İran ile ABD arasında bir mutabakata varılmış olmasına rağmen, Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in Amerikan tarafına duyulan güvensizlik ve İran halkının haklarının hayata geçirilmesi konusundaki vurgusu, anlaşmanın uygulanma sürecinin yakından izlenmesinin önemini daha da artırdı. Bu durumun, “Ramazan Savaşı”nın kazanımlarının korunması ve geçmişte yaşanan olumsuz tecrübelerin tekrarlanmasının önlenmesi açısından belirleyici olabileceği ifade ediliyor.
İran öğrenci haber ajansının (snn.ir) verdiği habere göre, Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, son mesajında sahip olduğu “başka bir görüşten” söz etti. Bu görüşün, ABD’nin hegemonik yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerine ve savaş günlerinden ateşkes sonrasına kadar yaptığı uyarı ve tavsiyelere dayandığı, ancak İran diplomasi kurumunun bu tavsiyeleri tam anlamıyla hayata geçirmekte henüz başarılı olamadığı belirtildi.
Haberde, varılan mutabakatın içerdiği vaatlerin ihlal edilmesinin yüksek ihtimal olarak görüldüğü, bunun yanında maddelerin uygulanabilirliği konusunda da çok sayıda belirsizlik bulunduğu ifade edildi.
Bu çerçevede, İran ile ABD arasında imzalanan mutabakatın hâlâ “amaçlar labirenti” içinde bulunduğu, tarafların kendi hedeflerine ulaşmak için zaman zaman çelişkili adımlar attığı, ancak atılan her adımın yeni çıkmazlar oluşturduğu kaydedildi. Diplomasinin bu labirentten çıkış sağlayıp sağlayamayacağının ise gelecekte netleşeceği belirtildi.
Bölgenin geleceği ve tartışmalı mutabakat
Uzun süren diplomatik temasların ardından İran ile ABD’nin 14 maddelik bir mutabakat üzerinde uzlaştığı belirtilirken, Cumhurbaşkanları Donald Trump ile Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanan anlaşmanın Devrim Lideri’nin açıklamalarıyla tam olarak örtüşmediği ifade edildi.
Haberde, mutabakatın ne bölgesel savaşın temel sonucu olarak görülen “yeni bölgesel düzeni” tesis ettiği ne de mevcut kazanımların güvence altına alınmasını sağladığı görüşüne yer verildi.
Devrim Lideri’nin “Fars Körfezi bölgesinin parlak geleceği, Amerika’sız bir gelecek olacaktır” ifadelerine atıfta bulunularak bunun “bölgenin ve dünyanın yeni düzeni” olarak görülmesi gerektiği savunuldu. Ancak mutabakatta yalnızca “ABD’nin nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde İran çevresindeki bölgeden askeri güçlerini çekmeyi taahhüt ettiği” maddesinin yer aldığı belirtildi.
Haberde, “İran çevresi” ifadesinin belirsiz olduğu ve ABD’nin bölgedeki gelecekteki varlığı konusunda netlik sağlamadığı, dolayısıyla savaş tehdidinin devam ettiği ifade edildi.
İran’da savaş askıda, Lübnan’da sürüyor
Devrim Lideri’nin Ayetullah Hamaney’in şehadetinin kırkıncı günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Savaş istemedik ve istemiyoruz, ancak meşru haklarımızdan da vazgeçmeyeceğiz ve bu doğrultuda direniş eksenini bir bütün olarak görüyoruz” dediği hatırlatıldı.
Haberde, Hizbullah’ın İran’ı savunmak amacıyla savaşa katılmasının ve Lübnan direnişinin İran’ın bölgesel caydırıcılığının bir parçası olmasının, ya tüm direniş cephelerinin savaştan çıkmasını ya da birbirlerini savunmak için ortak hareket etmelerini zorunlu kıldığı ifade edildi.
Mutabakatın ilk maddesinde tüm cephelerde, Lübnan dahil, askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasının öngörüldüğü belirtilirken, İsrail’in anlaşma sonrasında da Lübnan’daki operasyonlarını sürdürdüğü ve bunun inkâr edilemez bir gerçek olduğu vurgulandı.
Haberde, ABD’nin İsrail’i kontrol altına alamaması durumunda ilk maddenin uygulanma şansının kalmayacağı ve bu durumda diğer maddelerin de hayata geçirilmesine dair umutların zayıflayacağı ifade edildi.
Ayrıca, ABD güçlerinin bölgede yoğun şekilde bulunması nedeniyle savaşın İran açısından da tamamen sona ermediği, yalnızca 12 günlük savaş sonrasındaki ateşkes benzeri bir “askıya alma” durumunun oluştuğu belirtildi. Yeni bir savaşın önüne geçilmesine yönelik garantilerin ne olduğu sorusu gündeme getirildi.
Hürmüz Boğazı’nın kontrolü ve ekonomik avantajlar
Haberde, “Ramazan Savaşı”nın İran açısından en önemli kazanımlarından birinin, yüzyıllar sonra ilk kez Hürmüz Boğazı üzerinde denetim sağlaması olduğu ifade edildi.
Bu denetimin İran’a Basra Körfezi’nde yeni düzenlemeler yapma ve bölge dışı aktörlere karşı önemli bir jeopolitik koz kazandırdığı belirtildi.
Devrim Lideri’nin Fars Körfezi Milli Günü mesajında, “İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’nın yönetimini fiilen uygulayarak Basra Körfezi’ni güvenli hale getirecek ve düşmanın bu su yolunu kötüye kullanmasına son verecektir” ifadelerini kullandığı aktarıldı.
Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın İran için ekonomik gelir kaynağına dönüşebileceği ve Devrim Lideri’nin ifadesiyle “ekonomik nimetlerinin halkı sevindireceği” kaydedildi.
Buna rağmen, mutabakat metninde Hürmüz Boğazı’nın yönetiminin İran ile Umman arasındaki görüşmelere bırakıldığı, ancak İran’ın ticari gemilerin Basra Körfezi ile Umman Denizi arasında 60 gün boyunca herhangi bir ücret alınmadan güvenli geçişini sağlamak için azami çaba göstermesinin öngörüldüğü belirtildi.
Haberde, boğazın yönetiminin İran’a bırakılmasının Devrim Lideri’nin görüşüyle uyumlu olduğu ancak 60 gün boyunca herhangi bir ücret alınmamasına ilişkin maddenin soru işaretleri yarattığı ifade edildi.
Tazminat ve 300 milyar dolarlık yeniden inşa planı
Haberde, Devrim Lideri’nin ilk mesajlarında saldırgan taraf olarak ABD’den tazminat alınması beklentisini dile getirdiği belirtildi.
Mutabakat metninde görünüşte buna yer verildiği ve “300 milyar dolarlık yeniden inşa ve kalkınma programı”ndan söz edildiği, ancak ABD’nin saldırgan taraf olduğunu vurgulayan “tazminat” ifadesinin kullanılmadığı kaydedildi.
Ayrıca bu maddenin uygulanmasına ilişkin mekanizmanın da nihai anlaşmanın bir parçası olarak önümüzdeki 60 güne bırakıldığı ve bunun da uygulanabilirliği konusunda belirsizlik yarattığı ifade edildi.
Gelecekteki müzakereler ve güvensizlik vurgusu
Mutabakat uyarınca İran ile ABD’nin yeni müzakere turlarına başlaması gerektiği belirtilirken, geçmiş tecrübelerin Washington’un verdiği taahhütleri yerine getirmediğini ve peşin kazanım elde ederken karşı tarafa geleceğe yönelik vaatler sunduğunu gösterdiği ifade edildi.
Haberde, bu nedenle ABD’ye güvenmenin akılcı olmadığı, aşırı iyimserlikten kaçınılması gerektiği savunuldu.
Öte yandan İran halkının, Devrim Lideri’nin tavsiyesi doğrultusunda açıklanan şartların yerine getirilmesini ve kırmızı çizgilere uyulmasını müzakere heyetinden talep etmesi gerektiği, toplumun diplomasi sürecini dikkatle izleyen bilinçli bir denetleyici konumunda bulunmasının önem taşıdığı vurgulandı.
Haberde son olarak, müzakere heyetinin İran’ın haklarını koruma doğrultusunda hareket etmesi gerektiği, aksi takdirde ABD ile yürütülen görüşmelerin yeniden “tecrübe edilmiş bir deneyime” dönüşeceği ve nükleer anlaşma (KOEP) sürecinde yaşanan sonuçlardan farklı bir sonucun ortaya çıkmayacağı ifade edildi.
Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
