Resulullah’ın (s.a.a) Doğum Gününü Başka Bir Biçimde Tebrik Etmek

  1. “Hûd” suresi nazil olduğunda Resulullah’ın (s.a.a) mübarek kalbine ağır bir keder çöktü ve o günden sonra defalarca şöyle buyurdu: “Şeyyebetnî sûretu Hûd… Hûd suresi beni ihtiyarlattı.”

Acaba Hûd suresinde kıyametin kopuşuna ve insanların İlahi adalet huzurunda bulunmasına dair sarsıcı haberler yer aldığı için mi Resulullah (s.a.a), o rahmet peygamberi, Allah’ın kullarının sonu hakkında endişeye düşmüştü?! Ancak bu tür ayetler bundan önce de sonra da nazil olmuştu; öyleyse neden Hûd suresi? Ve bu surenin hangi ayeti?! Resulullah’a (s.a.a) bu konuda soru sorulduğunda şöyle buyurdular: Hûd suresinin 112. ayeti: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol (diren/istikamet et); seninle birlikte tövbe edenler de (dosdoğru olsunlar)…” Buna benzer bir ayet “Şûrâ” suresinde de vardır. Peki neden Şûrâ suresi değil de Hûd suresi aziz Peygamberimizi ihtiyarlatmıştır?

Bu kıssanın devamını merhum İmamımızın (mübarek ruhu şad olsun) dilinden okuyun. O hazret şöyle buyurmaktaydı: “’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ cümlesi Kur’an’da iki yerde geçmektedir. Bir yer Şûrâ suresinde, bir yer de Hûd suresindedir. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.a) ’Hûd suresi beni ihtiyarlattı’ buyurmuştur. Neden Hûd suresini buyurdu? Çünkü bu ayetin Hûd suresinde bir devamı (eklentisi) vardır ve o da şudur: ’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tövbe edenler de…’; yani Peygamber’e (s.a.a) yönelen, Peygamber’in İslam’ın peygamberi olduğu hakikatine ulaşıp O’na iman edenler de istikamet etmeli, direnmelidirler. Allah’ın Peygamberi (s.a.a) kendisinin istikamet göstermesinden endişe etmiyordu; kendisi zaten istikamet sahibiydi. Fakat bizlerin istikamet göstermemesinden korkuyordu.”

  1. Merhum İmamımız açıklamalarına şöyle devam etmektedir: “Milletimiz gerçekleştirdiği bu devrimde bugüne kadar direnmiş, istikamet göstermiş ve Allah’a hamdolsun bugüne kadar galip gelmiştir. Sizler dünyada muzaffersiniz. Sizler dünyada gündem oldunuz. Dünyanın her köşesinde, dünya devletleri sizden bir nevi korku duyuyorlar ki ‘Aman bir gün kendi halkları da sizler gibi olmasın’ diye —bu günlerdeki İran karşıtlığının (İranofobi) kökenine dikkat edin—… Nihai zaferi elde edene kadar direnip istikamet edin. Kendinizi yetiştirin. Gençlerinizi yetiştirin ve çocuklarınızı yetiştirin… Milletlerin hepsi İran’a aşıktır.”

  2. Bu günlerde İran halkı, müstekbir güçler karşısında sergilediği destansı ve emsalsiz direnişle tüm dünyanın takdir ve hayranlığını kazanmıştır. Özellikle ülke genelindeki caddelerde ve meydanlarda 182 günü aşkın süredir geceli gündüzlü varlık göstererek —ki bunun insanlık tarihinde bir benzerinin olmadığını cesaretle söyleyebiliriz— mübarek Hûd suresindeki “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin devamını amelde tecelli ettirmişlerdir… Daha yetkin ve daha uygun bir ifadeyle; ümmetin geri adım atma endişesiyle ihtiyarlayan Allah Rasulü’nü (s.a.a) adeta gençleştirmişlerdir… Ve böylece Hz. Resulullah’ın ve Hz. İmam Sadık’ın (aleyhimesselam) kutlu doğum günlerini sadece dilde değil, amelde de tebrik etmişlerdir.

  3. Tam da burada, tarihin şu kesitine işaret etmek de yerinde olacaktır. Cum’a suresinin 2. ve 3. ayetlerinde şöyle buyrulmaktadır: “Ümmîlere, içlerinden kendilerine ayetlerini okuyan, onları (fikri ve ruhi kirliliklerden) arındıran, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. (2) Ve henüz kendilerine (Araplara) katılmamış olan diğerlerine de (o peygamberi göndermiştir). O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (3)”

Bu ayetler nazil olduktan sonra orada bulunanlar sordular: “Henüz Araplara katılmamış olan bu ‘diğer grup’ kimlerdir?”

Resulullah (s.a.a) elini Selmân-ı Fârisî’nin omzuna koydu ve şöyle buyurdu: “Allah’ın kastettiği, bu adam ve onun kavmidir.”

Merhum İmamımız şöyle buyuruyordu: “Ben cesaretle iddia ediyorum ki, çağımızdaki İran milleti ve onun milyonluk halk kitlesi; Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi) dönemindeki Hicaz halkından, Emirü’l-Müminin ve Hüseyin b. Ali (salavatullahi ve selamuhu aleyhim) dönemindeki Kûfe ve Irak halkından daha hayırlıdır.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın