ABD’nin “Ramazan Savaşı” sırasında sergilediği düşmanca ve hegemonik tutumun somutlaşmasıyla birlikte, mevcut mutabakat ve ona ilişkin iyimser beklentilerin de nükleer anlaşma (KOEP/JCPOA) dönemindeki hayal kırıklıklarından daha iyi bir sonuca ulaşmayacağı söylenebilir. Nitekim anlaşma maddelerinin önemli bir kısmı bugüne kadar gerektiği şekilde uygulanmış değildir.
Yaklaşık iki aylık diplomatik iniş çıkışların ardından, İran ile ABD arasında, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğuyla, iki ülke cumhurbaşkanları arasında 14 maddelik bir İslamabad Mutabakatı imzalandı.
Ancak mutabakat metni bir yandan ayrıntılardan yoksun ve birçok belirsizlik içerirken, diğer yandan bazı maddelerin uygulanması önümüzdeki 60 günlük müzakerelere bırakılmış durumda. Buna rağmen, daha önce KOEP’in imzalanmasını büyük bir coşkuyla karşılayan bazı çevreler, bu yeni mutabakatın imzalanmasını da her şeyin çözüldüğü şeklinde yorumlamaya başladı.
İyimserlik Hastalığı: Daha Kaç Kez Aldatılacaksınız?
İranlı reformist siyasetçiler ve gazeteler, son bir yılda ülkenin yaşadığı savaş ve saldırıları görmezden gelerek, mutabakatın ardından yeniden ABD ile ilişkilerin düzeleceği yönünde umut pompalamaya başladı.
Örneğin reformist çizgideki Şark Gazetesi, manşetine “Savaş Bitti” başlığını taşıdı. Oysa mutabakatın ilk maddesine rağmen Güney Lübnan’da çatışmalar sürmekte ve ABD’nin İran’a karşı yeniden savaş başlatmayacağına dair hiçbir garanti bulunmamaktadır.
Bunun yanında Donald Trump da yeniden İran’ı tehdit ederek şu ifadeleri kullandı:
“Pezeşkiyan söylediklerine dikkat etse iyi olur. Kendini düzeltmeli, aksi halde ülkenin geri kalanını da ele geçiririz.”
Buna rağmen bazı reformist isimler, “iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem” başladığını savunmaya devam ediyor.
Siyasi analist Ahmed Zeydabadi şunları yazdı:
“Mutabakatın en önemli maddesi, ABD ve müttefikleri ile İran ve müttefikleri arasında savaş ve çatışmaların kalıcı olarak sona erdiğini vurgulayan ilk maddedir. Bu, iki tarafın düşmanlık çemberinden çıkması anlamına gelir.”
Ancak yazar, bunun gerçek dünyayla örtüşmediğini; çünkü anlaşmanın mürekkebi kurumadan ilk maddesinin Lübnan’da ihlal edildiğini savunuyor.
“300 Milyar Dolar” Hayali
Reformist Sazendegi Gazetesi, henüz gerçekleşmemiş olan ve uygulanma mekanizması 60 günlük müzakerelere bırakılan “İran’a 300 milyar dolar yatırım” maddesi üzerinden ekonomik hesaplar yapmaya başladı.
Bu durum, Trump’ın birkaç gün önce böyle bir ödeme planını tamamen reddetmesine rağmen yaşandı.
Benzer şekilde, İran İnşaat Partisi Genel Sekreteri Hüseyin Meraşi şu açıklamayı yaptı:
“İslamabad Mutabakatı sorunların çözümü yolunda ilk ve çok önemli bir adımdır. Müzakerelerin ilerlemesiyle yaptırımların kaldırılması ve ekonomik koşulların iyileşmesi beklenmektedir.”
Ancak şu soru gündeme geliyor:
Eğer KOEP döneminde “hem santrifüjler hem de ekonomi dönecek” deniliyorduysa, neden bugün, üzerinden on yıldan fazla zaman geçmesine rağmen aynı çevreler yeni bir mutabakata umut bağlıyor?
KOEP Dönemindeki Vaatler
KOEP’in imzalandığı dönemde reformist medya şu manşetleri atmıştı:
- Şark Gazetesi: “Artık Yaptırımlar Yok”
- Arman Emruz Gazetesi: “Yaptırımlar Tarihe Karıştı”
Dönemin Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bir iki ay içinde yaptırımlar kaldırılacak ve yeni bir dönem başlayacak.”
Ancak bu vaatlerin büyük kısmı gerçekleşmedi; ABD anlaşmadan çekildi ve Avrupa da daha sonra “tetik mekanizmasını” devreye soktu.
Amerika’nın Değişmeyen Doğası
Makaleye göre, İran ile ABD arasındaki geçmiş tecrübeler – Cezayir Anlaşması’ndan, Hatemi dönemindeki “Medeniyetler Diyaloğu”na ve KOEP sürecine kadar – Washington’a güvenilemeyeceğini açıkça göstermiştir.
Yazıda, reformist çevrelerin siyasi kimliklerini ABD ile müzakere ve bu tür iyimser beklentiler üzerine inşa ettikleri, bu nedenle bugün de aynı hatayı tekrarladıkları ileri sürülüyor.
Sonuç: Geçilen Yolun Dersi
Makale şu sonuca varıyor:
- ABD’nin İran’a yönelik baskıcı ve saldırgan yaklaşımı değişmemiştir.
- İslamabad Mutabakatı’nın geleceği belirsizdir.
- Şimdiye kadar bile birçok maddesi uygulanmamıştır.
- Bu nedenle ülkenin tüm umutlarını yeniden ABD ile müzakerelere bağlamak doğru değildir.
Son olarak şu vurgu yapılıyor:
“KOEP döneminde bütün yumurtaları ABD ile müzakere sepetine koymanın başarısız olduğu görüldü. Aynı yöntemi tekrar etmek, yeni bir başarısızlıktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. İran’ın asıl dayanağı kendi iç kapasitesi ve halkının direnci olmalıdır.”
