Casusların Davos’u: Münih…

rasthaber
Rasthaber –   Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ergin
Yıldızoğlu, geçen hafta düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nı bugünkü
köşesine taşıdı.

Çin temsilcisi Wang Yi’nin
konferansın hemen ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’i ziyarete gitmesinin
Batılı ülkelerde kaygı yarattığını belirten Yıldızoğlu, “O zaman “Putin
yalnızlaşıyor” savı “ABD yalnızlaşıyor” savına dönüşebilir” dedi.

Ergin Yıldızoğlu’nun yazısı
şöyle:

“Geçen hafta toplanan Münih
Güvenlik Konferansı Batı merkezli dünya düzeninin efendilerini kaygılandıran
tartışmalara sahne olmuş. Çin temsilcisi Wang Yi’nin konferanstan çıkar çıkmaz,
Putin’i ziyarete gitmesinin bu kaygıları derinleştirdiği anlaşılıyor.

“Askerlerin-Casusların Davosu”
diyebiliriz, 17-19 Şubat döneminde toplanan Münih Güvenlik Konferansı için. ABD
liderliği altında, Avrupa ülkelerinin “Atlantik ittifakının” sorunlarını
konuşmak amacıyla düzenlediği Münih Konferansları, Putin’in ünlü 2007
konuşmasından sonra, hızla küresel bir boyut kazandı. Putin’in ABD merkezli
Batı hegemonyasının düzenine karşı çıkması, o sırada hızla yükselmekte olan
Çin’in bu tutumu desteklemesi Münih Konferansı’na yeni bir anlam yüklemeye,
konferans bir “Soğuk Savaş” organına dönüşmeye başlamıştı. Bu yılki toplantı,
Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte Münih Konferansı’nın bu kez bir sıcak
savaş organı olarak şekillenmeye başladığını düşündürüyor.

Toplantıya ABD, başkan yardımcısı,
CIA başkanı meclis çoğunluk grubu başkanı, üst düzey asker-sivil bürokratlarla
katıldı. Avrupa ülkeleri devlet başkanı ve başbakan, savunma bakanları
düzeyinde katıldılar; NATO da temsil ediliyordu. Ukrayna Devlet Başkanı
Zelenski video bağlantısı ile katılarak bir konuşma yaptı, daha fazla silah
istedi. Rusya bu yıl davet edilmemiş. Buna karşılık Çin, konferansa en üst
düzey diplomatı Wang Yi ile katıldı, Savaşın yıldönümünde bir barış planı
sunacağını söyleyerek ABD yönetiminin kaygılarına bir yenisini ekledi. Az sonra
değineceğim.

Konferans sonrasında, ABD ve
Avrupa medyasında iyimser yaklaşımlar, “Batı’nın birliğini pekiştirdi” diyor.
Ancak bunun, en azından iki basıncın altında, çok sağlam bir birlik olmadığı
görülüyordu: Birincisi Avrupa ülkelerinin, Çin ve “Küresel Güney” (eski
sömürgeler) ile olan karmaşık ekonomik ilişkileriyle ilgiliydi. İkincisi de bir
“Stratejik Otonomi” geliştirmek isteyen Avrupa Birliği’nin, bir ABD-Rusya
çatışmasına dönüşmeye başlayan “Ukrayna savaşı” dinamiği içinde ABD’ye olan
bağımlılığının da artmaya başlamış olmasıyla, istemediği gelişmelerin içine
sürüklenme korkusuyla ilgiliydi.

Bu kaygılardan ikincisinin, ancak,
“kod sözcüklerle” konuşuluyor olmasına karşın, Çin temsilcisinin konuşmasında
açıkça dile getirilmiş ve vurgulanmış olması anlamlıydı. Birinci kaygı,
konferansın “Risk Analizi Raporu”nun giriş ve sonuç kısımlarında özellikle
vurgulanıyor. Rusya’da “rejim değişikliğine karşı olduğunu” sık sık vurgulayan,
Macron olmak üzere konferansta yapılan konuşmalarda bu “Küresel Güney sorununa”
değinilmiş: “Küresel Güney” Rusya’ya karşı tutum almakta neden bu kadar
isteksiz? Macron, geçmişin getirdiği güvensizliğin silinmesi gerektiğini
düşünüyor ama, biliyordu ki bu lafla olacak bir şey değil, maddi manevi yardım
yapabilmekle, içişlerine müdahale etme alışkanlığına son vermekle ilgili.
Kısacası emperyalist sistemin emperyalist sistem olmaktan vazgeçmesiyle ilgili…

Çin’in ilginç bir biçimde Almanya,
Fransa ve İtalya liderlikleriyle görüşerek hazırladığı barış planı projesi işte
bu nedenle ABD yönetiminde büyük kaygı yaratmış: “Küresel Güney”, Çin’
diplomasisine, beraberinde gelen mali diplomatik desteklerden dolayı, çok daha
açık; barış planını benimseme olasılığı yüksek. O zaman “Putin yalnızlaşıyor”
savı “ABD yalnızlaşıyor” savına dönüşebilir.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın