Kuzey İran’daki ABD Casusluk İstasyonu

Fars Haber Ajansı’nın hazıladığı tarihi dosyasına göre, İslam dünyasının işgale karşı ayağa kalktığı dönemde Tahran yönetimi, İsrail rejiminin hayati damarlarından birine dönüştü. Geride kalan belge ve kayıtlar, perde arkasındaki gizli iş birliğini ortaya koyuyor. Habere göre, Muhammed Rıza Pehlevi, İran halkının petrol gelirleriyle ABD ekonomisinin durgunluktan çıkmasına katkı sağladı ve Yahudilere İran’da tarihlerinin en büyük ekonomik ve güvenlik faaliyet alanlarından birini oluşturma imkânı verdi.

Haberde, Muhammed Rıza Pehlevi’nin kendisini bağımsız ve güçlü bir lider olarak göstermesine rağmen, gizli belgeler ve dönemin devlet adamlarının anılarının onu ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket eden ve İran’ın milli kaynaklarını Beyaz Saray ile bölgesel müttefikleri, özellikle de İsrail uğruna kullanan bir hükümdar olarak tasvir ettiği belirtildi.

Kennedy dönemi ve “Beyaz Devrim”

Bu yapısal bağımlılığın köklerinin 1960’lı yıllarda belirginleştiği ifade edildi. Nisan 1962’nin sonlarında Muhammed Rıza Pehlevi’nin dördüncü kez ABD’ye gittiği, Pennsylvania Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora verildiği ve ABD Kongresi’nde konuşma yaptığı kaydedildi. Ancak kapalı kapılar ardında, ABD Başkanı John F. Kennedy ve danışmanlarının, komünizme karşı mücadele için ekonomik ve sosyal reformları Şah’a dayattığı ileri sürüldü.

 

Üç ay sonra Washington’un istediği siyasi istikrarı sağlayamayan Ali Emini görevden ayrılırken, Şah’ın güvendiği Esedullah Alem başbakanlığa getirildi.

Aynı yıl ağustos ayında ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson’ın Tahran’a giderek bu bağımlılık ilişkisini güçlendirdiği, resmi temaslarında İran’ın bağımsızlığının söz konusu reformların uygulanmasına bağlı olduğunu vurguladığı aktarıldı.

Haberde, Kennedy Doktrini’nin “baskıyla birlikte reform” anlayışını benimsediği, bu kapsamda üçüncü dünya ülkelerinde özel isyan bastırma birliklerinin kurulduğu, İran’da da “Yeşil Bereliler” adı verilen komando birliklerinin oluşturulduğu ifade edildi. Bu birliklerin 1960-1961 yıllarındaki öğrenci protestoları ile 5 Haziran 1963 olaylarının bastırılmasında kullanıldığı belirtildi.

Bu süreçte “Beyaz Devrim” programının hayata geçirildiği ve geleneksel, dini çevreler ile çarşı esnafının etkisinin azaltılarak Batılı modellerin uygulanmasının hedeflendiği öne sürüldü.

Petrol fiyatları ve ABD ekonomisi

Haberde, 1970’li yıllarda ilişkilerin ekonomik boyutunun daha karmaşık bir hal aldığı belirtildi.

Amerikan Forbes dergisi ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi belgelerine dayanılarak, büyük Amerikan petrol şirketlerinin Başkan Richard Nixon’dan Tahran’a bir temsilci göndererek Şah’ı petrol fiyatlarını artırmaya ve sabitlemeye teşvik etmesini istediği ifade edildi.

Amerikalı siyasetçi Henry Kissinger’ın bu planı güçlü şekilde desteklediği belirtilirken, petrol fiyatlarındaki artışla Şah’ın büyük gelir elde ettiği, ancak ABD Hazine Bakanlığı ile yapılan gizli anlaşma uyarınca gelirlerin büyük bölümünü uzun vadeli tahviller yoluyla Amerikan bankalarına aktarmayı kabul ettiği ileri sürüldü.

Habere göre, bunun sonucunda ABD ekonomisi canlanırken Vietnam Savaşı nedeniyle zarar gören Amerikan savunma sistemine finansman sağlandı. Şah ise kalan gelirle Amerikan yapımı pahalı silahlar satın alarak bölgenin “jandarması” rolünü üstlendi.

İsrail’e petrol desteği

Haberde, bu güç dengesinin İsrail için güvenli bir ekonomik ve siyasi alan oluşturduğu belirtildi.

1973-1974 yıllarında Arap ülkeleri İsrail’i destekleyen Batılı ülkelere petrol ambargosu uygularken, Muhammed Rıza Pehlevi’nin Arap dünyasının tutumunun aksine hareket ettiği ifade edildi.

Washington Post gazetesine atıfla, Şah’ın Arap petrol ambargosuna katılmadığı, İsrail ve Güney Afrika’ya petrol satışını sürdürdüğü ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın barış politikasını desteklediği belirtildi. Habere göre bu enerji akışı, İsrail’in savaş döneminde yakıt sıkıntısı yaşamadan askeri faaliyetlerini sürdürmesine ve İran ekonomisindeki nüfuzunu artırmasına imkân sağladı.

ABD’nin bölgesel operasyonlarında İran

Haberde, Şah’ın sadece İran sınırları içinde değil, küresel ölçekte de Batı blokuna hizmet ettiği öne sürüldü.

Henry Kissinger’a atfen, Şah’ın 1973 yılında Sovyet nakliye uçaklarının Araplara silah ulaştırmak amacıyla İran hava sahasını kullanmasına izin vermeyen tek ABD müttefiki olduğu belirtildi.

Ayrıca Washington’un talebi doğrultusunda F-5 savaş uçaklarının Güney Vietnam ordusuna destek amacıyla Saygon’a gönderildiği, Çad’a silah sevkiyatında CIA ile iş birliği yapıldığı ve Somali’ye silah gönderildiği kaydedildi.

Muhammed Rıza Pehlevi’nin ayrıca Suudi Arabistan, Fas, Mısır, Senegal ve Fildişi Sahili’nden oluşan Sovyet karşıtı “Safari Kulübü”nün oluşturulmasında önemli rol oynadığı ve Kuzey İran’ın Amerikan elektronik dinleme istasyonlarına dönüştürüldüğü iddia edildi.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco’nun şu sözlerine yer verildi:

“İran, nüfusu, ekonomisi ve askeri gücü sayesinde petrolün tüketici ülkelere akışının sürdürülmesinde hayati bir rol oynamaktadır.”

Haberde, “Büyük Medeniyet” söyleminin, aslında İsrail’in güvenliğini ve ABD ekonomisinin gelişmesini garanti altına almak için ülkenin bağımsızlığını ve milli kaynaklarını kullanan bir rejimin üzerini örten vitrin olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Kaynaklar:

  1. Michael Ledeen ve William Lewis’in Şah’ın Düşüşü adlı kitabı.
  2. Gulamrıza Necati’nin İran’ın Yirmi Beş Yıllık Tarihi adlı eseri.
  3. CIA ve Julius Helms tarafından derlenen Lyndon Johnson Başkanlık Kütüphanesi Gizli Belgeleri.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın