Bin Yılın Şehidine Veda Ederken…

Bismi rabbi şuheda!

İnsanlığın kadim tarihini yarıp, binyılları geride bırakıp, ilahi ve vahyi emanetleri omuzlayarak günümüze getirip ikram sofrasında ihlas tabağı ile önümüze koyan Kâbe’nin oğlu Ali’nin evladı Ali için son görevimi ifa etmek için oradaydım.

Yaşadığım tarihin kalbinin attığı yerde! Şehadet mektebinin üstadı Huseyn(a.s)’ın oğlunun Şehadetini kutlayanlarla birlikte, ahdimi hatırlamak ve onun asil yolunu takip edeceğime dair ant içmek için ana Fatıma(s.a)’ın evladının yanındaydım.

Oradaydım.

Ve ama yurdum insanının halini de görüyor ve dahi duyuyordum!

İnsan eti yiyen kabinnalleri, binyıllar boyunca ezanların dinmediği vatanımda ağırlayan, Yahudi Goyimlarının, efendilerine hizmette kusur etmemek adına ‘‘şehirlere bombalar yağardı her gece…’’ eşliğinde kardeşlerimin Şehid edilişine, Kerbela’da zafer naraları atanlar gibi resitaller sunanları görüyor ve duyuyordum.

Biz, imam Hasan askeri (a.s)’ın şehadetinden sonra İslam tarihinin en büyük Şehid liderini sonsuzluk diyarına, temiz atalarının yanına şerefle uğurlarken, onlar; Müslüman halkımın alın terinden devşirdikleri sermaye ile İslam ve insaniyet düşmanlarına, zulmüyle meşhur olmuş görkemli saraylarında etimizi, kanımızı, canımızı, haysiyet ve onurumuzu dahası dinimizi ve ahiretimizi ikram ederek bizimle alaya duruyorlardı!

Biz; Filistin’de, Lübnan’da, Irakta, Yemende, Suriye’de ve direnişin Kozmik beyni olan İslam inkılabında adeta ikinci Kerbela günlerinden geçerken, onlar; cesetlerimizin üstüne kurulu sofralarda zafer sarhoşluğunun narasını atmanın verdiği hazla ‘‘Şehirlere bombalar yağardı her gece…’’ dinliyordu. Bıyıkları terlememiş gencecik yurdum evlatlarını, Epstein cinayet çetesi alçaklarının sömürge, kapital ve NATO-cinayet çetelerinin bekası için kurban vermek için adeta emir eri gibi kıvrananları yani düşmanıma dost olanları görüyordum.

Biz, izzet ve ihtişamı pay-ı mal edilmiş İslam dünyası ve büyük insanlık ailesi adına cenk meydanında, atası İmam Huseyn gibi şehadeti seçen ve zillete boyun eğmeyen, bin yılın Şehid-i Kebir’ine son görevimizi ifa ederken, onlar, Kerbela’da Aşura gününün akşamı ganimet peşinde koşan Yezid ordusunun çapulculuğunu aratmayan NATO’nun leş kargalarını ağırlamakla övünüyordu!

Onları; Mekke müşriklerinin 3 yıllık Şib-i Ebu Talip muhasarasına mukabil, bugün aynı zihniyetin varisleri tarafından uygulanan 47 yıllık ambargo karşılığında hala da ‘‘Heyhat minez zille’’ şiarı ile şahadete yürüyen bir mektebin evlatlarına, savaş ve ölüm tehdidinin anlamsızlığını anlayamayan zavallılar olarak gördüm.

Hem de Humeyni-yi Kebir’in diktiği Şecere-i Tayyibe’nin inkılap ağacını, canı ve kanı ile sulayan yaşlı bilge Şehid-i Kebir İmam Hameney’in Şehadetiyle ikinci bir inkılabın küresel müjdesi oluyor. İşte bunları gördüm yaşadım hissettim!

Benim, ne Epsteincilere ne dostlarına ve ne de hararetli sohbetlerde, Tevella ve Teberri kavramların bin yıl önce anlamlandırılmış lügati ve Istılahi tanımlarından haz alıp, günümüz Yezitlerini temize çıkarma gayesi içinde olanlara fazlaca söyleyecek sözüm yok. Çünkü onlar, bin yıl önceki Mekke ve Kufe ehlini tan eden günümüz zavallılar cenahındandır!

Evet, İslam’ın seçkin ve asil evlatları, bin yılın Şehidini yeryüzünün en şereflileri adına sonsuzluk diyarına uğurlardı.

Onlar bu şerefli vazifeyi, on milyonlarca seçkinler olarak ifa ederken, yeryüzünde şeytan imparatorluğunun Kibir abidesi de boş durmuyordu.

Ey Köpeklerin bile kendi yavrusunu yemekten içtinap ettiği bir dünyada, insan eti yiyen ‘‘Esfeli Safilinler!’’ Ve onlara dost olmakla övünen ilahi değer yoksunu insanların zulmüne musallat olmuş zavallı halkım!

Ey bilinçli şekilde maddi, manevi ve fikren Mustazaf bırakılmış zavallı haklım!

Sizin adınıza: Şehitlerin Şahı İmam Huseyn(a.s)’ın şu zaman üstü sözünü hatırlatıyorum. “…Eğer dininiz yoksa ve ahiret gününden korkmuyorsanız, bari bu dünyanızda hür ve şahsiyetli insanlar olun!”

Ey Halkım!

Günün Yezitlerine kölelik yaparak, Allaha kulluk yapamayacağımızı bilmeliyiz.

Ey Halkım!

Şahsiyet ve hürriyet bireye doğuştan ikram edilmiş ilahi bir hediyedir. Onu kirleterek kul olamayacağımızı idrak etmenin zamanı gelmedi mi?

Bir toplum kendinde olan olumsuzlukları özgür iradesi ile değiştirmedikçe, Allah’ın değiştirmesini beklemesi ilahi adalete mugayirdir. Toplum kendini değişim ve dönüşüme yöneltirse, Allah o topluma hami olacak ve yardımını esirgemeyecektir. İnkılapta var olan değer işte bu değerdir. Ki bu değer öncelikle İslam dünyasının mazlum haklarına ve insanlığa aday olan milletlere en elzem olan değerdir!

Bu değerlerle donananlara karşı duranları ise İlahi Kitap şöyle tehdit eder. ‘‘…Zalimler ise, çok yakında nasıl bir inkılapla devrilip nereye döndürüleceklerini pek yakında göreceklerdir.’’

Yeter ki ilahi vaade şüphe etmeden sadık kalalım!

Vesselam

Muhammed CAN / 12 Temmuz 2026

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın