Umman ile Mutabakat mı, Yoksa ABD’ye Boğazı Açmak mı?!

1- Dün Dışişleri Bakanlığı Hukuk ve Uluslararası İşler Yardımcısı Sayın Garibabadi şu açıklamada bulundu: “Umman ile varılan mutabakat, Hürmüz Boğazı’nın açılması anlamına gelmemektedir. Hürmüz Boğazı’nın açılmasının kendine özgü gereklilikleri vardır.” Sayın Garibabadi’nin bu açıklamaları; bugünlerde İran ve Umman arasındaki anlaşmanın yakınlaştığı ve Hürmüz Boğazı’nın açılacağı iddiasıyla bir yandan küresel piyasada petrol fiyatlarını kontrol etmeye çalışan, diğer yandan da ABD’nin aşağılık başkanını Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla karşı karşıya kaldığı boğucu cendereden kurtarmayı amaçlayan Trump, ABD Hazine Bakanı ve diğer üst düzey Amerikalı yetkililerin ardı arkası kesilmeyen tweetlerine ve mülakatlarına bir yanıt olabilirdi. Ancak ne yazık ki Sayın Garibabadi, açıklamalarının devamında bu umut verici ihtimali şüpheye düşürdü! Kendisi konuşmasının devamında şöyle dedi: “Hürmüz Boğazı hakkındaki mutabakat sadece İran ve Umman arasında gerçekleşmelidir!”

Tabii ki Umman’ın ABD’ye olan derin bağımlılığı göz önüne alındığında, aziz kardeşimiz Sayın Garibabadi’nin sözlerinin bu kısmını “İran ile ABD arasındaki mutabakat” olarak tercüme etmek gerekir! Kendileri, “Hürmüz Boğazı’na dışarıdan müdahaleyi kesinlikle kabul etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı ve “Yeni mutabakatın uygulanmasıyla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut geçici güzergahlar kapatılacak ve gemilerin giriş-çıkış yollarının önemli bir kısmı İran’ın kara sularından geçecektir” vurgusunu yaptı. Sayın Garibabadi; “Umman ile mutabakat Hürmüz Boğazı’nın açılması anlamına gelmez” derken, “Gemilerin giriş-çıkış yollarının önemli bir kısmı İran’ın kara sularından geçecektir” şeklindeki bir sonraki ifadesinin ne anlama geldiğini açıklamadı! Gemilerin geçişi boğazın açılması anlamına gelmez mi?!

2- Bugünlerde Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisinin hayati can damarı olduğuna ve bu boğazın kapatılmasının ABD ile onun Batılı, İbrani ve Arabi müttefiklerinin nefes borusunu tıkadığına ve onları boğulma noktasına getirdiğine dair en ufak bir şüphe kalmamışken Hürmüz Boğazı açılıyor. Trump geçen hafta bir kez daha ve defalarca yaptığı gibi “Petrol stoklarımız 4 hafta içinde tükeniyor” itirafında bulundu ve Axios ile yaptığı mülakatta bariz bir endişeyle “Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması katlanılamaz bir küresel durgunluğa dönüşebilir” dedi. Ya da ABD Hazine Bakanı “İran ile savaşı uzatmak ABD’nin gücünü yıpratıyor” itirafında bulunuyor; Hürmüz Boğazı’nın aziz İran için ne denli etkili ve caydırıcı olduğunun su götürmez kanıtı olan bunun gibi yüzlerce başka örnek var… Hal böyleyken Hürmüz Boğazı’nı açmak, düşmanı içine battığı bataklıktan kurtarmaktan başka bir anlam taşıyabilir mi?!

3- Şimdi ülkemizin muhterem yetkililerine şu sorular yöneltilmektedir: Hürmüz Boğazı, bu vatanın toprağını, suyunu ve aziz İran’ın her zaman sahnede olan, destanlar yazan halkını savunmada en temel ve en etkili kozumuz değil midir? Eğer bu sorunun yanıtı pozitif ise -ki öyledir- hangi mantıklı gerekçeyle bu kozu elimizden çıkarmak üzereyiz? Bir diğer soru da şudur: Şehit İmamımızın hikmetli tabiriyle, bizim ABD ve müttefikleriyle olan savaşımız bir varoluş savaşı değil midir? Ve onlar ülkemizi devirmeyi ve halkımızı katletmeyi hedeflemiyorlar mı?! Eğer bu sorunun cevabı da pozitif ise -ki öyledir ve aksini düşünmek mümkün değildir- neden en temel güç kozlarımızdan birini kaybedelim?! Ülkemizin muhterem yetkilileri, ABD, Siyonist rejim ve diğer müttefiklerinin hiçbir ahde, sözleşmeye, uluslararası kural ve protokole bağlı kalmadıklarını ve ülkemize darbe vurmak için hiçbir fırsatı kaçırmadıklarını defalarca ve haklı olarak ilan ettiler. Durum böyleyken Hürmüz Boğazı’nı açmak; geçit vermek ve aziz Şehit Süleymani’nin tabiriyle düşmanın kaçması için sokak açmak (yol vermek) değil midir?! Şüphesiz ki böyledir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın