1- Şu sözlere bir bakın!… «Gözlerim söylemek istiyor ki; eğer bu beyefendi olmasaydı ne kadar vahim bir olay gerçekleşecekti! Hindistan ve Pakistan iki nükleer güçtür. Eğer siz (aynı beyefendiyi işaret ederek) ve harika ekibiniz müdahale etmeseydiniz, dört gün içinde savaş hiçbir kimsenin ne olduğunu anlatmak için canlı kalamayacağı bir seviyeye ulaşabilirdi. Sayın Başkan (yine aynı beyefendi), sizin bu değerli rolünüz tarihe altın harflerle yazılmalıdır. Allah’ın sizi kutsaması ve insanlığa her zaman hizmet etmeniz için size uzun ömürler vermesi dışında başka bir şey söylemiyorum!»
Gözünüzün önünden geçen bu ifadeler, Pakistan Başbakanı Sayın Şahbaz Şerif’in; Amerika’nın alçak, cani ve çocuk yiyen Başkanı Donald Trump ile görüşmesinde ona hitaben söylediği sözlerdir!
2- Dün Pakistan Başbakanı Sayın Şahbaz Şerif ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Mekke’ye giderek Bin Selman ile birlikte üçlü bir askeri pakt imzaladılar. Bu üç ülkenin sözde Müslüman liderleri, mazlum Gazze halkının vahşice katledilmesi karşısında sadece sessiz kalmakla kalmamış; mevcut kanıtlar bu vahşi katliamda çocuk katili siyonist rejimle gizli ilişkiler içinde olduklarını da göstermektedir. “Mekke Askeri Paktı” uyarınca bu üç ülkeden birine yapılacak her türlü askeri saldırı, hepsine yapılmış sayılacaktır!
Geçtiğimiz hafta da 40’tan fazla ülkenin temsilcileri Riyad’da bir araya gelerek konusu “Kızıldeniz ve Babülmendep’in güvenliğini korumak” olan bir anlaşmaya imza attılar! Yani Yemen direnişi ve Ensarullah ile (siz bunu İran ve Direniş Cephesi ile diye okuyun) mücadele etmek. Pakistan hükümeti de bu anlaşmayı imzalayanlardan biridir!
Yemen Ensarullah’ının bu ittifaka tepki göstererek; “Bizim için Suudi Arabistan ile ittifak kuran diğer birkaç ülke arasında fark yoktur, hepsinin gemilerini batıracağız.” açıklamasını yaptığını da belirtmek gerekir.
3- Söz konusu olan, Amerika ve siyonist rejimin İran’a yönelik cani saldırısının ardından yapılan müzakerelerde arabuluculuk rolünü üstlenen ve belki de yine bu rolü üstlenmesi planlanan Pakistan hükümetidir! Başbakanı, alçak ve cani Trump’ı şerefli bir insan olarak gören! Ve onun sergilediği performansın tarihe altın harflerle yazılması gerektiğine inanan(!); aynı zamanda “Mekke Askeri Paktı”nda Amerika ve siyonist rejimin çıkarlarını koruma (İran ve Müslüman milletlerin aleyhine diye tercüme edin) doğrultusunda yer alan ve “Kızıldeniz ve Babülmendep’in güvenliğini koruma” bahanesiyle(!) Yemen Ensarullah’ı ile mücadele etmek için (yine nihayetinde İran’a karşı) resmen hazır olduğunu açıklayıp taahhüt altına giren bir ülke! Böyle bir kimliğe sahip bir ülke (siz bunu hükümet diye okuyun) arabuluculuğa layık mıdır?! Tabii ki değildir ve ne mutlu ki ülkemizin muhterem yetkilileri bu hususa dikkat etmektedirler.
4- Ve fakat, 40’tan fazla ülkenin Yemen Ensarullah’ı ile mücadele etmek için kurduğu ittifakın ve Amerika ile siyonist rejimin cinayetlerini desteklemeye yönelik Mekke Paktı’nın hiçbir yere varamayacağı şimdiden açıkça görülebilmektedir. Bu sözde ülkeler, Amerika ve siyonist rejimin bugüne kadar yapmadığı ne gibi bir eyleme girişebilirler ki?! Ayrıca mevcut haber ve raporlar; Pakistan, Türkiye ve diğer bazı İslam ülkelerinin ordularının önemli bir kısmının İran ve Direniş Cephesi taraftarı olduğunu ve bu taraftarlığın 12 Günlük Savaş ile Ramazan Savaşı’ndan sonra çok daha geniş bir boyuta ulaştığını göstermektedir.
Kendi şehit (İmam) liderimizin derecelerini Yüce Allah artırsın; kendileri dünyada hakim olan mevcut sistemin ciddi değişimler geçirdiğini buyurur, mesafelerin ortadan kalkmakta ve milletlerin birbirine kenetlenmekte olduğunu vurgularlardı. Şehit İmamımızın bu hikmetli görüşünün gerçekleştiğini ve giderek yayıldığını açıkça görebilmekteyiz. Etnik unsurlar milliyetlere, milletler ise ümmete dönüşmüştür.
