Öldükten Sonra Nasıl Yeniden Dirileceğiz?

Kur’an-ı Kerim Vakıa Suresi’nde, ölümden sonraki hayat hakkında insanın yaratılışına, bitkilerin yeşermesine, yağmurun yağmasına ve ateşin oluşumuna işaret ederek Allah’ın sonsuz gücüne dair apaçık deliller sunmakta ve kıyametin, her gün dünyada tecelli eden aynı gücün bir devamı olduğunu göstermektedir.

Vakıa Suresi, “Ashab-ı Yemin”in (sağdakilerin) kaderini ve cennetin sonsuz nimetlerini tasvir ettikten sonra, muhatabın bakışını üçüncü gruba, yani “Ashab-ı Şimal”e (soldakilere) çevirir. Onlar yalnız hakkı reddetmekle kalmamış, aynı zamanda kıyameti yalanlayıp dünyaya batarak kendi helak yollarını döşemiş kimselerdir.

Bu surenin 51 ila 76. ayetleri, bir yandan onların kaderine dair sarsıcı bir tablo sunarken, diğer yandan insanın yaratılışı, bitkilerin yeşermesi, yağmurun yağması ve ateşin meydana gelmesi hakkındaki açık delillerle ilahi kudretin hakikatini ve dirilişin imkanını ispat etmektedir.

Allame Tabatabai El-Mizan tefsirinde, surenin bu bölümünün sadece azabı anlatmak ya da ilahi nimetlerden birkaç örnek aktarmaktan ibaret olmadığını vurgular. Aksine bu bölüm, insanı gafletten uyandıran ve kıyameti inkar etmenin delil yokluğundan değil, dünyaya bağlanmaktan ve Allah’ın açık delillerinden gafil olmaktan kaynaklandığını gösteren fıtri bürhanlar (deliller) bütünüdür.

Hakikati İnkar Edenlerin Acı Yiyeceği

Ayetler uyarıcı bir hitapla başlar: “Thumma innakum eyyuhe’d-dâllûne’l-mukezzibûn” (Sonra siz, ey sapkın yalanlayıcılar!). Ardından Kur’an, cehennem ehlinin yemek zorunda kalacağı bir yiyecekten, onların karınlarını dolduracak zakkuğ ağacından bahseder ve bu yiyeceğe kaynar suyun eşlik edeceğini bildirir: “Fe-şâribûne ‘aleyhi mine’l-hamîm”.

Bu tasvirler, ameller ile karşılıkları arasındaki uyumu ifade eder. Dünyada inatçılıkla ruhlarını hakikatten yoksun bırakanlar, ahirette de huzur vermeyen ve hayat bağışlamayan bir yiyecekle karşılaşırlar; bu yiyecek, onların kirlenmiş yaşamlarının ve yanlış tercihlerinin tecellisidir.

Kıyameti İnkar Etmenin Kökü: İnsanın Gururu

Kur’an daha sonra inkar edenlerin zihinsel kökenine işaret eder. Onlar şöyle diyorlardı: “E-izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve ‘ızâmen e-innâ le-meb’ûsûn” (Biz öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten yeniden diriltileceğiz?).

Allame Tabatabai, bu sorunun aklın yetersizliğinden kaynaklanmadığına, aksine Allah’ın gücünü insanın sınırlı gücüyle kıyaslamanın bir sonucu olduğuna inanmaktadır. İlk yaratılışı unutan birinin, yeniden yaratılışı imkansız görmesi doğaldır. Bu nedenle Kur’an, ilklerinden sonuncularına kadar tüm insanların hiçbir kimsenin kaçamayacağı “mîkâti yevmin ma’lûm” (belirlenmiş bir günün randevusunda) toplanacağını bildirerek yanıt verir.

Ölümden Sonraki Hayat İçin Dört Açık Delil

  1. ayetten itibaren surenin üslubu değişir ve kıyameti tasvir etmek yerine insanın önüne ilahi kudretin dört örneğini koyar. İlk olarak insanın yaratılışı: “E-fe-ra’eytum mâ tumnûn” (Atılan o meniyi gördünüz mü? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?).

İkincisi, bitkilerin yeşermesi: “E-fe-ra’eytum mâ tahrusûn” (Ektiğiniz tohumu gördünüz mü? Onu bitiren siz misiniz?).

Üçüncüsü, tatlı su: “E-fe-ra’eytumu’l-mâellezî teşrebûn” (İçtiğiniz suyu gördünüz mü? Eğer Allah dileseydi onu acı ve tuzlu yapardı; öyleyse neden şükretmiyorsunuz?). Ve dördüncüsü, ateş: “E-fe-ra’eytumu’n-nârelle-tî tûrûn” (Tutuşturduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratan biz miyiz?).

El-Mizan, bu dört örneği, her insanın karmaşık felsefi delillere ihtiyaç duymadan günlük yaşamında gözlemleyebileceği bürhanlar olarak değerlendirir. İnsan yalnızca zahiri sebeplerin bir kısmına sahiptir; ancak gerçek yaratıcı ve müdebbir (yönetici) Allah’tır.

Hayatın Açık Gerçekleri Kıyametin Delili Olduğunda

Allame’nin tefsirindeki önemli husus, Kur’an’ın ahireti ispatlamak için olağanüstü olayları kullanmaması, aksine yaşamın en basit gerçeklerine işaret etmesidir: İnsanın doğumu, tarım, su içmek ve ateş yakmak.

Eğer insan her gün bu alametleri görüyor ve bunları yaratmada Allah’ın gücüne inanıyorsa, ölülerin yeniden dirilmesini nasıl uzak bir ihtimal olarak görebilir? Kıyameti inkar etmek bir delil sorunu değil, bir gaflet sorunudur; çünkü insan nimetlere alışır ve bu nizamın arkasındaki Allah’ın daimi varlığını unutur.

Kur’an: Yemin Edilmeye Değer Hakikat

Bu bölümün sonunda Cenâb-ı Hak azametli bir ifadeyle şöyle buyurur: “Fe-lâ uksimu bi-mevâkı’ın-nucûm * Ve innehu le-kasemun lev ta’lemûne ‘azîm” (Yıldızların yerlerine yemin ederim ki -ki bilseniz bu gerçekten büyük bir yemindir-). Ardından bu kitabın şerefli bir Kur’an olduğunu ekler: “Innehu le-kur’ânun kerîm” (Korunmuş bir kitapta yer alan gani bir Kur’an’dır).

Allame Tabatabai bu yemini vahyin yüceliğinin bir işareti olarak görür. Yıldızların ve evrenin hassas düzenini sevk ve idare eden Allah, insanlığı hidayete erdirmek için Kur’an’ı da indirmiştir. Dolayısıyla tekvini (yaratılış) kitap ile teşriî (şeriat) kitap arasında tam bir uyum vardır; her ikisi de insanı tek bir hakikate, yani Rabbe imana ve dönüş gününe inanmaya davet eder.

Bu ayetlerin nihai mesajı şudur: Allah’ın nişaneleri, insanın ilk yaratılışından bir yudum suya ve bir ateş alevine kadar her yere yayılmıştır. Bu nişaneleri kalp gözüyle gören kimse, kıyameti apaçık bir hakikat olarak bulacaktır; ancak bu kadar delil karşısında yalanlama yolunu seçen kimse, sonunda kendi tercihinin sonucuyla yüzleşecektir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın