Bismillahirrahmanirrahim.
1979 yılı ile başlayan ve geride bırakılan 47 yıllık süreç ve Ramazan Savaşıyla birlikte geldiğimiz bugün.
…Ve
İslam inkılabının akabinde; Pakistan’dan Yemene, Rusya’dan Afrika (Nijerya- Tunus-Libya, Mısır)’ya Türkiye’den Suriye’ye ve nihayet bugüne kadar bölgedeki bütün Siyasal devinimlerin arka planında İslam inkılabının bir şekilde tesiri var.
Nitekim 7 Ekim 2023 Aksa Tufanına kadar İslam coğrafyasındaki bölgesel iç çatışmaların ana kaynağı olan İsrail’in işgalci siyaseti ve onun hamisi ABD’nin İslam inkılabının ilk döneminden itibaren başlattığı vekâlet savaşlarından, sonuç alamayınca ‘‘Velayet Savaşı’’ aşamasına geçerek Şubat 2026 da büyük savaşı başlattılar. Ve böylece kibir imparatorluğu rolünü bu savaşta kaybeden ABD ile birlikte onun şımarık oğlu İsrail de yenilmiş oldu!
Şimdi dikkatlerden kaçmasını istemediğim iki önemli tarih var.
Birincisi 7 Ağustos 2026 tarihidir Bu tarih Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan üçlüsü arasında Mekke’de imzalanan -stratejik güvenlik ve ortak savunma- paktı.(Bu sunumda Mekke paktı işlenmeyecektir.) tarihiydi.
Akabinde Ağustos’un 18’inde Türkiye’de -çerçeve yasanın resmi gazetede yayınlaması- bu yasanın basına yansıyan açıklamalardan anlaşıldığı şekliyle her iki anlaşmanın da taraflar arasında takriben iki yıl önce çalışmalara başlanmış olmasıdır. Yani Aksa Tufanında büyük ve ağır darbe alan Siyonist İsrail’i dağılmaktan kurtarma operasyonları olmasıdır.
Böylece bu panelin konusu olan ve Türkiye Kamuoyunda ‘‘Çerçeve yasa’’ diye bilinen Türk siyasal ve askeri egemen gücü ile Türkiye de yaşayan Kürtlerin, silahlı kanadını temsil etiğini iddia eden PKK sorumluları arasında müzakere gerçekleşti. Ve İçeriğinin detayları kamuoyundan (karar gereği anlaşmaya varılan maddelerin detayları 10 yıl sonra halka açılanabilir) gizlenen 12 maddelik anlaşmada görüş birliğine vardıklarını ilan ettiler.
Anlaşma maddelerindeki içeriğin detaylarına ulaşamayacağımızdan dolayı konuyu Türkiye açısından TBMM’nin konuya ilişkin aldığı kararlar ve oluşturduğu çerçeve hakkında teorik yorumlarda bulunabiliriz.
Türkiye, terör sorununu sadece askeri yöntemlerle çözme arayışından vaz geçip, kalıcı barış ve toplumsal bütünleşmeyi kendi meşru parlamenter çatısı altında güvenlik-asayiş, demokrasi, hukuk ve parlamenter uzlaşı iradesi ile tahkim etme diye tanımlayıp, buradan Bölgesel boyuta geçmek istediğini görebiliyoruz.
Bölgenin Jeo-politik denklem değişim süreci, bize kurulmakta olan yeni bölgesel medeniyetin parçalarını, mikro dengelerden değişime zorlayarak, onu Makro boyuta geçirmenin müsebbibi yine İslam İnkılabıdır. Yani Türkiye’nin PKK ile elde etmek istediği barış süreci, iç siyasette yasal bir zemine taşınması hamlesi, doğrudan İran’ın bölgesel Statükoya mahkûm edilmiş stratejileri ve güvenlik denklemlerini yeniden dizayn etmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu denklem, aynı zamanda yapboz/Puzzle tablosundaki küçük parçaların, birleştirilip tablodaki büyük resmin tamamı oyununun miadını doldurduğunun da göstergesidir. Gelinen süreç, bölgeyi birden fazla girişi olan ve ama tek çıkışlı Labirent oyunundan başka alternatifi olmayan, yeni İslam medeniyetinin zaferine doğru itmektedir. Öte yandan batının medeniyet değerleriyle iç içe geçmiş ve her fırsatta bununla övünen Türkiye’nin, ABD-İsrail ve İran arasındaki büyük savaşın bölgeye yayılma riskinin kaçınılmazlığı da Türkiye açısından iç cepheyi sağlamlaştırma ihtiyacını zorunlu kılıyor. Yani ABD-İsrail ikilisinin bu savaşta yenilgisi ile birlikte bölgedeki kırılganlığın net biçimde belirginleşmesiyle birlikte, Türkiye’nin süreci zamana yayma lüksünü de ortadan kaldırmıştır.
Stratejik ve genel değerlendirmeleri özetleyecek olursak; Türk Siyasal aklın, PKK’nın tasfiyesi, silahsızlanması ve ‘‘Güvenlik Barışından Siyasi Barışa’’ geçişi öngören yasal ve siyasi kararları, Batı Asya’nın Etnolojik- Teolojik ve Sosyo-politiğinde dengeleri kökten değiştirmek istediği çok boyutlu stratejik hamle girişimidir.
Türkiye’nin iç barışı sağlama yönündeki bu tarihi isteği, sanıldığı gibi masum ve bölge halkı adına barış ve adaleti tesis etme inisiyatifine liderlik isteği olarak okumak ne kadar sağlıklı olur? Bunu zaman gösterecektir.
Batı Hegemonyasının tartışmasız vurucu gücü kabul edilen ABD’nin, İran’a yönelik yürütülen geniş kapsamlı bölgesel ve küresel savaş stratejisinin kesine yakın yenilgisiyle birlikte, Türkiye’nin boşalan sahalarda, onlar adına rol üstlenmesi jeopolitik kumpasla( İran Kürdistan’ı önceliklidir!) doğrudan kesiştiğini görmezden gelemeyiz!
Bunu ABD’nin bölgeden çekilme sonrası yeniden bölgesel Savaş senaryoları ve Türkiye’nin İç ve Arka cephedeki boşlukları doldurma ve gedikleri kapatma hamlesi olarak da okuyabiliriz.
Fars körfezi ve Hürmüz’den Bab-ul Mendeb’e, Kızıldeniz’den Süveyş Kanalına, oradan Cebel-i Tarık’a kadar ve Batı Asya’nın tamamında çatışma riski aşırı yüksek olan İran odaklı bölgesel savaş senaryolarında, Türkiye’nin kendi içindeki asimetrik tehdit odağını tamamen tasfiye etmesi gerekmekteydi. Böylece Kürt silahlı örgütlerin, silah bırakmasıyla gerek iç ve gerekse dış cephelerde güvenlik açığını kapatarak dış politikası ve askeri konuşlanmasında tam hareket serbestisi kazanma hedefine odaklanmak ve Suriye-Irak sahasında ne elde etmek istediğini (kazanımlar) pekâlâ, düşünmekte mümkündür.
Ayrıca Savaşın baş aktörleri tarafından İran’a karşı planlanan askeri veya ekonomik çökertme harekâtında, Türkiye’nin tarafsız kalması veya cephe gerisinde güvenli bir liman olarak bırakılması veya sahada İran tarafından ağır darbe almış ABD-İsrail ikilisi için Mekke ittifakı kartı olarak da düşünülmüş ola bilinir.
Bu durumda PKK/PYD gibi Silahlı kadroların İran’a PJAK arması ile transfer edilmesi olasılığını yüksek ihtimal olarak görmek gereke bilinir. Belki de PKK/PYD’nin Türkiye ve Suriye’deki etkinliğinin Türk silahlı kuvvetlerinin himayesinde evirilmesi, bölgesel Kürt hareketlerinin ağırlık merkezini değiştirmek zorunda bırakacaktır.
Başka bir ifade ile Türkiye ve Suriye sahasında sıkışan Kürt silahlı kadroların radikal unsurları ve onların İran kolu olan PJAK bünyesine entegre edilmesi, hem İsrail ve hem de direnişin altın halkası olmaktan çıkartılan Suriye’de ki ‘‘Colani Rejimi’’ için profesyonel savaşçı ikmali için stepne hazırlığı olarak okumakta mümkündür.
Hülasa, Kürt savaşçıları içinde de aktif olan istihbarat(Mossad-MI6-CİA) servislerinin, Türkiye’de siyasi barış yoluyla tasfiye edilen terör potansiyelini, İran içerisindeki rejim karşıtı ayaklanmaları ve etnik fay hatlarını tetiklemek üzere İran sahasına sürmek istediği kanaatimi yenemiyorum. Yani Türkiye’deki ( bizim tarafımızdan içeriği tam olarak bilinmeyen çerçeve anlaşması) barış, İran için yeni bir simetrik ve asimetrik savaş cephesi!
Bu durum, İslam İnkılabına karşı uzun süredir provoke edilen etnik motivasyonlu öfkeleri konsolide etmek için planlı bir adımın olasılığıdır. Küresel güçler, Türkiye’yi etnik farklılık sorunundan çıkarıp görece istikrara kavuşturmak isterken, İran’ı etnik temelli çok parçalı iç çatışma sarmalına itmeyi hedefleyen asimetrik kurgunun dışa vurumu dur!
Güvenlik ve siyasi açıdan barışa geçiş olarak okutulmak istenen çerçeve yasa, Türkiye Kürdistan’ının yanı sıra, Irak sınır hattını da hareketlendirecektir. Ayrıca ticaret ve enerji üssü konumunda olan Irak Kürdistan’ında iç kaosu tetiklemek durumunda kalabilir.
Fars Körfezi’nden Türkiye’ye uzanan kalkınma yolu ve petrol transferi gibi devasa projeler, İran jeopolitiğini baypas ederek aktif hale getirme girişimidir. Ayrıca Türkiye-Irak hattı, küresel pazarların İran topraklarına ve onun lojistik koridorlarına olan bağımlılığını sıfırlama isteği İran’ın jeo-ekonomik olarak izole edilmesi isteğinin başarıyla işlevsel hale gelmesinin güvenliği, bölgenin dinamik Kürt savaşçılarına zimmetlenmesi ile çözüm için iyi bir alternatif görünümü vermektedir!
SONUÇ: Türkiye’nin attığı bu adım, Türkiye’nin siyasal egemenliği ve devlet bekası için hayati bir vizyondur. Ancak makro-jeopolitik ve Teo-stratejik düzlemde küresel (ABD-İsrail-Avrupa-İngiltere…) aktörler, Türkiye’nin bu hamleyle yakalamak istediği siyasal enerjiyi ve silahlı kapasiteyi, ‘‘İran’ı çevrelemek ve içten çökertmek’’ amacıyla stratejik bir kumpas olarak kullanmak isteyeceklerdir!
Son cümle: Devrimin akabinde, Büyük lider imam Humeyni’nin; ‘‘Bölgedeki halklar uyandı; artık ne Amerika ne de başka bir süper güç, halkların bu iradesinin ve değişim selinin önünde duramaz’’ sözü, içine girdiğimiz büyük ve çalkantılı sürecin özetidir.
NOT:
‘‘ 19 Ağustos 2026 tarihli Zaviye stratejik Araştırmalar Düşünce Kuruluşu’’ için verilen sunumun özetidir.’’
Muhammed CAN
