Trump, savaşın 134. gününde hâlâ öfke soslu tehditler ve ültimatomlar savurmakla, müzakere davetleri yapmakla ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki güç gösterisine son verilmesi gerektiğinden bahsetmekle meşguldü.
Ancak tarafsız gözlemciler ve analistler, eğer bu döngü etkili olsaydı, Trump’ın dört ayın ardından askeri tehdit ile müzakere gibi işlevsiz seçenekler arasında sıkışıp kalmaması ve hiçbir kazanım elde edememiş olması gerektiğine inanıyor. Trump, hiçbir başarı elde edemediği gibi hem Hürmüz Boğazı’nda hem de Ayetullah Hamaney’in cenaze töreni için sokaklara dökülen on milyonlarca insan nedeniyle İran ve Irak sokaklarında aşağılandı; üstelik kendi kısas hükmünün imzalanıp kesinleştiğini gördü.
Böyle bir ortamda, Amerikan MSNOW kanalı dün şu vurguyu yaptı: “Trump, İran’a karşı yürüttüğü savaşı kaybetti ve şu an zor bir durumda. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nı kontrolü altında tutarak daha güçlü bir konumda yer alıyor.” Ayrıca, bölge ve dünya medyası farklı şehirlerdeki cenaze törenine katılanların sayısını 40 milyonun üzerinde tahmin ederken, basında çıkan raporlar ABD’nin Ayetullah Hamaney için Irak’ta düzenlenen cenaze töreninin yapılış şeklinden son derece rahatsız olduğunu gösteriyor. Öte yandan, New York Times’ın “Trump’ın uçuş uçağının, İran korkusu nedeniyle Türkiye dönüşünde değiştirildiği” yönündeki haberinin ardından, ABD hükümetinin bu gazetenin muhabirlerine mahkeme çağrısı (ihbarname) çıkardığı ifşa oldu. Buna karşılık, farklı ülkelerden gelen haberler, Şehit İmam’ın kan davacılarının yeni liderin çağrısına lebbeyk dediğini ve Amerikalı ile Siyonist canilere yönelik kısas hükmünü uygulamak için fırsat kolladığını gösteriyor. Bu koşullar altında CNN dün şu başlıkla bir rapor yayınladı: “Trump’ın İran Bataklığındaki Sonu Gelmez Basamakları: Hiçbir İyi Seçenek Olmadığında.”
ABD’nin Ahde Vefasızlığı ve Hürmüz Boğazı’ndaki Geçiş Sınırlamaları
ABD Hazine Bakanlığı dün, mutabakat zaptının 9. maddesini ihlal ederek İran ile bağlantılı kişi ve kurumlara yönelik yeni yaptırımlar uyguladığını açıkladı. Bu durum, ABD’nin mutabakat zaptında taahhüt ettiği petrol yaptırımlarının askıya alınması kararının iptaline ek olarak geldi. Buna karşılık İran’ın kararlılığı, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin azalmasına yol açtı. Konuyla ilgili olarak New York Times gazetesi şunları yazdı: İran ve ABD arasında artan gerilimin bir sonucu olarak, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği ciddi oranda azaldı. Nakliye şirketlerinin bu boğazdan geçmeyi reddetmesi, Basra Körfezi bölgesinden petrol ve gaz akışının yeniden ciddi şekilde yavaşlamasına neden olabilir.
Fox News da yayınladığı raporda şunları belirtti: ABD’nin iddialarının aksine gemiler İran’ın belirlediği rotadan geçiyor. CENTCOM, Hürmüz Boğazı’nın güney rotasının hâlâ açık olduğunu ve genişletildiğini iddia etse de dün Hürmüz Boğazı’ndan 22 gemi geçti. Bunlardan sadece bir gemi Umman rotasını kullanırken, büyük çoğunluğu (21 gemi) İran tarafından belirlenen rotayı seçti.
Ayrıca gemi takip şirketi Windward şu bilgiyi paylaştı: Hürmüz Boğazı’ndaki ticari trafik üst üste üçüncü gecede de düşüş gösterdi ve birkaç gün önce normal şartlarda 12 saatte 18 ila 22 gemi geçerken, bu sayı sadece 6 gemiye geriledi.
Trump Yönetimi Her Seferinde İtibarsızlık Bataklığına Daha Derin Batıyor
CNN kanalı aynı bağlamda şunları aktardı: Hürmüz Boğazı, İran’ın elindeki en önemli misilleme silahı oldu; çünkü ABD’deki ve dünyadaki herkesin cebini, yani akaryakıt pompalarını doğrudan etkiliyor. Bugün benzin fiyatı galon başına yeniden 3.89 dolara ulaştı, oysa bir hafta önce 3.82 dolardı. Yaz geldi ve benzin pahalanıyor; hatta havayolu şirketleri bile fiyatların bu seviyede kalacağını söyledi. Savaşın durumuna bağlı olarak yaşanan bu sürekli dalgalanmalarla birlikte gördüğümüz şey, Trump yönetiminin bu itibarsızlık bataklığına her seferinde daha derin battığı ve temel sorunların hâlâ çözülmeden kaldığıdır. Uranyum zenginleştirme meselesi henüz çözülmedi, yaptırımlar meselesi henüz çözülmedi. Bu durum, tarihte ve geçmişte de öğrendiğimiz gibi; bu tür bir çatışmaya girmenin ve onu tırmandırmanın çok daha kolay, ancak oradan ülkenin çıkarına olacak şekilde çıkmanın ise çok daha zor olduğunu gösteriyor.
Hesap Vermek İstemeyen Terörist
Şehit liderin on milyonlarca kan davacısının intikam haykırışlarından açıkça korkan Trump, New York Post‘a verdiği röportajda şunları söyledi: “Eğer İran bana yönelik bir suikastta başarılı olursa, bu ülkenin benzeri görülmemiş bir bombardımanla karşı karşıya kalması yönünde emirler verdim.” Trump ayrıca X (Twitter) hesabından şu paylaşımı yaptı: “Eğer İran hükümeti, dünyanın farklı yerlerinde görevdeki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’na –yani bu durumda bana– yönelik suikast veya suikast girişimi tehditlerini uygulamaya koyarsa; bin füze kilitlenmiş ve ateşlenmeye hazır şekilde İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef almaktadır ve hemen ardından binlercesi daha ateşlenecektir.” Sadece bu iki örnek bile onun “ileriye doğru kaçış” pozisyonunda olduğunu ve dolaylı olarak –kendi habis varlığı hakkında bile olsa– intikam ihtimalini onayladığını gösteriyor.
Sahada ve Sokakta Alınan Yenilginin Ardından Medyada Psikolojik Harekat
Bu esnada ABD hükümeti dün Amerikan medyasına ortak bir çizgi dikte ederek; ülkenin borçlu ve sıkışmış konumunu, tehdit, yaftalama ve çarpıtmalarla üste çıkan ve saldıran bir konuma çevirmeye çalıştı.
Politico‘nun yazdığına göre, ABD hükümet yetkilileri, Washington’ın İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açık tutma taahhüdü ve ticari gemilere yönelik saldırıları durdurmasını talep etmesinin yanı sıra, Tahran’ın Cumartesi günü yayınlayacağı bir bildiride Hürmüz Boğazı’ndaki son gemi saldırılarında “hata yaptığını açık veya zımni olarak” kabul etmesini beklediğini belirttiler. Bu yetkililere göre, Cumhuri-i İslami bu durumu daha önce ABD ile yapılan özel görüşmelerde kabul etmişti.
Axios da Amerikalı yetkililere dayandırarak şu haberi geçti: Trump yönetimi İran’dan kamuoyuna açık bir bildiri yayınlamasını ve burada Hürmüz Boğazı’nın açık olduğunu kabul etmesini istedi. Trump yönetimi İran’ın bu bildiride ticari gemilerle ateşkese bağlı kalmasını talep etti. Başkan Trump, İran ile müzakere eden ekibe nükleer bir anlaşmaya varmak için sınırlı bir zaman ve hareket alanı verdi. ABD, İran’a bugüne (Cumartesi) kadar süre tanıyarak Hürmüz Boğazı’ndaki gemi saldırılarıyla bağının olmadığını kamuoyuna ilan etmesini ve bu tür saldırıları durdurmayı taahhüt etmesini istedi. Bu mesaj hem doğrudan hem de bölgesel arabulucular vasıtasıyla İran’a iletildi.
Bloomberg ise konuya dair şunları yazdı: Washington, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’ndaki tüm rotaların gemiciliğe açık olduğunu ve sivil gemilere saldırılmayacağını onaylayan genel bir bildiri yayınlamasını istiyor. Amerikalı yetkililer bu garantinin verilmemesinin sonuçları olacağı uyarısında bulundu. Donald Trump ateşkesin bittiğini varsayarak yeni yaptırımlar uygulayacağını duyurdu. Bu esnada Tahran gemilere yönelik saldırıları kontrol dışı unsurlara (unsurha-ye hodsar) bağladı.
İran’ın Askeri Otoritesinden Duyulan Öfke
Hepsinden daha gülünç olanı ise CBS‘in iddiasıydı. İsimsiz Amerikalı yetkililere dayandırılan haberde şu ifadelere yer verildi: İranlı yetkililer Donald Trump’ın danışmanlarıyla yaptıkları özel görüşmelerde, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere yönelik saldırıların “bir hata” olduğunu ve bu eylemlerin müzakereleri baltalamayı amaçlayan aşılıkçıların “kontrol dışı” bir kanadı tarafından yapıldığını belirttiler. Bu yetkililere göre İran diyalogun sürmesini istiyor ancak Beyaz Saray, Tahran’ın Trump yönetiminin ateşkes ihlali olarak gördüğü bu saldırıların sorumluluğunu açıkça üstlenmesini talep ediyor. Donald Trump; Vance, Jared Kushner, Witkoff ve Marco Rubio’dan oluşan ekibine müzakereleri sürdürme talimatı verdi. Görüşmelerin Cumartesi günü Umman’da yapılması planlanıyor. Amerikalı yetkililer ayrıca, İran’ın düşmanca eylemlerine devam etmesi halinde Washington’ın askeri ve ekonomik araçları kullanarak yanıt vereceğini belirttiler. Yetkililerden biri, “Müzakere masasına geri döndüler ve ‘Batırdık. Hata yaptık. Gelin konuşmaya devam edelim’ dediler” iddiasında bulundu. Trump yönetimi, Cumartesi günü Umman’da yapılacak toplantının ardından İran’ın pozisyonunun Hürmüz Boğazı’nın açık kalması ve çatışmalar başlamadan önceki gibi yönetilmesi yönünde olmasını bekliyor. Eğer pozisyonları bu olmazsa, “Onlar için iyi bir gün olmayacak.”
Bu medyadaki algı çalışması, Amerikan tarafının İran milletinin birliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki otorite uygulaması karşısında ne kadar çaresiz hissettiğini gösteriyor. Hürmüz Boğazı ve bölgedeki askeri operasyonlar tamamen yetkililerin koordinasyonuyla gerçekleştirilmekte olup, nizamın ahde vefasızlığa, açgözlülüğe ve küstahlıklara karşı kesin politikasıdır.
Sahada Yenilmiş ve İran’ın İntikamından Korkar Halde
Ancak bu siyasi ve medyadaki çekişmenin ötesinde, analistlerin değerlendirmeleri sahada İran’ın otoritesini ve Trump yönetiminin çaresizliğini gösteriyor. Nitekim MSNOW haber ağı şu raporu sundu: Donald Trump, İran ile olan savaşı kaybetti ve şu an zor bir durumda; öyle ki Tahran Hürmüz Boğazı’nda daha güçlü bir konumda bulunuyor. Durum Trump’ın iddia ettiği gibi değil. Mutabakat zaptı imzalandıktan sonra boğazdan daha fazla gemi geçti ancak trafiğin en yoğun olduğu anlarda bile, savaş öncesindeki günlük ortalamanın yarısından daha az geçiş sağlandı.
Aynı zamanda, New York Times’ın “Trump’ın uçağının, İran’ın intikam korkusu nedeniyle Türkiye dönüşünde değiştirildiği” haberini yayınlamasının ardından, ABD hükümetinin gazetenin muhabirlerine mahkeme çağrısı çıkardığı haberi geldi. New York Times, Trump yönetiminin muhabirlerine yönelik bu hamlesini “küstahça bir eylem” olarak nitelendirip kınayarak şunları yazdı: “Gazetecilerimiz gerçekleri rapor ediyor ve Amerikan halkının, hükümetlerinin nasıl çalıştığını ve vergi mükelleflerinin paralarının nasıl kullanıldığını bilme hakkını savunuyor. Bu küstahça eylem, gazetecileri görevlerini yapmaktan alıkoyarak halkın ülkede neler olup bittiğini bilmesini engelleme çabasından başka bir şey değildir.”
Irak’taki Görkemli Cenaze Töreninden Duyulan Rahatsızlık
Diğer taraftan Lübnan gazetesi El-Ahbar, Irak’taki güvenilir siyasi kaynaklara dayandırdığı haberinde şunları aktardı: Amerika Birleşik Devletleri, Şehit Ayetullah Ali Hamaney için Irak’ta düzenlenen cenaze töreninin yapılma şeklinden son derece rahatsız olduğunu ifade etti. Bu rahatsızlık, özellikle törenin Irak’ta kazandığı benzeri görülmemiş boyutlardan kaynaklanıyor.
Bu Iraklı kaynaklara göre, cenaze töreni ve etrafındaki geniş çaplı güç mobilizasyonu, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi için Washington ziyareti öncesinde çok zorlu bir sınav oldu. ABD hükümeti, Irak’ın hâlâ İran’a yakın eksenin nüfuz merkezi olduğuna dair net bir siyasi mesaj aldı; bu durum ABD hükümetinin hedefleriyle çelişiyor ve Washington bu durumu değiştirmek için baskı uyguluyor.
Bu sırada Pakistan gazetesi Dawn şu bilgiyi geçti: Ayetullah Ali Hamaney için Tahran, Kum, Necef, Kerbela ve Meşhed olmak üzere beş şehirde düzenlenen altı günlük cenaze törenlerine 41 ila 43 milyon kişi katıldı.
Trump’ın Bataklıktaki Sonu Gelmez Basamakları
CNN kanalı dün “Trump’ın İran Bataklığındaki Sonu Gelmez Basamakları: Hiçbir İyi Seçenek Olmadığında” başlıklı bir rapor yayınlayarak şu noktalara dikkat çekti: Donald Trump’ın İran ile olan çatışması, “Penrose Merdiveni”ne (yukarı veya aşağı hareketin dönüp dolaşıp aynı başlangıç noktasına çıktığı paradoks) benzer bir yola dönüştü. Trump’ın başlattığı savaşın başından beri kesin bir çıkış yolu yoktu ve sonrasında Tahran ile varılan mutabakat zaptı da çatışmanın temel meselelerine cevap vermedi. ABD’nin, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine yönelik saldırılarına tepki olarak İran bağlantılı hedeflere düzenlediği yeni saldırıların ardından, Washington bir kez daha aynı eski ikilemle karşı karşıya kaldı: Ağır insani, ekonomik ve siyasi maliyetlerle savaşı tırmandırmak veya diyalog karşılığında İran’a önemli mali imtiyazlar veren bir ateşkesi canlandırmaya çalışmak. Yeni saldırılar, Trump’ın sadece kendisinin başarabileceği bir anlaşma olarak sunduğu mutabakat zaptının imzalanmasından sadece üç hafta sonra gerçekleşti; ancak yeni kriz, ABD’nin savaş çabalarının şu ana kadar mevcut durumu değiştiremediğini gösterdi.
İran Karşısında Çaresiz Bir Trump
CNN analisti şunları ekliyor: İran’ın gemilere yönelik saldırıları, Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki nüfuzunu koruma niyetinde olduğunu gösterdi; bu koz, hükümetin hayatta kalmasının yanı sıra İran için savaşın en önemli kazanımlarından biri sayılıyor. Saldırıların amacı, gemileri İran’ın istediği rotaları kullanmaya zorlamak ve bu kritik enerji geçidinin kontrolünü sabitlemek gibi görünüyor. Trump, sonrasında mutabakat zaptını “bitmiş” kabul etti ve İran’ı sert şekilde eleştirdi ancak aynı zamanda müzakerecilerinin görüşmelere devam edebileceğini açıkladı.
Savaşı geniş çapta tırmandırma seçeneği ağır maliyetler getiriyor ve İran’ın ABD müttefiklerine, bölgesel üslerine ve enerji piyasasına karşı geniş çaplı tepkilerine yol açabilir. Topyekün bir savaş bile İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tehdit etme kabiliyetini ortadan kaldırmayı garanti etmez, zira dronlar gibi düşük maliyetli araçlar nakliye rotasını felç edebilir. Ekonomik ablukaya geri dönmek de kendi zorluklarını barındırıyor; çünkü önceki baskılar İran’ı Trump’ın beklediği “koşulsuz teslime” zorlayamadı. Trump’ın yeni tehditlerine rağmen İran geçmişteki daha şiddetli baskılar karşısında geri adım atmamıştı ve Trump’ın Tahran’ın anlaşmaya hazır olduğuna dair tekrarlayıp durduğu vaatleri, sahadaki gerçeklerden uzaktır.
İran, Trump’ı Aşağılıyor ve Batı Asya’yı Değiştiriyor
Bu esnada The Atlantic dergisi, İran’ın Trump’ı aşağıladığı görüşünde: Trump başlattığı savaşın kendi kontrolü altında olduğunu sanıyordu ancak gerçekte şartları belirleyenler İranlılar ve onu defalarca aşağıladılar. Trump yönetimi net bir strateji olmaksızın, eksik varsayımlara ve eski bilgilere dayanarak bu savaşa körü körüne girdi. Amerikalı yetkililer de Trump’ın illüzyonlarının etkisiyle İran nizamının hızla çökeceğini zannettiler.
Diğer taraftan The Washington Post‘un kıdemli analisti David Ignatius şu tespiti yaptı: Savaşın bitiminden sonra Batı Asya farklı olacak. ABD’nin Batı Asya’daki varlığı –ki uzun süredir kesin ve değişmez bir ilke kabul ediliyordu– İran ile yaşanan çatışmanın ardından muhtemelen köklü bir dönüşüme uğrayacaktır. İran ile yaşanan savaş deneyiminden sonra, Donald Trump’ın veya ondan sonra koltuğa oturacak herhangi bir başkanın, yakın gelecekte Batı Asya bölgesinde başka bir savaşa girmeye gönüllü olması çok düşük bir ihtimaldir.
Devasa Cenaze Töreninde Mossad İllüzyonlarının Yok Oluşu
Amerikalı analist ve sunucu Ana Kasparian, İran ve Irak’ın çeşitli şehirlerindeki cenaze törenlerine değinerek şunları söyledi: (Ayetullah) Ali Hamaney’in 12 milyonluk cenaze töreni, İsrail ve Mossad tarafından üretilen illüzyonları yerle bir etti. ABD’nin, Tel Aviv’in yayılmacı hedefleri adına İran ile savaşa girmesinin ABD ulusal güvenliğine hiçbir faydası olmadı; sadece Amerikan askerlerinin kanı ve vatandaşların vergi dolarları pahasına gerçekleşti. Uluslararası sistem şimdi “maliyetsiz saldırı” doktrininin çöküşüne tanıklık ediyor; öyle ki üst düzey liderlere yönelik suikastlar, yapının çökmesi yerine dinamik bir “bayrak etrafında toplanma” fenomenine yol açıyor. Amerikan düşünce kuruluşlarına hakim olan, İran toplumunun yüzde 80’inin yönetime karşı olduğu ve savaşı memnuniyetle karşılayacağı tezi, tamamen bir istihbarat aldatmacasıdır ve Siyonist lobinin (Mossad) paralel kanallarından beslenmenin bir sonucudur. Ancak cenaze töreninin sahadaki ve lojistik boyutları, klasik ölçütlerin ötesinde insanlık tarihindeki en büyük anma toplantılarından biri olarak Batı’nın hegemonik iddialarının meşruiyetine meydan okumuştur. İran liderinin aile üyelerinin (14 aylık torunu dahil) katledilmesi karşısındaki tepkisizlik ve sessizlik ise Batı’daki ahlaki pusulanın çöküşünü göstermektedir.
Bir diğer Amerikalı analist Cenk Uygur ise şu ifadeleri kullandı: Yabancı bir güç, Şiilerin en yüksek dini liderine –ki Hristiyan dünyasındaki Papa’nın konumuna eş değerdir– suikast düzenlediğinde, içerideki muhalif güçler bile vatanı ve dini koruma mantığıyla hareket ederek yönetimin geleneksel tabanıyla birlikte sokaklara dökülür. Amerika’nın yöneticisi son derece cahil ve kıt anlayışlı; zira finans kartellerinin (Adelson ailesi gibi) 300 milyon dolarlık rüşvetlerinin ve Mossad’ın telkinlerinin etkisiyle, İran halkının ilkokullarının bombalanmasını ve ülkelerinin yıkılmasını kollarını açarak beklediğine gerçekten inanmıştı ve şimdi cenazeye katılanların gerçek gözyaşlarını gördüğünde şoka uğramış durumda.
İstifa Eden Amerikalı Yetkilinin Anlatımıyla Trump’ın Çaresizliği
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin eski ve istifa eden başkanı Joe Kent, İran’a yönelik saldırıların yeniden başlatılması önerisini eleştirerek şu vurguyu yaptı: İran’a karşı askeri seçenekler, ateşkes ve mutabakat zaptından önce de işlevsizliklerini kanıtlamıştı. ABD’nin tek hayati çıkarı, Hürmüz Boğazı’nın açık kalması ve bu rotadan petrol ihracatı akışının sürmesidir; Washington’ın politikası da resmi bir anlaşmaya varmaya veya askeri saldırıları yeniden başlatmaya değil, sadece bu hedefe odaklanmalıdır.
Kent şunları ekledi: Mutabakat zaptının (MOU) fiilen ölü olduğu şu durumda, bir kez daha Hürmüz Boğazı meselesine askeri bir çözüm bulma çabasına geri döndük. Sorun şu ki, biz ilk etapta mutabakat zaptını imzaladık çünkü ortada etkili hiçbir askeri çözüm yoktu ve aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın açık ve seyrüsefere uygun kalmasına ihtiyacımız vardı. Bizim için en iyi seçenek bu rotadan tamamen çekilmektir. Eğer geri çekilirsek, İran’ın gemileri hedef almak için bir gerekçesi kalmayacak; böylece savaşı genişletme riski taşıyan bu karşılıklı ve etkisiz saldırılarla (ki sadece misillemeye karşı misillemeye yol açıyor) uğraşmak yerine, yaptırımların azaltılmasını veya kaldırılmasını bir teşvik unsuru olarak kullanabiliriz.
İranlılar Özgüvenle Amerikalıları Korkutuyor
Bu süreçte İsrail Kanal 12 muhabiri Ohad Hemo şunları söylüyor: İranlılar büyük bir özgüvenle Amerikalıları korkutuyor ve bölgedeki tüm Amerikan üslerini tehdit ediyorlar. İran Hürmüz Boğazı’ndan vazgeçmiş değil ve tam da bu yüzden, tamamen bilinçli ve gözleri açık bir şekilde bir hesaplaşmaya girmeye hazır.
Maariv gazetesi de Netanyahu’nun doğrudan bir cepheleşmeden duyduğu korkuyu şu şekilde yansıttı: Onun tercih ettiği seçenek, doğrudan bir savaşa girmeden İran üzerindeki baskıyı artırmaktır; İran’a yönelik yaptırımları tırmandırması için ABD’ye baskı uygulayarak hedeflerinin peşinden gitmeyi yeğliyor.
Not: bu analiz keyhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
