haftalık basın açıklamasında, ‘iktidarın darbe tartışmalarıyla otoriter
politikalarını meşrulaştırdığını’ ifade etti.
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ve İstanbul İl Başkanı
Canan Kaftancıoğlu’nun açıklamalarına karşı iktidar cephesinden yapılan darbe
yorumlarıyla ortaya çıkan tartışmaları değerlendiren Davutoğlu, “Türkiye’de
seçim dışında bir iktidar değişikliğini aklının ucundan geçirenler demokrasinin
düşmanı olduğunu ilan etmiş olur. Türkiye’de seçim dışında iktidar değişimini
talep edenlerin sonu hep hüsranla bitmiştir. Çok geriye gitmeye gerek yok:
İstanbul seçimlerine yapılan hukuksuz müdahalenin sonunda seçim dışında bir
şekilde kazanmaya çalışanların nasıl kaybettiklerini, milletin nasıl tavır
gösterdiği hatırlarımızdadır” dedi.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
“Demokrasimiz içinden geçtiği yetmiş yıllık sancılı
süreçte yönlendirmeli iki tehdidin baskısı altında kalmıştır: Milli iradeyi yok
sayan darbeci zihniyet ve bu ve benzeri tehditleri gündemde tutarak otoriter
tavırlarını meşrulaştırmaya çalışanlar…
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz
birinci grubun komünizm gelecek diyerek 12 Eylül’ün, irtica gelecek diyerek 28
Şubat diktatörlüğüne zemin hazırlayanlar ikinci grubu oluşturmuşlardır.
“Darbe iması yapanlar otoriter eğilimlerini
meşrulaştırmaya çalışıyor”
Bugün de dolaylı ve doğrudan darbe iması yapanlar da, bu
tehdidi sürekli gündemde tutarak otoriter politikalarını meşrulaştırmaya
çalışanlar da, demokrasimizin geleceği açısından ateşle oynamaktadırlar.
İktidar, AK Parti ve Sayın Erdoğan son dönemde bu tür gündem
değiştirici söylemleri istismar otoriter eğilimlerini meşrulaştırmaya
çalışmaktadır.
Kah beş para etmez, akademik olarak çapsız, gazetecilik
açısından yetersiz bir rapordaki yarım yamalak bir cümleden bütün ülkeyi darbe
tehdidi ile ayağa kaldırıyorlar kah bir siyasetçinin sorumsuz ifadesinden bütün
memleketin darbe tehdidi ile savaşması için kendi kendilerini oyalıyorlar.
Ülkemizi bir trol ülkesine, iktidarı bir propaganda
şirketine çeviren bu durum gerçekten
traji-komik manzaraların oluşmasına yol açıyor.
“Erdoğan’ın 45 gündür Ankara’da olmaması doğru
değil”
Türkiye bir darbe tehlikesi ile karşı karşıya ise,
birilerinin darbe yapma ihtimali, imkanı ile ilgili ciddi bir bilgi-duyum varsa
Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp bunu açıklamalıdır.
Türkiye hâlâ darbelerin yapılabileceği bir ülke ise bu
darbeler iktidarın twitter kampanyalarıyla, çocuksu mesajlarıyla sanal alemde
değil ülkenin başkenti Ankara’da ciddi bir şekilde meselelere eğilerek
engellenebilir.
Bu vesile ile şunu da vurgulamak isterim ki, Korona
gerekçesiyle de olsa Sayın Cumhurbaşkanı’nın
45 gündür ülkenin başkentinden uzakta olması doğru değildir. Devletin
kritik meseleleri siber güvenliğinden kimsenin emin olmadığı dijital ortamda
yapılan toplantılarda değil, sosyal mesafeye dikkat ederek başkentte yüz yüze
yapılan toplantılarda ele alınabilir.
Öyle düşünmüyoruz ama Türkiye hâlâ darbelerin yapılabileceği
bir ülke ise bu darbeler tweet atarak değil Sayın Cumhurbaşkanının 45 gündür
gitmediği ülkenin başkentine ivedi olarak dönmesiyle engellenebilir.
Türkiye hâlâ darbe tehdidi altındaysa, bu darbecilerle
sosyal medya mesajlarıyla değil hukuk devletinin mekanizmalarını işleterek
mücadele edilmelidir.
Yok eğer bir gerçek darbe tehdidi yoksa; başta Sayın Erdoğan
olmak üzere bütün iktidarın önde gelen isimleri ne yapmayı amaçlamaktadırlar?
Bu ülke sosyal medya kampanyalarıyla değil devlet
ciddiyetiyle yönetilebilir.
Bu ülke reklam ajansı filmleriyle değil insanımızın ve
ülkemizin gerçek gündemiyle dertlenilerek yönetilebilir.
Şubat sonundan beri ülkemizin başındaki ağır musibetleri
asgari düzeyde yönetmeyi beceremeyenler, daha da kötüsü önümüzdeki aylarda
ortaya çıkan ağır faturayı ve zararı nasıl kontrol altına alacaklarını
bilemeyenler gündemi manipüle etmek için olmadık yollara baş vuruyorlar.
Ülkemiz bu kadar ciddiyetsizliği, liyakatsizliği ve
sorumsuzluğu kaldıracak durumda değildir.
“İktidar korkularıyla yüzleşmeli”
İktidar bir an önce milleti korkutmaya çalışmak yerine kendi
korkularıyla yüzleşmelidir. İktidar, ekonomik faturadan korkmaktadır,
sorunlardan korkmaktadır, demokrasiden korkmaktadır, adaletten korkmaktadır,
hepsinden daha önemlisi milletten korkmaktadır.
Korktuğu için de liyakatin, adaletin, sağduyunun,
demokrasinin ve farklılıkların seslerini bile duymak istememektedir.
Darbeyle mücadelenin yolu daha çok hukuktur, daha çok
demokrasidir, daha çok şeffaflıktır, daha güçlü sivil toplumdur, birbiriyle
kardeşçe yaşayan insanlardan oluşan bir millet bilincidir.
Fakat ne yazık ki iktidarın getirdiği noktada iktidar
partisinin bazı yandaşları bir darbe ihtimalinde beline kaç silah takacağını,
kaç kurşun sıkacağını, ne kadar kan dökeceğini, kimlerden nasıl intikam
alacağını sıralamakta adeta bir yarışa girmektedir.
Bugüne kadar dış güçlerin işgallerinden 15 Temmuz’da olduğu
gibi darbe kalkışmalarına kadar bu millet nasıl mücadele ettiğini, edebildiğini
zaten gösterdi. Bugün gelinen nokta neredeyse açıkça siyasi bir mücadelede
karşı tarafa korku verme noktasına gelmiştir. Allah aşkına aklınızı başınıza
devşirin. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Eğer her siyasi görüş darbe
karşıtlığı, terörle mücadele gibi sebeplerle silahlanmaya başlarsa iki gün
sonra cinin şişeden çıkması durumunda ne olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Bakın buradan tüm yöneticileri ve aklı başında olanları
uyarıyorum. Kendi iktidarınızı sağlama almak için bu tür şiddet yanlısı bir
eğilimi beslerseniz bunun bedelini tüm ülke öder.
Bu ülkede darbe gibi bir alçaklığa kalkışacak olanlar
başlarına ne geleceğini 15 Temmuz’da gördü. Size düşen böyle bir ihtimali
yapısal olarak ortadan kaldırmaktır. Şiddet ve silah sempatizanlığını beslemek
değil.”
