Dünyanın Değişik Noktalarında Şiilere Karşı Yapılan Zulümler ve Onlara Uluslararası Desteğin Gereği

rasthaber

Şia’ya zulüm, bazı devlet yöneticilerinin ve onların yardakçılarının Şii mezhebiyle mücadele ve onların ilmi ve kültürel faaliyetlerini engellemek için âlimlerin ve Şiilerin takibe alınması, haklarından mahrum edilmeleri, siyasi alanlarda katılımlarının engellenmesi, Şiiler aleyhine tekfiri fetvaların verdirilmesi, öldürmek ve terör saldırısında bulunmak gibi girişimlere denir.

Şia Aleyhine Tarihsel Zulüm

Tarih boyunca, özellikle Emeviler ve Abbasiler döneminde Şiiler aleyhine yapılan zulümlerin yanı sıra, Osmanlılar döneminde on altıncı asırda Osmanlıların hâkimiyeti altındaki topraklarda birçok Şii’yi öldürdüler. Şeyh Nuh Hanefi Şiilerin tekfirine ve katlinin zaruretine dair fetva verdi ve bu fetva esasınca Halep’te çok sayıda Şii öldürüldü. Osmanlılar çok sayıda Şii âlimini de öldürdüler.

Selahaddin Eyyubi döneminde ise, onun siyaseti Şiileri uzaklaştırmak temeline dayanmıştı. Birçok Şii kadı görevlerinden alınarak yerlerine Şafii kadılar atandı.

Arabistan’dan Doğu Asya’ya kadar Şia Aleyhine Zulüm

Genellikle Arabistan’ın doğu bölgelerinde yer alan el-İhsa ve Katif şehirlerinde yaşayan Şiiler şiddetli bir ayrımcılığa tabi tutulmaktadırlar. Şiiler, ibadi ve sosyal merkezler kurma özgürlüğüne sahip değillerdir. Arabistan’da İmam Hüseyin (a.s) için yas tutmanın cezası vardır ve Şiiler dini merasimlerini yapamazlar. Şii kitapları yasaktır. Şii siteleri genellikle engellenir. Şiiler devlet idarelerinde pek az yer bulabilirler ve devlet şirketlerinde çok az çalıştırılırlar. Şiilere verilen sağlık ve öğretim hizmetleri oldukça zayıftır. Öğretim merkezlerinde Şiiler hakkında ciddi ayrımcılık yapılmaktadır. Mahkeme ve adli işlerde de Şiiler açık bir zulüm ile karşı karşıyadırlar. Şiilerin siyasi alanda da şansı yoktur ve Arabistan’da Şiiler üst makamlara gelemezler.

Bahreyn’in salt çoğunluğunun Şii olmasına rağmen, onlar da Al-i Halife’nin zulmü altındadırlar. Onlar devlet makamlarına ulaşamazlar ve şehir merkezlerinden uzak tutulmuşlardır. Bahreyn Şiileri özellikle 2011 yılından buyana değişik zulüm ve kıyıma tabi tutulmuşlardır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaklaşık olarak yüzde 17’si Şii’dir. Bu ülkede de Şiiler birçok sınırlama ile karşı karşıyadırlar. Ebu Dabi’deki nüfus yapısı, genellikle Bahreyn’den gelen Bahreynliler, İran’dan gelen acemler ve Hindistan’dan gelen Livatya’lardan oluşmaktadır.

Katar’da Şiilerin sayısı pek belli değildir; gerçi onların durumu daha iyidir, ama onlar aleyhine de ayrımcılıklar mevcuttur.

Şiilerin Irak’taki durumu malumdur. Saddam zamanında birçok zorluk ve acı çektiler ve onlardan birçoğu öldürüldü ve Saddam sonrası dönem de ise patlamalara ve terör saldırılarına kurban verilmektedirler.

Hindistan’da yaşayan Şiilerin durumu diğer ülkelere göre daha değildir. Keşmir Şiileri büyük bir kıyım yaşamaktadırlar; evleri ve kitap haneleri yakılmaktadır; çareyi ya kaçmakta veya takiye yapmakta bulmaktadırlar.

Doğu Asya’da ise Malezya’da kanun Şiiler aleyhinedir ve Şiilerden kim faaliyette bulunursa tutuklanmaktadır. Çin’de Şiiler Sin Kiyank bölgesindedirler ve genellikle İsmaili’dirler ve Çin’in dağlık bölgelerinde köleler gibi alım satımları yapılmaktadır.

Uluslararası Toplumun Dikkatini Şiilere Reva Görülen Zulümlere Çekmek

Şimdi bu anlatılanlara ve uluslararası toplumda dini özgürlüklerin temel bir ilke olarak kabul edildiği esasına dayanarak önemli bir konuya giriş yamamız gerekiyor ve o konu Şiilerin mazlumiyetinin ve onlara reva görülen zulümlerin takip edilmesidir. Bu, şu manaya gelmektedir ki hukuki olarak ve medya kanalları aracılığı ile bu mazlumiyet uluslararası zemine taşınmalıdır ve herkes Şiilere reva görülen bu zulümlerden haberdar olmalıdır.

Bu arada insan hakları ve dini ve mezhebi özgürlükler alanında faaliyetler gösteren kuruluşlar daha fazla çaba göstermelidir; böylece Şia’nın mazlumiyeti uluslararası bir mesele haline getirilmelidir, özellikle iletişim ve haberleşme alanında meydana gelen büyük gelişmelerden en iyi şekilde faydalanılmalıdır. Bu mazlumiyet, uluslararası toplumda söz konusu edilmelidir.

Bu konuyu uluslararası yapmak veya uluslararası arenada söz konusu etmek mutlaka faydalıdır ve en önemli faydası, hukuki ve ahlaki olarak Şia aleyhine yapılan her girişimin kınanmasıdır. Eğer uluslararası kınama söz konusu olursa bu şu manadadır ki Şiiler aleyhine yapılacak her girişim, tekfir fetvası verilmesi, Şiilerin katline dair cevaz verilmesi gibi girişimler, kanuni takibe alınacaktır; hatta bu fert Mekke hatibi olsa dahi, Rafızi diye hitap ettiği kimselerin aleyhine kapsamlı bir savaşa davet ederse, kanuni takibe alınacaktır.

Şia’nın mazlumiyetinin uluslararası arenada söz konusu edilmesi, onları kâfir saymanın suç olmasına sebep olacaktır ve Şia’yı tekfir etmek veya onlar aleyhine yapılacak her eylem, insanlık aleyhine işlenmiş bir suç ve insanlık faciası olarak telakki edilecektir.

Tarih boyunca Irak Şiilere nasıl zulme uğradıysa, Fars Körfezinde bulunan ülkelerde de Şiiler birçok zulümle karşı karşıya kalmışlardır. Şia’nın mazlumiyeti konusunun uluslararası topluma söz konusu edilmesi, Bahreyn ve Suudileri de kapsamı alanına alabilir, özellikle bu iki ülkenin hâkimlerinin selefi çizgisinde olmaları göz önüne alındığında. Şiiler, Bahreyn ve Arabistan’da Emevilerin ve Abbasilerin onca zulmünden sonra bu iki ülkeye yerleştiler.

Arabistan’da Şiiler 1913 yılında Al-i Suud’un bu ülkeye musallat olmasından sonra her zaman Vahhabilerin zulmüyle karşı karşıya kalmışlardır.

Suudi Arabistan, son zamanlarda bu ülkenin seçkin âlimlerinden olan Şeyh Nemir en-Nemir’i birçok insan hakları savunucusu kuruluşun özgürlüğünü istemesine rağmen idam etti. Aynı şekilde Bahreyn rejimi Şiileri hapse atmaktadır ve bu ülkenin meşhur ve seçkin âlimlerinden olan Ayetullah Şeyh İsa Kasım’ı vatandaşlıktan çıkarmıştır.

Fars Körfezi ülkelerini bir kenara bırakırsak, diğer bölgelerde de değinildiği gibi Şiiler aleyhine birçok zulümler yapılmaktadır ve onları durdurulması oldukça önemlidir.

Şia’nın mazlumiyetinin takip edileceği bölgelerden birisi, Afrika kıtasıdır. Şiiler bu kıtada gerçekten mazlum duruma düşmüşlerdir ve birçok kıyıma uğramışlardır. Onların uluslararası toplumda söz konusu edilmesi ve durumlarının hukuki olarak takip edilmesi önemlidir.

Şiilerin Mısır’da da vaziyetleri pekiyi değildir ve birçok mezhebi haklarından mahrumdurlar. Mısır Şiilerinin rehberlerinden Hasan Muhammed Şihate 2013 yılında feci bir şekilde öldürüldü ve cenazesi saldırıya uğradı. Onun ve bazı Şiilerin katledilmesinin geniş yankıları oldu.

Afrika kıtasının batısında Nijerya’da Nijerya makamları 2015 yılında bu ülkenin Şiilerini katliam ederek büyük bir cinayet işledi. Medya organlarının verdiği bilgiye göre bu katliamda 600’den fazla ölü ve 700 civarında kayıp vardı. Nijerya makamları Şeyh İbrahim Zekzaki’yi tutukladılar ve evini de tahrip ettiler.

Tüm bu belgeler ve hadiseler, tüm dünyada Şiiler aleyhine programlı zulüm ve katliamların varlığına en iyi delildir. Şiiler aleyhine yapılan zulümler, Selefi-Vahhabi yoluyla yapılmaktadır ve onunla mücadele edilmesi gerekir ve Şia konusunu söz konusu etmek için dini özgürlükler ile ilgili raporlardan faydalanılmalıdır. Bu, çok önemli bir konudur ve kesinlikle gaflet edilmemelidir.

Böyle durumlarda, yani Şiilere zulüm konusu insan hakları konusuyla alakalı olduğu için ve hiçbir ülke insan haklarını bir iç mesele olarak gösteremeyeceği ve vatandaşlarına istediği gibi davranamayacağı için hakları çiğneyenler, insanlığa karşı suç işledikleri itibariyle uluslararası takibe ve sorguya tabi tutulacaklardır.

Birleşmiş Milletlerin tüzüğünün girişinde insan hakları aslına ve insanın değer ve kerametine ve eşitlik ilkesine vurgu yapılmıştır.

Hiç şüphesiz Şiilerin durumunu ve onlar aleyhine reva görülen acıları uluslararası arenada söz konusu etmek onlar aleyhine yapılan zulümlerin tekrar edilmemesine neden olur. Şia’nın mazlumiyet mesajı uluslararası topluma ulaştırılmalıdır, uluslararası kuruluşlardan ve insan hakları kuruluşlarından bu alanda yardım alınmalıdır. Şiilerin intihar ve terör saldırıları yoluyla katliam edilmeleri, haklarının görmezden gelinmesi ve onlar aleyhine ayrımcılık yapılması, bunların hepsi insanlık aleyhine işlenmiş suç unsurlarıdır ve dikkate alınmalıdır.

Dünya kamuoyu Şiiler aleyhine yapılan zulümden haberdar edilmelidir ve haklarının yok sayılma hacmi bildirilmelidir. Bu konuda her araçtan faydalanılmalıdır; poster, fotoğraf, belgesel film ve insan hakları konseyi ile güvenlik konseyinden faydalanılmalıdır.

Şia aleyhine zulüm insanlık aleyhine işlenmiş zulüm olarak telakki edilmelidir ve tüm insanlığın teveccühünde olmalıdır. Elbette açıktır ki Şia aleyhine bu zulümleri yapan rejimler bu alanda yapılan çabaları etkisiz hale getirmek için para unsurundan en iyi şekilde faydalanacaktır; ama eğer konu uluslararası bir konu haline gelirse kesinlikle kamuoyunun baskıları karşısında duramazlar ve dünyanın her tarafından gelecek kamuoyu seli baskısıyla karşı karşıya kalacaklardır. Şia konusunu uluslararası arenada söz konusu etmek için hukuki ve uluslararası kuruluşlardan faydalanmak gerekir.

Uluslararası kanunlarda eşitlik, ayrımcılığın kaldırılması ve siyasi katılım hakkı ilkelerine vurgu yapılmıştır. Açık bir zulüm karşısında uluslararası hareket mümkün olabilmektedir. Şia’nın haklarını uluslararası kurumlarda takip etmek için komitelerin kurulması gerekir. Zulüm görülür bir şekilde açık olduğunda sıra Birleşmiş Milletlere ve ilgili tahkikata gelir. Var olan belge ve delilleri Birleşmiş Milletlerin bürolarına sunduktan ve Birleşmiş Milletler temsilcilerinin dönemsel raporlarından sonra konu uluslararası olur.

abna

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın