BM’nin Filistin’in Bölünmesi ve İsrail’in Kurulması Kararı

rasthaber
Rasthaber –  29 KASIM 1947 – Birleşmiş Milletler, Araplar’ın şiddetli
muhalefetine karşın, Filistin’in bölünmesini ve bağımsız bir İsrail devleti
kurulmasını kararlaştırdı.

Filistin’in bölünmesi ve İsrail’in kurulma süreci:

1. II. DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA FİLİSTİN SORUNUNDA
GELİŞMELER

Savaş yıllarında Siyonistler illegal Yahudi göçmenleri
Filistin’e getirmek için “Mossad L’aliyah Beth” örgütünü kurdular. Bu
örgüt, savaş yıllarında 50-70 bin arası göçmeni Filistin’e taşıdı. Yahudi
toplumunun çoğunluğunu oluşturan anti-Siyonist Yahudilerin Filistin’e gelmek
istememeleri nedeniyle bir iç direnç vardı. Bu direniş, Yahudilerin en çok göç
etmek istedikleri Güney Afrika, Kanada, Avustralya hatta Amerika Birleşik
Devletleri’nin Yahudi göçüne kota uygulamaya başlamalarından sonra Filistin’in
tek alternatif olarak kalmasıyla kırılabildi. Savaş yıllarında toprak yollar
bloke edildiğinde “Mossad L’aliyah Beth” örgütü tekneler, balıkçı
botları, büyük yolcu komdemleri gibi herhangi bir deniz aracıyla illegal
göçmenleri Filistin’e taşıdılar. Bu yıllarda yaşanan iki olay göçmenlerin
trajik ölümüne yol açmıştır. Birincisi, 1940’da The Patria’yı (Mülteci Kargosu)
İngilizlerin sınır dışı etme teşebbüsüne meydan okuyan Siyonistler tarafından
batırılmıştır. İkincisi, 1942’de The Struma Türkiye’ye ulaşmaya çalışmış ancak
Türkiye’nin komdemi Akdeniz kıyılarından kabul etmemesiyle, Yahudi göçmenlerden
800’ü denize tekrar açılan komdemin batışıyla ölmüştür.1

Savaş sırasında Siyonist hareket, Filistin’de Yahudi
kontrolü için destek kampanyasını sürdürdü. Mayıs 1942’de, New York Biltmore
Hoteli’nde Dünya Siyonist Kongresi toplandı. Kongre’ye Birleşik Devletler’den,
Avrupa’dan ve Filistin’den 600 delege katıldı ve Biltmore Programı olarak
bilinen bir dizi karar alındı. En önemli aksiyon kararları savaş sonunda
kurulacak yeni dünya düzeninin bir parçası olarak Yahudi devletinin
kurulmasının talep edilmesiydi. Deklarasyona göre, Yishuv’un kendine ait
bayrağı ve ordusunun olmasına izin verilmeli, Yahudi Ajansı yönetimi altında
Filistin’e sınırsız Yahudi göçü olmalıydı. Kongre ayrıca, Balfour
Deklarasyonu’nda kullanılan “yurt” sözcüğünün ulus ve devlet
kavramlarını ima ettiğini ve Ortaçağ’dan beri Yahudilere yapılan haksızlıkların
ancak Yahudi devletinin kurulmasıyla telafi edilebileceğini iddia etti.
Biltmore Programı Siyonist hareketin revizyonist kanadı için zaferdi. Programın
nihai amacı bütün Filistin’de Yahudi siyasi egemenliğiydi. Kongre’de, Siyonist
merkezin çabalarıyla Filistinli Siyonist liderler arasındaki görüş
farklılıkları uzlaştırıldı. 1946’da Yahudi Ajansı Filistin’in tamamında
devletsiz Yahudi siyasi varlığına, Filistin’in bir kısmında Yahudi devletinin
kurulmasını tercih edecekleri yönündeki uzlaşı kararını açıklamıştır.2

Savaşın başlamasıyla Yahudiler için Alman tehdidi öncelikli
gündem olmaya başlamış ve bu tehdit 1942’de artmıştır. 1930’larla
karşılaştırıldığında Filistin’de Siyonist şiddet azalmasına rağmen, Siyonistler
ile İngiltere arasındaki çatışmalar sürmüş, Palmach’ın (Haganah’ın seçkin
kısmı) Filistin’deki İngiliz hedeflerine saldırılarda bulunmuştur. Tren
yollarına, köprülere ve iletişim hatlarına bombalı saldırılar, rehin almalar,
terörist ve paramiliter aktiviteler yaygınlaşmıştır. Bu eylemlerden ikisi geniş
yankı uyandırmıştır. Birinci eylemde İngiltere Yerleşim Bakanı Lord Moyne’ye, 6
Kasım 1944’de Kahire’de İzak Şamir’in Stern örgütünün bir kolu olan Lehi’ler
tarafından suikast yapılmıştır. Bu suikastın, idam edilen iki suikastçısı
seneler sonra 2 Temmuz 1975’te cesetleri Kudüs’teki “Kahramanlar
Anıtı”na gömülmek üzere 20 Arap esiri ile mübadele edilmiş ve İngiltere
hükümeti, İsrail’in katilleri onurlandırması ve onları kahraman yapması
nedeniyle üzüntülerini bildirmiştir. İkinci eylemde ise, Filistin’de İngiliz
Manda Hükümeti’nin hükümet konutu olarak kullandığı ve askeri kurmayın ikamet
ettiği King (Kral) David Oteli’nin bir kısmının 24 Temmuz 1946’da Menaham
Begin’in Irgun örgütü tarafından havaya uçurulmasıyla İngiliz, Arap ve Yahudi
yaklaşık yüz kişi ölmüştür3. Bu iki olaya İngiltere’nin yanıtı ise Filistin’e
illegal yollarla girmeye çalışan Yahudi göçmenler için daha katı önlemler almak
olacaktır.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında, 1930’ların başlarında
kurulan “Haganah” (İbranice’de savunma anlamında)birliklerini Moshe
Dayan ve İsrail’in eski Genelkurmay başkanlarından Bar-Levi komuta ediyordu. Bu
yıllarda “ılımlı” Siyonistler Haganah’ı, uç kanat Siyonistleri ise
Irgun ve Stern örgütlerini desteklemişlerdir. İngiltere’de 1945 seçimlerinde
İşçi Partisi seçimi kazanmış, Dışişleri Bakanlığı’na Ernest Bevin gelmişti.
Bevin, Arap dünyasının İngiltere için büyük önemi olduğunu, Yahudilerin bir
dinin mensubu olduklarını bir ulus olmadıklarını savunuyordu. Siyonistler
Bevin’i anti-semitizmle suçladılar ve onu ‘geriye dönüş siyaseti’nin temsilcisi
olarak takdim ettiler. Bevin’in siyasetine reaksiyon gösteren Haganah
yukarıdaki eylemleri gerçekleştirmiştir. İngilizlere yönelen Yahudi terörü 20-26
Şubat 1946 tarihleri arasında ikinci bir şiddet dalgası estirdi. İngiltere
Yahudi terörüne şiddetli tepki gösteriyordu. 1945’in ortalarında Filistin’e ek
İngiliz güçleri gönderilmiştir.4

1945’ten itibaren Filistin sorununa belirleyici bir güç
olarak Amerika Birleşik Devletleri katılmıştır. Yahudileri destekleyen
Amerika’nın İngiltere üzerine baskıları, İngiltere Dışişleri Bakanı Bevin’in
1945’in sonlarında Anglo-Amerikan Araştırma Komisyonu’nu kurmasına neden
olmuştur. Bu komisyon Filistin’le siyasi bağlantısı olmayan 6 Amerikalı ve 6
İngiliz görevliden oluşturulmuştu. Avrupa ve Ortadoğu’da araştırmalarda bulunan
komisyon, 22 Nisan 1946’da raporunu Amerika Başkanı Truman’a sundu. Rapor,
“Filistin’in ne saf Arap toprağı ne de Yahudi toprağı olamaz; Filistin’in
Yahudi veya Arap devleti olması ne adildir ne de uygulanabilir; Araplar
Yahudilere, Yahudiler Araplara egemen olmamalı” tezini savunmuştur. Ayrıca
komisyon bölünmeyi de tavsiye etmemiştir. Komisyonun tespitine göre, bağımsız
Filistin devleti veya devletleri işleyemez ve Dünya barışını tehdit ettiği
gibi, iç mücadeleyle de sonuçlanacaktır. Komisyon ayrıca 1940’tan beri
uygulanan Yahudilerin toprak satın alması sınırlanmasından vazgeçilmesini
önermiş ve Avrupa’dan, yerlerinden çıkarılan 100 bin Yahudi’nin Filistin’e göç
etmesine izin verilmesini istemiştir.5 Sonuç olarak Komisyon, Birleşmiş
Milletler vesayet rejiminin işlemesine kadar, Filistin’in İngiltere’nin
yönetiminde kalmasını önermiştir.6 Amerika’nın Filistin sorununa ilgisi 1880’li
yılara kadar uzanmasına rağmen bu komisyonla birlikte Amerikalılar Filistin
sorununun doğrudan taraflarından biri haline gelmişlerdir. İngiltere Dışişleri
Bakanı Bevin, Amerika’nın 100 bin Yahudi’nin Filistin’e yerleştirilmesindeki
ısrarını ve Amerika’nın Yahudi göçüne koyduğu kotayı, Amerika’nın New York’ta
daha fazla Yahudi istememesi olarak yorumlamıştır.7 Anglo-Amerikan Raporu’na
İngilizler, Araplar ve Yahudiler farklı nedenlerle tepki gösterdiler ve
reddettiler. İngiltere Başbakanı Atlee, 1 Mayıs 1946’da Avam Kamarası’nda
yaptığı konuşmada, Yahudilerin İngiliz hedeflerine yönelik saldırıları
durmadıkça ve Filistin’de Yahudilerin ve Arapların silahsızlandırılması
sağlanmadıkça 100 bin Yahudi’yi Filistin’e kabul etmeyeceğini açıklamıştır.
İngiliz basını da Amerika’yı şiddetle eleştirirken, Amerikan Kamuoyu ve
Amerikan Yahudileri, İngiltere Dışişleri Bakanı Bevin’e şiddetli tepki
gösteriyordu.

Arap yönetimleri ise 100 bin Yahudi’nin Filistin’e göç
etmesini öngörmesine, Yahudilerin toprak satın almalarını serbest bırakmasına
şiddetle karşı çıkıyorlar, Amerika’nın Filistin sorununda hiç bir yetkisinin
olmadığını açıklıyorlardı. Arap devletleri 27-28 Mayıs 1946’da Mısır İnşas’da,
Arap ligi de 8-12 Haziran’da Suriye Bludan da yaptıkları toplantılarda
Anglo-Amerikan Raporu’nu reddettiler ve Bludan’da raporun uygulanması halinde
Amerikan ve İngiliz mallarına ekonomik boykot uygulanmasına dair gizli bir
karar aldılar. Diğer taraftan Yahudiler de 100 bin Yahudinin Filistin’e göç
etmesine izin vermesine rağmen rapora şiddetli tepki gösterdiler. Ben-Gurion’a
göre rapor, 1939 Beyaz Kitabı’nın başka bir şekliydi ve “utanç
verici” bir belgeydi. Siyonizmin yok edilmesini meşrulaştırıyordu. Yahudi
devletinin kurulması yerine, Filistin’de İngiliz askeri yönetimini devam
ettirmeyi öngörüyordu.8

Amerika’daki Siyonist lobi, Filistin’de bir Yahudi
devletinin kurulması fikrini Amerikan halkına, Kongreye ve yönetime
benimsetmeyi hedefliyordu. 1946’nın Amerika’da kongre seçim yılı olması
nedeniyle Siyonist lobinin Başkan Truman üzerindeki etkisi kendini gösterecek,
100 bin Yahudi’nin Filistin’e göçünü sağlamak için doğrudan kendisi harekete
geçecektir. Başkan Truman 100 bin Yahudi’yi Filistin’e yerleştirmeyi
Amerika’nın tek başına sağlamasını düşünmüş, ancak dışişlerinin Sovyet faktörü
uyarısıyla bundan vazgeçmiştir.9 Bu durum karşısında İngiltere ile uzlaşma
yolunu aramaya karar vermiştir. Anglo-Amerikan Komitesi Raporu dolayısıyla
ortaya çıkan görüş farklılıklarını müzakere etmek ve bir uzlaşma sağlamak üzere
Amerikan Başkan Yardımcısı Henry F.Grady ile İngiliz Kabinesinden Herbert
Morrison başkanlığında Grady-Morrison Komisyonu, daha çok Morrison Komisyonu
olarak bilinen komisyon kurulmuştur. Komisyonun raporu 1946 Temmuz sonunda
Morisson tarafından Avam kamarasında açıklanmıştır. Morrison Planına göre
Filistin, “Arap Eyaleti”, “Yahudi Eyaleti” ve İngiltere’ye
ait olacak “Merkezi Yönetim” olarak üçe ayrılacaktı. Avrupa’daki 100
bin Yahudi, Yahudi eyaletine merkezi yönetimin onayıyla göç edebilecekti.
Truman, planı, Yahudi göçmen sorununa çözüm getirmediğini ileri sürerek dikkate
değer bulmadı. Araplar ve Yahudilerde plana karşı çıktılar. Bu olumsuz
gelişmelere rağmen İngiltere Morrison raporunu tartışmak üzere tarafları
Londra’da bir konferansa davet etti. Siyonistlerin katılmayı reddettiği ve
Filistin Arap Yüksek Komitesi’nin de katılmadığı konferansa Arap ülkelerinden
Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Ürdün ve Yemen ile Arap Birliği
Genel Sekreteri Azzam Paşa katılmayı kabul etmiştir. Arap Ülkelerinin hiç biri
9 Eylül 1946’da başlayan Londra Konferansı’nda Morrison Planını kabul etmeyerek
6 maddelik bir öneri getirdiler. Buna göre;

·  Filistin üzerindeki İngiliz mandasına hemen son
verilecektir.

·  Bağımsız bir Filistin devleti kurulacaktır.

·   Demokratik bir anayasa ile Filistin Yahudilerine
her türlü azınlık hakkı tanınacaktır.

·   Yahudi göçlerine, bağımsız Filistin devleti
karar verecektir.

·   Filistin’deki kutsal yerlere giriş-çıkış
tamamen serbest olacaktır.

·   Bağımsız Filistin devleti İngiltere ile bir
ittifak antlaşması imzalayacaktır.

Londra Konferansı’nda, Arapların taksim planına hiçbir
şekilde yanaşmayacaklarını İngiltere anlamıştır. İngiltere, prensip olarak
bağımsız Filistin devleti kurulmasını kabul etmiş, Yahudilerinde katıldığı yeni
bir konferans tasarlamıştır.

Bu önerileri Arapların ilk defa Filistin konusunda bu kadar
kapsamlı ve açık fikir belirttikleri bir belge sayabiliriz ki, daha sonraki
görüşmelerde Arapların bu 6 maddeyi temel aldıkları görülecektir.
İngiltere’nin, sorunu Birleşmiş Milletlere atmasından önceki son diplomatik
girişimi II. Londra Konferansı olmuştur. 27 Ocak-13 Şubat tarihleri arasında
yapılan konferansta taraflar aynı masa etrafında görüşmeyi reddetmişlerdir.
İngiltere’nin taraflarla ayrı ayrı yaptığı görüşmelerde Morrison Planı’ndaki
özerk eyaletler sistemini biraz daha genişleterek getirdiği öneriyi iki taraf
da kabul etmemiştir. İngiliz Kabinesi 6 Şubatta Bevin Planını adıyla yeni bir
önerinin taraflara sunulmasını kararlaştırdı. Bevin Planı’nda Filistin’in 5 yıl
içinde bağımsızlığa hazırlanmasını, özerk alanlarda Arap-Yahudi işbirliğini ve
2 yılda 96 bin Yahudi göçmenin Filistin’e kabulünü öngörmekteydi. Yahudiler
taksim de ısrar ettiler. Önerdikleri Yahudi bölümünde 600 bin Arap kalıyordu.
12 Şubat’ta sunulan teklife ise Araplar, I. Londra Konferansı’ndaki tek bir
Filistin devleti kurulması fikirlerinde ısrar ettiler ve İngiltere’den
isteklerini kabul etmediği takdirde sorunu Birleşmiş Milletlere götürmesini
istediler. İngiltere Kabinesi, Yahudilerin karşı çıkmasına rağmen, 18 Şubat
1947’de hiç bir teklif getirmeden Filistin Sorununu BM’ye götürme kararı almış,
25 Şubat’ta Muhafazakar Parti’nin de desteğiyle Avam Kamarası’nda karar son
şeklini almış ve 2 Nisan’da İngiltere BM’ye resmen başvurmuştur.10

2.  BM VE FİLİSTİN SORUNU’NUN ULUSLARARASI BİR BOYUT
KAZANMASI

İngiltere’nin “alevli topu” BM ‘ye atmasıyla,
modern anlamda, Filistin sorunu uluslararası alanda doğmuştur. Bundan sonra
Filistin sorunu BM platformunda ele alınacaktır. Bu çerçevede ilk gelişme, 28
Nisan 1947’de New Yorkda özel bir komite oluşturmak için toplanan ilk özel
oturum olmuştur.11 BM Genel Kurulu 15 Mayıs’ta 7 oya karşı 45 oyla, Birleşmiş
Milletler Filistin Özel Komitesi’nin (United Nations Special Committee on
Palestine-UNSCOP) kurulmasına, bu komitenin 11 üyeden oluşmasına ve Komite’nin
raporunu en geç 1 Eylül 1947’de sunmasına karar vermiştir. 106 no’lu kararla
kurulan UNSCOP’un görevi şu şekilde belirlenmiştir: Özel Komite, Genel Kurul’a
bir rapor hazırlayacak ve Filistin Sorunu’nun çözümü için uygun görülebilecek
tavsiyeler sunacaktır.12Komite üyeleri 16 Haziran 1947’de Kudüs’te ilk
toplantısını yapmıştır. Komite’nin Filistin’in çeşitli yerlerindeki görüşmeleri
esnasında, Yahudiler Komite ile her türlü görüşmeyi yaparken, Arap Yüksek
Komitesi Özel Komite ile her türlü işbirliğini reddetmiştir. Özel Komite, Arap
ülkelerinden Mısır, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye temsilcileriyle de
görüşmüştür. Görüşmelerde Siyonist lider Weizmann Filistin’in taksimini
isterken, Arap devletleri bağımsız bir Arap devletinin kurulmasını, resmi
dilinin Arapça olmasını istemiş ve Yahudi göçlerine kesinlikle karşı
olduklarını belirtmişlerdir.13 Özel Komite, raporunu 31 Ağustos’ta tamamlamış
ve 1 Eylül 1947’de Genel Sekreter’e sunmuştur. Özel Komite’nin 7 üyesi Çoğunluk
Planı’nı, 3 üyesi Azınlık Planı’nı önermiş, Avustralya ise çekimser kalmıştır.
Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hollanda, Peru, İsveç ve Uruguay’ın önerdiği
çoğunluk planına göre Filistin; Arap devleti, Yahudi devleti ve BM Vesayetinde
Kudüs olmak üzere üçe ayrılıyordu. Arap ve Yahudi devletleri 1 Eylül 1947
tarihinden itibaren iki yıllık geçişten sonra bağımsız olacaklardı. Bu iki
devlet arasında ekonomik birlik kurulacaktı. Plan, üçe bölünen Filistin’in
sınırlarını belirlemiştir. Paylaşıma göre, Filistin’in %42.88’i ayrılan Arap
devletinin 725 bini Arap 10 bini Yahudilerden oluşan bir nüfusa sahip
olacakken, Yahudilere ayrılan %56.47’de 498 bini Yahudi, 407 bini Arap nüfus
olacaktı. Hindistan, İran ve Yugoslavya’nın önerdiği Azınlık Planı ise,
Kudüs’ün başkent olduğu Arap ve Yahudi devletlerini içine alan bağımsız bir
Filistin devleti kurulmasını öngörmekteydi.14

3.    BM’NİN FİLİSTİN’İ BÖLME KARARI

Manda Yönetimi’ne karşı Siyonistlerin yıpratma savaşı,
İngiltere’nin Filistin’de başarısızlığını kabullenerek mandatörlükten çekilmesi,
Siyonist stratejinin ilk başarısıydı.15Filistin sorunu BM alanına girdiğinde,
sorunun geleceğinde belirleyici unsur güç politikası olmuştur. Nazi
Almanyası’nın Yahudi Jenosidi, Yahudi sorununu Avrupa’dan Ortadoğu’ya ihracı
tasarımı, uluslararası alanda Yahudilere hakim güçlerin desteğini kazandırmakta
elverişli bir konjonktür sağlamıştır.16 Güç politikası nedeniyle Filistinliler
en doğal haklarını savunmak bir tarafa, uluslararası toplumu temel haklarını
dikkate alacak bir araştırmaya dahi ikna edememişler, Filistinlilerin kendi
kaderlerini tayin (Self-determination) hakkı uluslararası siyasal çevrede de
facto bir redde maruz kalmıştır.17 Bu de facto durum, UNSCOP’un
uygulanabilirliği olmayan çoğunluk planı önerilerini görüşmek üzere oluşturulan
“Ad Hoc” Komitesi’nde bazı değişikliklerle 25 Kasım 1947’de 25 lehte,
13 aleyhte, 17 çekimser oyla kabulüyle sonuçlanmıştır.18 Ad Hoc Komitesi’nde
Yahudi Ajansı Temsilcisi’nin konuşması Siyonizmin Yahudi devletinin sınırları
konusundaki gizli amaçlarını açığa çıkarmıştır. Arap Yüksek Komitesi Temsilcisi
Filistin’in tümünde tek bir bağımsız Arap devleti kurulmasını isteyen bilinen
Arap görüşünü tekrarlarken,Yahudi Ajansı Temsilcisi’nin konuşması çok
farklıydı. Azınlık Planı’nı tamamen reddettikten sonra, Çoğunluk Planı’nın da
kendileri açısından tatmin edici olmadığını açıklamıştır. Vurgulanması gereken
sözlerinde temsilci, Balfour Deklarasyonu’nun Ürdün toprakları da dahil bütün
Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını öngörmesine rağmen, İngiltere’nin
1922’de Ürdün’ü Filistin topraklarından ayırmasından sonra, şimdi de öngörülen
Yahudi devleti’nin ancak 8/1’i teklif edilmekteydi. Ona göre, böyle bir
fedakarlık Yahudi halkından istenemezdi ve Filistin’in tümünde bir Yahudi
devleti kurulmalıydı.19 Siyonistler verilen toprağı azımsadılarsa da, Çoğunluk
Planı’nın Yahudi devletinin kurulması ilkesinin tanınmasını içerdiğini
görmeleriyle taksim planını kabul ettiler ve BM’de bu konu üzerinde
yoğunlaştılar. Yahudi Lobisi’nin Amerika’daki lobi çalışmaları, dışişlerinin ve
Arap ülkelerinin tersi telkinlerine kulaklarını kapatan Başkan Truman’ın 11
Ekim 1947’de Amerika Delegasyonu’na emriyle BM’de ABD’nin taksim planına resmi
desteğini vermesiyle sonuçlandı. Siyonist lider Weizman, Başkan Truman’ın
nezdindeki girişimiyle Negev Bölgesi’nin Arap topraklarına katılma planını
önledi.20 Amerika’nın prestijinin taksim kararı lehinde diğer ulusları
etkilemesi yanında, Siyonistler, ABD kanalıyla Taksim Planı’na karşı olan
Haiti, Liberya, Filipinler, Çin, Etyopya ve Yunanistan üzerinde ağır baskılar
uyguladılar. Amerika’nın ticari, ekonomik ilişkileri baskının temel
araçlarıydı. Baskılarla Yunanistan dışındaki hedef ülkeler Taksim Planı’na oy
vermeyi veya çekimser kalmayı kabul etmişlerdir.21 BM Genel Kurulunda 29 Kasım
1947’deki oylamada Çoğunluk Planı 13 red, 10 çekimser ve 33 kabul oyuyla
181(II)A kararı olarak onaylanmıştır.22 Amerika’nın taksimi desteklemesini,
II.Dünya Savaşı’yla birlikte Amerika’nın Yahudilerin merkezi olmasıyla
açıklayabiliriz. Sonucu değiştiren sürpriz faktör, Sovyetlerin de taksimi
desteklemesi olmuştur. Stalin yönetimindeki Sovyet Rusya’nın Yahudi düşmanlığı
konusunda geleneksel Rus siyasetini sürdürmesine rağmen taksimi desteklemesi,
stratejik argümanlara dayanıyordu. Sovyetler İngiltere’nin Filistin’den uzaklaştırılmasıyla
doğacak boşluğu doldurabilirdi. Sovyetlerin tavrı kendisiyle sınırlı kalmamış,
Sovyetlere eğilimli devletlerinde taksim oylarına yol açmıştır.23 Taksim Planı
Filistin’i 3 Yahudi, 3 Arap bölgesi olmak üzere 6 bölgeye bölmüştür. Taksim,
Yahudi devleti içine Yahudilerin oturduğu ve sahip olduğu bütün toprakları
içine alıyor, Arapların oturduğu ve sahip olduğu büyük topraklarda Yahudi
devleti içinde bırakılıyordu. Diğer taraftan Arap devleti içinde mümkün olduğu
kadar az Yahudi nüfusu ve mülkü kalmasına dikkat edilmiştir. Bethlehem dahil
Kudüs çevresindeki bölge B.M. yetkisinde uluslararası bölge olarak
belirlenmiştir.24 BM, taksim kararıyla nüfusun 3/2 çoğunluğunu oluşturan
‘Filistin Arapları’nın kendi geleceklerini belirleme hakkını ihlal ederek kendi
ilkeleriyle ters düşmüştür. Bu karar, BM’nin temel kuruluş ilkeleriyle de
çelişmektedir.25 Taksim kararının uygulanmasına yönelik geçiş dönemi takvimi,
Manda’nın yerini BM Komisyonu’nun alması ve Yahudi ve Arap devletlerinin
kurulmasının sağlanmasıyla ilgiliydi. Mandatör İngiltere’nin 1 Ağustos 1948’den
geç olmamak üzere çekilmesini, öngörülen devletlerin 1 Ekim 1948’den geç
olmamak üzere kurulmasını kararlaştırıyordu. Taksim kararının B bölümündeki
‘Bağımsızlık İçin Hazırlık Aşamaları’nın 1. maddesinde, daha sonra seçilecek
beş üye ülkenin temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulacağını, Filistin’in
yönetiminin, mandatör hükümet silahlı kuvvetlerini çektiği andan itibaren,
Genel Kurul’un önerileriyle ve Güvenlik Konseyi’nin öngörüleriyle uyum içinde,
kademeli olarak bu komisyona devredileceği belirtiliyordu.26

BM’nin taksim kararı Filistin’de protesto dalgalarına ve
gösterilere neden oldu. Filistin Arapları taksime karşı direnmeyi
kararlaştırdılar.27 İngiltere 29 Kasım 1947 tarihli taksim kararının arkasından
Aralık ayından itibaren Filistin’deki kuvvetlerini çekmeye başlamasıyla
birlikte, Yahudiler taksimle kendilerine ayrılan yerleri İngiltere çekilmeden
ele geçirmeye, Arapların da bunu engellemeye çalışmasıyla taksim kararından
hemen sonra Arap-Yahudi çatışması başlamıştır. İngiltere’nin 1 Ocak 1948- 15
Mayıs 1948 tarihleri arasında Filistin’den çekilmesi’nin tamamlanacağını
açıklaması, çatışmaları savaş boyutuna ulaştırmıştır. 30 Kasım 1947-1 Mart 1948
tarihleri arasında çok sayıda Arap, Araplara yaklaşık sayıda Yahudi ve az
oranda da İngiliz vatandaşı olmak üzere toplam 1378 kişi ölmüştür. Çatışmaların
şiddetlenmesi üzerine 19 Mart 1948’de BM Amerikan Temsilcisi Mr. Warren
R.Austin Güvenlik Konseyi’nin Taksim Planı kararını askıya alınmasını, Araplar
ve Yahudiler tarafından hükümet kurulmasının onaylanmasına kadar BM’nin
Filistin için geçici bir mütevelli heyeti yönetimiyle bir çeşit vesayet
yönetimini teklif etti. Araplar taksim kararının yürürlükten kaldırılması
halinde teklifi kabul edeceğini bildirirken, İngiltere, Fransa ve Sovyetler
taksimden geri dönüşü desteklemediler.28 Yahudiler ise Amerika’nın taksimden
geri dönüşünün şokuyla Truman yönetimine saldırı kampanyası başlattılar.29
Amerikan teklifi 13 Mayıs’a kadar süren tartışmalardan sonra yeterli desteği
bulamadığından gündemden düşmüştür.30 Taksim kararının yürürlüğe girdiği 29
Kasım 1947’den itibaren fiilen başladığı kabul edilebilecek Arap-İsrail
Savaşı’nın resmen başlamasından önceki son önemli olaylar, Nisan ayında
Yahudilerin işlediği Deir Yasin Katliamı ve Arapların karşılık vermesi
olmuştur. Irgun ve Stern örgütlerinin 9 Nisan 1948’de çocuk ve Kadınların
çoğunu oluşturduğu 250 Arap’ı katletmeleri yerli halkın paniğe kapılarak
kitlesel olarak yerlerini terk etmesine yol açmıştır.31

Kaynakça

-Alan R. Taylor, İsrail’in Doğuşu, Pınar yay., İstanbul 1992

-Aras Bülent, Filistin – İsrail Barış Süreci ve Türkiye,
Bağlam yay.,İstanbul 1997

-Armaoğlu Fahir Prof. Dr., Filistin Meselesi ve Arap –
İsrail Savaşları, Türkiye İş Bankası Kültür yay., Ankara 1994

-Cattan Henry, The Arabs and İsrail, The Search for Justıce,
london, 1969

-Feguson Pamela, The palestıne Problem, Martın Brian and
O’keeffe, London, 1973

-Halloum Ribbi(Abu Firas), Belgelerle Filistin,
Alan yay., İstanbul 1988

-Garaudy Roger, İsrail, Mitler ve Terör, Pınar Yay.
,İstanbul 1991

-Gerner Deborah j., one Land Two People, University
of Colarado, Westview press,Colarado,1991

-Karaman Lütfullah M., Uluslararası İlişkiler
Çıkmazında Filistin Sorunu, İz Yay. , İstanbul 1991

-Talal Bin Hasan, Palestinian Self – Determination Study of
The West Bank and Gaza Strip,Crown prınce of Jordan, Quartet Books, London 1981

-Tessler Mark, A History of The İsraeli Palestine Conflıct,
Indıana University press, Bloomington and Indıanapolı,1994

-Smith D. Charles, Palestıne and The Arab – İsraeli
Conflıct, San Diego State University, ST Martın’s press, New York,1988

 

Dipnotlar:

1- Ferguson, a.g.e., s. 47

2- Deborah J. Gerner, OneLand Two People, University of
Colarada, Westview Press, Colarada, 1991, s. 41

3- Roger Garaudy, İsrail, Mitler ve Terör, pınar yayınları,
İstanbul,1 996, s. 177

4- Ferguson, a.g.e., s. 47-49

5- Ferguson, a.g.e., s. 50

6- Fahir Armaoğlu , a.g.e., s. 78

7- Ferguson, a.g.e., s. 50-51

8- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 78-79

9- Taylor, a.g.e., s. 127, 132

10- Fahir Armaoğlu,a.g.e., s. 83

11- Bülent Aras, Filistin- İsrail Barış Süreci ve Türkiye ,
Bağlam yayınları, istanbul, 1997, s. 16

12- Bülent Aras, a.g.e.,s. 17

13- Fahir Armaoğlu, a.g.e.,s. 84

14- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 85-86

15- Taylor, a.g.e., s. 139

16- M.Lütfullah Karaman, a.g.e., s. 40-41

17- Bülent Aras, a.g.e., s. 18

18- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 87-88

19- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 86-87

20- Taylor , a.g.e., s. 141

21- Taylor , a.g.e., s. 142-143

22- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 88-89

23- Fahir Armaoğlu,a.g.e., s. 89

24- Halloum , a.g.e., s. 165

25- Halloum, a.g.e., s. 166

26- Halloum,a.g.e., s. 259-260

27- Henry Cattan,The Arabs and Israel,The Search for
Justıce, London, 1969, s. 31

28- Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 92

29- Cattan,The Arabs and Israel, s. 32

30- Fahir Armaoğlu, a.g.e, s. 92

31- Abu Firas, a.g.e., s. 167 Kaynak: İsrail’in Kuruluşu –
Sezai Acar

Bu Haberi Paylaş