevcut krizi çözmek için birkaç yıl önce önerilen
Körfez İşbirliği Konseyi planına değindi ve şunları söyledi: ‘Katar Dışişleri
Bakanı Şeyh Hamed bin Casim, mevcut krize bir çözüm bulmak için Suud
el-Faysal’ın talebi üzerine ve iyi niyetle İşbirliği Konseyi temsilcisi olarak
beni aradı. Acaba ben bu aramayı cevaplamayı red mi etmeliydim? Eğer
reddetseydim sonuç ne olurdu? Herkes benim bu tavrımı inatçılık, tutarsızlık ve
diyalog çözümünün inkârı ve bu konseyin barışçıl bir çözüm bulma ve herkesin
ortak bir anlayış ve mutabakata varma çabalarını reddetme olarak
değerlendirirdi.
Ben, ülkeyi krizden bir an önce çıkarmak için uygun bir
çözüm bulmak amacıyla bu aramaya cevap verdim. Ancak bu görüşmeden 7 yıl sonra,
o dönemdeki krizi çözmek için İşbirliği Konseyi’nin üst düzey heyetiyle
yaptığım açık telefon görüşmemin casusluk ve suç ilan edildiğini görünce çok
şaşırdım.’
Şeyh Ali Selman, Bahreyn yargı makamları tarafından
kendisine atfedilen Katar için casusluk yaptığı suçlamasıyla ömür boyu hapis
cezası çekiyor.
28 Aralık 2014 Pazar günü Şeyh Ali Selman, el-Vefak Cemiyeti
Genel Sekreterliğine yeniden seçilmesinin ardından Bahreyn İçişleri Bakanlığına
çağrıldı ve güvenlik güçleri tarafından tutuklandı. Şeyh Selman, 7 aylık hapis
cezasının ardından ve uluslararası taleplere rağmen, 16 Haziran 2015’te Bahreyn
mahkemesi tarafından dört yıl hapis cezasına çarptırdı.
El-Vefak Cemiyeti Genel Sekreteri, bu mahkemede rejimi
devirmeye çalışmak suçundan beraat etti. Ancak kendisine İçişleri Bakanlığı’na
hakaret ve kanuna itaatsizlik çağrısı olmak üzere başka suçlamalar atfedildi ve
bu da kendisine ömür boyu hapis cezası verilmesine neden oldu.
Bu cezanın verilmesi çeşitli tepkiler ve uluslararası
kınamalarla karşı karşıya kaldı. Avrupa Birliği, Bahreyn hükümeti tarafından
Şeyh Ali Selman’a uzun süreli hapis cezası verilmesini eleştiren bir bildiri
yayınladı ve cezanın yeniden gözden geçirilmesini talep etti.
Uluslararası Af Örgütü de bir bildiri yayınlayarak Ali
Selman’ın düşünce mahkûmu olduğunu vurguladı ve Bahreyn rejiminin Ali Selman’ı
derhal serbest bırakması gerektiğini açıkladı.
1975’ten beri Bahreyn’i yöneten Al-i Halife rejiminin adı,
Al-i Suud ile birlikte hep ağır insan hakları ihlalcilerinden biri olarak
anılır ve bu iki rejimin ortak noktası, ülkelerinde protestoculara yönelik
şiddetli baskı uygulamalarıdır.
