benzerlikler taşıdığını ve bunun, bu savaşların perde arkasındaki bazı
ülkelerin Yemen ve Suriye halkına diz çöktürmeye ve politikalarını onlara
dayatmaya çalıştığını gösterdiğini açıkladı.
Yemen ve Suriye’deki mevcut durum incelendiğinde, bu durumun
faillerinin politikalarını hayata geçirmek için aynı hedefler peşinde
koştukları görülmektedir.
El-Meyadin haber sitesi kısa süre önce bir haberinde bu
konuyu ele aldı ve haberine şu ifadelerle başladı:
“Suriye ve Yemen’in pek çok ortak noktası var çünkü savaşın
failleri ve destekçileri ya da sonuçları olmak üzere iki ülkeye karşı çıkan
savaşı birbirine çok benzer kılan detaylar var. Arap ülkeleri 2011’de Suriye
ile karşı karşıya geldiler ve bu ülkeyi yok etmeye yönelik bir planın yanında durdular.
Bu komplo 2015 yılında Yemen’e karşı tekrarlandı ve bu iki savaşın sonucu, iki
ülkenin milyonlarca vatandaşının ekonomisinin ve altyapısının yok edilmesi ve
halkın evsiz kalması ve zorla
yerlerinden edilmesi ve petrol hırsızlığı ve kaçakçılığı oldu.’
Suriye ve Yemen ekonomisinin planlı olarak yıkımı
Suriye Sanayi Odası Başkanı Fars el-Şahabi, daha önce bir
makalesinde savaş sonrasında bu ülke endüstrisine verilen zarar hakkında
açıklamalarda bulunmuştu. Fars el-Şahabi bu konuda şunları söyledi: ‘Halep’teki
66 bin tesis dahil olmak üzere Suriye’nin 133 bin sanayi ve el sanatları tesisi
hasar gördü. El-Lirmun ve Şakif’te olduğu gibi, hırsızlıktan sonra sanayi
bölgeleri tamamen yıkıldı. Çünkü bahsedilen iki bölge yağmalandıktan sonra
üretim hatlarının çoğu Türkiye’ye kaçırıldı.
Suriye’de olduğu gibi Yemen’de de ekonominin tahribatı
organize edildi. Yemen’in Şam Büyükelçisi Abdullah Sabri daha önce şunları
söylemişti: ‘Yemen’e yönelik işgal savaşı, en kötü ve en kirli savaşlardan
biriydi. Çünkü Suudi-Amerikan işgalcileri ülke ekonomisini kapsamlı ve planlı
bir şekilde kasten yok ettiler. Öyle ki, hava saldırılarında, enerji
santralleri, fabrikalar, yollar, okullar, hastaneler ve iletişim merkezleri
gibi bu ülkenin çeşitli yerlerinde altyapıyı hedef aldılar.’
El-Meyadin haberine şöyle devam etti: ‘Bu eylemlerle eş
zamanlı olarak Suudi koalisyonu Yemen halkını aç bırakma ve onlara diz çöktürme
doğrultusunda hava ve deniz ablukası uyguladı. Bu eylem Yemen’deki ekonomik ve
insani krizi daha da kötüleştirdi. Öyle ki Birleşmiş Milletler, bu ülkedeki
durumu dünyanın en kötü insani felaketi olarak nitelendirdi. Tüm bunlara rağmen
bu koalisyon ulusal ekonomiyi hedef aldı. Dört yıl önce olduğu gibi Merkez
Bankası San’a’dan Aden’e taşındı. Bu adım, önemli ölçüde kısıtlanmış gelir
akışını engelledi ve hükümeti bugüne kadar çalışanlara ödeme yapamaz hale
getirdi. Sonuç olarak Yemenlilerin çoğunu yoksulluk ve açlık sınırı altında
bıraktı.’
Yemen ve Suriye’ye yönelik organize saldırılar
Yemenli yazar ve askeri araştırmacı Abdülgani Ali el-Zübeydi
şunları söyledi: ‘Suriye, Arap dünyasının atan kalbidir ve başta Filistin
davası olmak üzere Arap ülkeleriyle ilgili birçok konuda önemli bir rol
oynamaktadır. Bu nedenle, Suriye’nin işgali sadece sebepsiz bir eylem değil,
aynı zamanda birçok yabancı ülke tarafından tamamen planlanmış ve hesaplanmış
bir eylemdir. Bu ülkeler Suriye toplumunun belirli bir kesimine yönelik
komplosunda on binlerce yabancı tekfirci teröristi devrim iddiası bahanesiyle
suiistimal etmiştir.’
Yemenli bu araştırmacı ayrıca ABD eski Dışişleri Bakanı
Colin Powell’ın Şam ziyaretine atıfta bulundu ve şunları belirtti: “Eski ABD
Dışişleri Bakanı, Şam ziyareti ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile
görüşmesi sırasında onu tehdit etti ve Suriye’nin, Filistinli grupları
topraklarından çıkarmadığı, İran’la ittifakını sonlandırmadığı, Lübnan
Hizbullah hareketini ve Filistin, Irak ve Lübnan direniş gruplarını
desteklemekten vazgeçmediği ve ABD’nin “barış” planını onaylamadığı
sürece, Washington’un düşmanlarından biri olmaya devam edeceği konusunda tehdit
etti.
Powell Şam’da pek hoşlanmadığı bir cevap duydu. Bu uyarıyı,
o dönemde Şam’a giden bir Arap yetkili 2012’de Beşşar Esad’a tekrarladı. Bu
Arap yetkili Beşşar Esad’a Suriye’deki ayaklanmaları durdurmak da dâhil olmak
üzere birçok teşvik teklif etti. Ancak bu Arap yetkili de aynı cevabı duydu.”
El-Meyadin kanalı haberinin devamında şu ifadelerde bulundu:
‘Ortadoğu değişim planının savunucuları, Suriye’nin vekalet savaşı ve tekfirci
teröristlerin kullanılması yoluyla yok edilmesinin, Filistinli grupları,
Washington’u doğrudan Suriye ile savaşa girme zahmetine sokmadan dağıtacağına
ve zayıflatacağına inanıyor.
Yemen’de uygulanan planın mahiyeti, Suriye’de uygulanan
plandan farklı değildi. Özellikle Yemenliler, büyük ölçüde Suudi rejimiyle
bağlantılı bir rejime karşı bir devrim başlattı. Suudi Arabistan ve daha sonra
ABD ve Siyonist rejim, Yemen’de Arap ülkelerinin sorunları konusunda bir
direniş sistemi kurulmasının kendileri için çok tehlikeli olacağını burada
anladılar.
Bu nedenle, Riyad her zaman Yemen halkının devrim planını
canlı canlı gömmeye ve Arabistan yarım adasında herhangi bir direniş planı
olasılığını yok etmeye çalışıyordu.’
Yemen ve Suriye petrolünün çalınması
El-Meyadin haberinin devamında şunları kaydetti: ‘ABD,
“Suriye Demokratik Güçleri” olarak bilinen Kürt milisler de dâhil
olmak üzere kendine bağlı kuvvetleri aracılığıyla Suriye’den petrol çalmaya
çalıştı. Bu nedenle, kendine bağlı paralı askerlerinin yardımıyla Suriye’nin
doğusundaki petrol sahalarını kontrol altına aldı ve bu ülkenin petrolünü bir
gecede Türkiye’nin Reyhanlı bölgesine taşıdı ve bu petrolün bir kısmını ihraç
etti ve diğer kısmını Türkiye içinde sattı.
Suriye’den yağmalanan petrolün yüzde doksanı ABD işgali
altındaki bölgelerdeydi. Bu petrol, terör örgütü IŞİD’in de güçlerini finanse
etmek için Amerika’nın kontrolünde kullandığı petroldür.
Yemen’in Şam Büyükelçisi Abdullah Sabri de şunları söyledi:
‘İşgalciler ve paralı askerler, Yemen petrolünü öyle bir hedef aldılar ki,
savaşın başlangıcından bu yana Marib eyaletinden Şabva, Hadramut ve Aden
eyaletlerine kadar petrolün üretildiği, rafine edildiği ve başka ülkelere ihraç
edildiği bölgelerin kontrolünü ele geçirdiler. Ayrıca petrol zengini Marib
eyaletini korumak için işgalcilerin çırpınması da bunu doğrulamaktadır.’
Arap ülkelerinin Yemen ve Suriye’ye dönüşü
El-Meyadin kanalı, haberinin “Arap ülkelerinin Suriye ve
Yemen’e dönüşü” başlıklı bir başka bölümünde şunları yazdı: ‘Son zamanlarda
Katar hariç, Arap ülkelerinin çoğunluğunun rızasıyla bazı Arap ülkelerinin
Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesi yönündeki talebini duyduk.
Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü konusuna ek olarak Şam,
son aylarda BAE Dışişleri Bakanı’nın Suriye’yi ziyareti ve Katar’da düzenlenen
Arap Uluslar Kupası yarışmalarında Suriye bayrağının yükselmesi ve Suriye milli
marşının çalınması de dahil olmak üzere birçok önemli olaya tanık oldu.’
El-Meyadin kanalı aynı zamanda bazı Arap ülkelerinin
Şam’daki büyükelçiliklerinin yeniden açılmasına da değindi ve şu ifadelerde
bulundu: ‘Bu ülkelerin geri kalanı da en kısa zamanda Suriye’ye dönmeye hazırlanıyor.’
Yemen ile ilgili olarak, San’a’nın Suriye Büyükelçisi Sabri,
Yemen’in Arap ülkelerinin dönüşünü memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunu
direniş için bir zafer olarak nitelendirdi.
Yemen Büyükelçisi aynı zamanda şu ifadelerde bulundu: ‘Yemen’in
koalisyona üye ülkelerle ilişkilerinin normale dönmesinden bahsetmek için biraz
erken. Çünkü Yemen’e yönelik saldırı ve kuşatma devam ediyor ve bu ülkeye
yönelik askeri gerilim sekizinci yılına girmek üzeredir.’
