açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamaları şöyle başladı:
“Afrika ziyaretimizin ikinci ayağı olan Gambiya’ya
Cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştirdik. Bu ziyareti hem ikili
ilişkilerimiz hem Afrika politikamız bağlamında önemsiyorum. Gambiya ile
“gençlik ve spor” ile “arşiv” alanlarında olmak üzere iki iş birliği anlaşması
imzaladık. Bunlar ülkelerimiz arasındaki kültürel ve sosyal ilişkileri
güçlendirecektir. Türk ve Gambiya iş adamlarının katılımıyla yapılan iş forumu
yeni imkanlara vesile olacaktır. Gambiya FETÖ okullarını Afrika’da kapatan ilk
ülkedir. Rohingya Müslümanları konusunda Gambiya’nın gösterdiği hassasiyet
memnuniyet verici. Diğer Afrika ülkeleri ile olduğu gibi Gambiya ile de
karşılıklı saygı ve çıkar temelinde kazan-kazan ilişkisini geliştirmeye devam
edeceğiz.
Ardından son durağımız Senegal, Afrika ziyaretimizin üçüncü
ayağı idi. Senegal ile iyi ilişkilerimiz var ve her gün güçleniyor.
Ekonomi, ticaret enerji, altyapı müteahhitlik, savunma ve
balıkçılık alanında büyük potansiyele sahip. 400 milyon dolar ticaret hedefimize
ulaştık fakat geçen yıl biraz gerileme oldu, bu hedefin ötesine geçmek için
yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Şimdi birlikte belirlediğimiz hedef
1 milyar dolar. Bugün 7 anlaşma imzaladık. Böylece ilişkilerimizin ahdi
zeminini güçlendiriyoruz. İş forumunda yeni yatırım imkanlarını ele aldık ve iş
adamlarımızı bir araya getirdik. Senegal, FETÖ ile mücadelede yanımızda duran
bir ülkedir. Maarif Vakfı şu anda 13 okulla eğitim veriyor. Senegal ile
özellikle öğrencilerine de burs verme suretiyle geleceğe yönelik ilişkilerimizi
çok daha güçlü hale getireceğiz. Dördüncü kez ziyaret ettiğim Senegal bu sefer
çok daha farklıydı. Türk müteahhitlerin burada yaptıkları yatırımlarla geleceğe
yönelik güçlü adımlar atıyoruz.
Bizim Afrika vizyonumuz karşılıklı saygı temelinde
kazan-kazan ilkesine dayanıyor. Afrika ile özel ilişkilerimiz var, geçmişimizde
sömürgecilik yok. Afrika’yı pazar değil, ortak olarak görüyoruz. Afrika’da
özellikle Senegal’in çok farklı bazı özellikleri de var. Adeta buradan
Amerika’ya, değişik yerlere Goree adasından köle ticareti yapılırdı. Hakikaten
orası çok çok farklı bir yer. Ben orayı ziyaret ettim ve orada kölelerin nasıl
zincirlere vurulduğunu, zincirlere vurulan kölelerin nasıl kadırgalarla vesaire
ta ABD’ye kadar gönderildiğini bize rehber olan arkadaş anlatmıştı.”
“BUNU BİR MACRON BİLMİYOR”
Açıklamaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi:
2’si Fransız, 1’i İngiliz, 3 eski sömürge ülkesini ziyaret
ettiniz. Neler gözlemlediniz? Onlar Türkiye’ye nasıl bakıyor. Hem Senegal’de
hem de Cezayir’de halk Fransa’ya tepkili. Fransa’dan hala buraya ilişik diye
bahsediyorlar. Gözlemlerinizi paylaşır mısınız?
Özellikle Cezayir’de Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdulmecid
Tebbun Fransa’ya çok farklı bakıyor. Hatta ben kendisinden bir şey rica ettim.
Çünkü bana öyle bir rakam verdi ki; bu rakamı öyle zannediyorum ki dünyada
siyasi liderler de pek bilmiyor. 130 yılda 5 milyondan fazla Cezayirlinin
Fransızlar tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Dedim ki ‘Bana bunun belgelerini
gönderirseniz, çok memnun olacağız.’ Biz milyonlarca biliyorduk da böyle bir
rakamı tahmin etmiyordum. Tabi Fransızlar katliamı sadece Cezayir’de değil;
Ruanda’da da yaptılar. Yani, birçok Kuzey Afrika ülkesi Fransızların bu tür
katliamına tarihte şahit oldu. Bunu bir (Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron
bilmiyor. Macron’a söylediğimiz zaman kendisi ‘tarih dersi mi veriyoruz?’
diyor, böyle bir durum var.
Tabi Senegal’de de şu anda oraya yönelik olumlu bir bakış
yok. Gambiya maalesef işte gördük 3 ülke içinde en fakiri. Gambiya’da da bazı
imkanlar var, onların değerlendirilmesi lazım. Bunları kendilerine söyledik.
Mesela limanları var. “Bunların işletilmesi noktasında firmalarımız
deneyimlidir, size sömürülecek yer diye bakmazlar. Eğer bunu firmalarımız
alırsa siz de çok ciddi kazanımlar elde edersiniz.” dedik. Örneğin; Gine’nin
limanını firmalarımız işletiyor şu anda. Eskiden yılda 1 milyon, bilemedin 2
milyon gibi bir gelir elde ederken şu anda 20 milyonun üzerinde yıllık gelir
elde ediyorlar. Ayrıca bu rakam sürekli büyüdüğü gibi, “Oradaki araçların
hepsini yeniledik” diyor arkadaşlar. Tabi şu anda (Senegal Cumhurbaşkanı Macky)
Sall’in dünyada farklı bir konumu var ama toplamda gayri safi milli hasılaya
bakınca bunun çok daha artması lazım. Cezayir ise özellikle doğalgaz, petrol bu
noktada iyi. Onlar da kısa zamanda kendini toparlayabilir.
“RUSYA ASTANA’YA DA SOÇİ’YE DE SADIK DEĞİL”
SORU: İdlib’i sormak istiyorum. 2018’de İdlib’in, gerginliği
azaltma bölgesi olarak ilanından bugüne gerginlik azalacak gibi durmuyor. Son
zamanlarda da saldırılar arttı. Görünen o ki: Türkiye’ye basınç uygulayarak göç
dalgası planlıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun söyleminden de anladığımız
kadarıyla Türkiye’ye siyaseti dizayn etmeye yönelik şantaj. “Mülteci göndeririz,
altından kalkamazsınız” gibi hükümeti zora düşürecek bir şantaj. İlk zamanlar
söylediğiniz bir söz vardı. AB’nin de derdi olmaya başlar anlamında. Belli
oradaki Suriyelilerle Türkiye siyasetini dizayn etmek adına adeta tehdit
ediyorlar. Rusya da bunun içinde görünüyor.
Rusya ile gerek Soçi gerek Astana’da bazı görüşmeler,
anlaşmalar oldu. Bu anlaşmalara Rusya’nın sadık kalması halinde, biz de aynı
sadakatle yola devam ederiz. Şu an itibarıyla maalesef Rusya Astana’ya da
Soçi’ye de sadık değil. Arkadaşlarımız muhataplarıyla görüşmeler yapıyorlar. Bu
görüşmelerde de kendilerine artık “İdlib’de bu bombalamaları vesaire
durdurdunuz durdurdunuz, durdurmadığınız takdirde bizim artık sabrımız
tükeniyor. Bundan sonra ne gerekiyorsa biz de bunu yapacağız.” diye ifade
ediliyor. En son Halep’ten bizim tarafa atışları var. Bunlara biz bir yere
kadar sabrederiz, sabrettik ama ondan sonra da biz göbeğimizi keseriz. Bu
konuda Rusya da eğer biz birbirimize sadık ortaklar isek, tavrını belli edecek.
Ya Suriye ile olan süreci farklı yürütecek ya da Türkiye ile olan süreci farklı
yürütecek, bunun başka yolu yok. Biz bir şeyleri kapma gayretinde değiliz. Bir
şeyleri almanın, toprak kapmanın gayreti yok bizde. Biz oradaki mazlum, mağdur
insanları kurtarmanın gayreti içerisindeyiz. Rusların söylediği şey;
“Teröristlere karşı mücadele ediyoruz.” “Kim terörist?” Kendi toprağını
savunanlar mı terörist? Bunlar direnişçi. Şu anda bunlara sorarsan Türkiye’deki
yaklaşık 4 milyon Suriyeli de terörist. Bunlar nereden kaçtı geldi? Esed’in
zulmünden kaçtı geldi. Şu anda bu insanlar bize barınmış durumdalar. İdlib’de
aynı şekilde devam eden bu süreçte biz ne yapıyoruz şu anda? Briket barınak
yapıyoruz. Niye? Bu kışın soğuğunda bunlar çadırlarda duramazlar. Bunlara
briket barınaklar yapalım. Bunları ben (Rusya Devlet Başkanı) Sayın Putin’e de
söyledim. Bu insanlar şu anda çadırlarda nereye kadar? Bunun için Esed’e
söylenmesi gerekeni siz söylerseniz, bu insanları da biz konforu yüksek hale
getirebiliriz. Onun için de biz bu işi gevşetemeyiz, aynı kararlılıkla sahip
çıkmaya devam edeceğiz.
SORU: Şantaj görüyor muyuz?
Bunu şantaj olarak nitelemeyelim. Aylar geçtikçe göreceğiz
ama bizler ilgili arkadaşlarımız, şahsım görüşmelere devam edeceğiz. Arzumuz
bir an önce burada Rusya’nın dost olarak gördüğü rejime gereken uyarıyı
yapmasıdır.
“ŞU ANDA ASTANA SÜRECİ DİYE BİR ŞEY DE KALMADI”
SORU: Rusya’nın tutumuna İran’ı eklersek, İran’a karşı şu
anda baskılar devam ediyor. Bu durumda Astana süreci Türkiye’nin gayretleriyle
ve ilkeli duruşuyla yürüyor gibi duruyor. Tek başına yeterli olur mu? Etkiler
mi Astana’yı?
Şu anda Astana süreci diye bir şey de kalmadı. Astana süreci
şu anda sessizlikte veya sessizliğe büründü. Astana’yı yeniden ayağa kaldırmak
ve yeniden ayağa kalkışı ile birlikte Türkiye, Rusya, İran ne yapabilir, bakmak
lazım. Zaten Amerika üst düzeyde buraya katılmıyor, alt düzeyde büyükelçi veya
özel temsilci öyle katılıyor. Burada ağırlıklı biz üç ülkeyiz, Rusya, İran,
Türkiye. Şimdi bunu yeniden canlandırarak Astana sürecinden ne çıkar,
bakılabilir. Tabi asıl gidilmesi gereken yer Cenevre. Cenevre konusunda da
sanki unutma politikası var. Bunu hareketlendirmek, bir an önce işi siyasi
sürece kavuşturmak ve netice almak gibi bir durum söz konusu olmalı.
SORU: Koronavirüs hızla yayılıyor. Çin’de çok sayıda insan
hayatını kaybetti. Çok sayıda insan etkilenmeye başladı. Bazı ülkeler tedbirler
açıkladı. Türkiye insanların dolaşımı sınırlandırmak, bazı noktalarda
engellemek gibi büyük adımlar atar mı?
Sağlık Bakanımızın bu konudaki temkinli açıklamaları şöyle:
“Bizde henüz herhangi bir sıkıntı söz konusu değil.” Ancak Çin’de de 25 kadar
Türk, 10 kadar da Azeri vardı. Onların Türkiye’ye dönme gibi arzuları var.
“Tedbirlerinizi alın, Azeri kardeşlerimizi de dahil edin. Karantinaya almak
suretiyle bu kardeşlerimizi Türkiye’ye getirelim” dedik. Türkiye içinde şu an
itibarıyla herhangi bir sıkıntı söz konusu değil ama arkadaşlarımız oraya
dayalı olarak da her türlü tedbiri alarak adımlarını atıyorlar.
“KUDÜS’ÜN İSRAİL’E VERİLME PLANI ASLA KABUL
EDİLEMEZ”
SORU: Önceki gece Amerikan Başkanı Trump ile bir telefon
görüşmesi gerçekleştirdiniz. İki taraftan yapılan açıklamada Libya, İdlib ve
Doğu Akdeniz konusunun konuşulduğu açıklandı. Bu kritik başlıklarda Ankara’nın
mesajları ne oldu?
Önceki akşam Libya’yı konuştuk. Libya ile ilgili olarak da
sadra şifa konular değil. Ağırlıklı olarak Sayın Trump’la bir nezaket konuşması
oldu. Elazığ, Malatya depremini gündeme getirdi. ‘Bize düşen ne var, ne
yapabiliriz? Bizde depremlerle ilgili çokça alet edevat var, gönderebiliriz’
dediler. Şu anda çok çok teşekkür ediyoruz, biz bu aşamaları aşmış
vaziyetteyiz. Tabi 41 vatandaşımız öldü, Allah’tan rahmet diliyoruz. Bunun
yanında ciddi sayıda kurtarılan vatandaşlarımız var. 1.600’e yakın yaralı
vardı, bu yaralıların kahir ekseriyeti ayakta tedavi ile evlerine döndüler.
60-70 tedavisi devam eden var. Yoğun bakımda olan hemen hemen kalmadı gibi.
Onlar da bugün odalarına çıkacaklardı. Elazığ’da Şehir Hastanemiz gerçekten çok
ciddi iş görüyor. Hastalar oraya gelerek tedavilerini oldular. Şu an enkaz
kaldırma çalışmaları devam ediyor. Enkaz kaldırmanın yanında, yeni bir adım
daha attık. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın gerek Elazığ’da gerekse
Malatya’da elinde rezerv konut varsa -ki bunlar TOKİ’nin konutları
biliyorsunuz, 400 kadar bu tür konut var- şu anda evsiz kalanlara, acil
olanlara bu konutlardan dağıtmaya başlayacaklar. Malatya büyükşehir olduğu için
-köy değil, mahalle diyoruz- o mahallelere tek kat konut ve bu konutların
yanına da ahırlarını yapmak suretiyle çalışmalarını yoğun bir şekilde
başlatıyorlar. Şehir merkezlerinde gerek Malatya gerek Elazığ’da zemin
etütlerini en ideal noktada yapacağız. Zemin etütlerinden sonra da buralarda
inşaatları başlatacağız ki bu bizim için 3-4 aylık, bilemedin 5 aylık iştir.
Amacımız şehir merkezlerindeki binaları da yapıp vatandaşların buralardaki
konutlara taşınmalarını sağlamaktır. Şu anda da (Çevre ve Şehircilik Bakanı)
Murat Bey’den bunları öğrendim, süratle çalışmayı başlatıyorlar ve adımları da
inşallah atıyoruz. Tabi bütün bunların dışında elimizdeki çadırları, konteyneri
planlı bir şekilde dağıttılar. Kışı sıkıntısız veya en az sıkıntıyla atlatmayı
planlıyoruz.
SORU: Beyaz Saray’ın “yüzyılın anlaşması” olarak
nitelendirildiği barış planı, -biz uçaktayken- Trump tarafından duyuruldu. Bu
bağlamda Ankara’nın plana yaklaşımı nedir?
Biz buraya girerken açıklama devam ediyordu. Önceki akşamki
konuşmada Sayın Trump’a, “Bu metni bize gönderirseniz, içeriğinde ne var
görürüz, ona göre de atmamız gereken adımları veya tavrı belirleriz” dedik.
Zaten önümüzdeki hafta içerisinde de Cidde’de İslam İşbirliği Teşkilatı
Dışişleri Bakanları Toplantısı olacak. O toplantıya Dışişleri Bakanımız da
katılacaklar. Bizim bu konudaki tavrımız belli. Kudüs Müslümanların kutsalıdır.
Kudüs’ün İsrail’e verilme planı asla kabul edilemez. Açıklanan plan, barışa ve
çözüme hizmet etmeyecektir. Bu plan Filistin ve Kudüs için yeni oldubittiler
oluşturma gayretidir. Bu, Filistinlilerin haklarını yok sayma ve İsrail’in
işgalini meşrulaştırma planıdır. Hangi girişim olursa olsun, bazı Arap ülkeleri
sırtını dönse de biz Filistin’in ve Kudüs-ü Şerif’in hukukunu korumak için
uluslararası kurumları harekete geçirmeye ve dünyaya bu meseleyi anlatmaya
devam edeceğiz.
HAKAN FİDAN’IN İSRAİL MEDYASINDA HEDEF ALINMASINA NE DEDİ
SORU: Özellikle İsrail medyasında ki Netanyahu’ya yakın
aşırı sağ medyada Türkiye’nin güvenlik bürokrasisini hedef alan yayınlar var.
Bugünlerde de bir tane yayınlandı. Kasım Süleymani’nin ardından MİT Başkanı
Hakan Fidan hedef gösteriliyor. Ne söylersiniz?
Eğer biz İsrail medyasına göre hareket belirleyeceksek vay
halimize. İsrail medyası da istihbarat başkanımız için -imalı vurgu ile- böyle
şeyler yazıyorsa doğru istikametteyiz. Hayırlı olsun!
SORU: Ülkemizde yaşanan son yıllardaki depremlerden sonra
iki tavır ortaya çıkıyor. Devletin tavrı, muhalefetin tavrı… Devletin tavrı son
17 yılda birçok depremde milletle dayanışma içinde. Muhalefet ise deprem
üzerinden siyaset yapıyor. Millet ittifakının bileşenleri de medyasıyla
STK’larıyla başka bir algı oluşturuyor. Son olarak Kemal Kılıçdaroğlu “Deprem
vergileri nereye harcandı?” dedi. Bu tavrı sormak isterim. İkinci olarak
devletin 1999 öncesi tavrıyla bugünkü tavrını değerlendirebilir misiniz?
Bu adamın doğru söylediği bir şey yok. Yalanlar zincirine
yeni bir yalan ilave ediyor. Ben şu anda Sivrice depremine CHP’li belediye ne
kadar yardım yapmış bunun üzerinde duracak değilim. Ben sadece şunu söyleyeyim.
Bütün il, ilçe, belediyelerde, mahallelerde, Allah’a hamdolsun, bir tarafta
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere, bütün bakan arkadaşlarım ve
Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak Fuat Bey, öbür tarafta (AK Parti) Genel Başkan
Vekili olarak Numan Bey, tüm vekiller, kadın kollarımız bölgede seferber oldu,
çalıştılar ve aç açık bırakmamak için ne gerekiyorsa yaptılar. Bir defa
Kılıçdaroğlu’nun ne kabinemizi ne bizim şu andaki o bölgede çalışan
milletvekillerimizi falan ağzına almasını yakıştıramam. Onların böyle bir derdi
olamaz. Acaba kendisi oraya gitti mi? Gitmedi. Şimdi bundan sonra herhalde
gider; ben söylüyorum ya… Niye gitmedi? Bu ciğer meselesi, ruh meselesi
ondan… Bunda öyle bir ruh yok. Biz elhamdülillah Van’da da Simav’da da
Sakarya’da da… Ben cezaevinden çıktım, ilk gittiğim yer Sakarya, Düzce’dir. O
zaman belediye başkanı sıfatım yoktu. Bütün oraları dolaştık. Biz derdimiz var.
Onun böyle bir derdi yok. Soruyorlar şimdi. Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığım
döneminde bir para hangi amaç için toplanmışsa bugüne kadar o gaye için
harcanmıştır. Onun dışında bir yere biz bu tür paraları harcama diye bir tavrın
içinde olmadık, olmayız. Şu anda arkadaşlarımız yoğun bir şekilde çalışıyor.
Eğer bu vatandaş dayanışma için elinde ne var ne yok götürüyorsa, tek sebebi
var: İnanıyor da onun için götürüyor. Bu hükümete inanıyor. İnanmasa götürür
mü? Ben “Sizlere her şeyi veririm” diyor. Şimdi bir kampanya daha başlattık.
Önce vekillerle dedik ki; biz buraya elimizden gelen desteği verelim. Herhangi
bir rakam belirlemiyoruz. Kim ne kadar verecekse milletvekili arkadaşlarımız
versinler. Bunları hesabımızda toparlayacağız sonra da grup başkanımız herhalde
AFAD’a aktarma yoluna gidecektir. Bunlar ise yatıyor kalkıyor “o parayı nereye,
bu parayı nereye harcadınız?” Harcanması gereken yere harcadık. Bundan sonra da
Bay Kemal’e bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok. Bütün bu harcamalar
nasıl yapılıyor, bunlara bakmıyor ki… Bütün bu konutlar nereye yapılacak?
Bunun tarih en büyük şahididir. İki de bir kalkıp gaziler ve şehitlerle alakalı
şeyleri konuşuyor. Niye? Aldatırız! Yaptıkları iş bu. Onun için bunların
haftalık grup toplantısında yaptıkları konuşmalar da pek kayda değer değil.
“SAYIN TRUMP ‘BUNLARI ALIR MISINIZ’”
SORU: Terör örgütü PKK’nın Suriye’de DEAŞ’lıları (IŞİD) para
karşılığı salıverdiği, para vermeyenlerin ise çocuklarının zorla terör örgütüne
devşirildiği yolunda güvenlik ve istihbarat raporlarına yansıyan bilgiler var.
İki terör örgütüyle de mücadele eden bir ülke olarak Türkiye’nin bu konuya
ilişkin uluslararası kamuoyuna mesajı nedir?
Bu konuyla ilgili uluslararası camiaya dedik ki “Siz hep
Türkiye’yi karalama kampanyaları yaptınız. Biz ne yaptık? En önemli adım olarak
El-Bab’da 3 bin DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik. Burayı bir sükunete
kavuşturduk. Şimdi biz yakaladıkça DEAŞ’lıları kendi ülkelerine gönderiyoruz.
Bunların içinde Alman’ı, İtalyan’ı, Fransız’ı var. Hepsini evlerine
gönderiyoruz ama bunların ülkeleri, bunları takip etmiyor ki. Türkiye’ye iftira
at, tutmazsa iz bırakır anlayışıyla lekelemeye çalışıyorlar ama biz de
görevimizi yapacağız, dik duracağız. Şu anda biz DEAŞ’ın üst düzey kişilerini
yakaladık. Bağdadi’nin kız kardeşi, eniştesi, damadına kadar yakaladık. Bunlar
elimizde. Bunların reklamını yapalım diye bir derdimiz de yok. Şu anda bunlar
bizim elimizde.
SORU: Tüm dünyadan gelen DEAŞ’lı teröristlerin 7-8 bin
çocuğu olduğu iddia ediliyor…
Bu söylediğiniz şeyler tüm dünyadan gönderilen DEAŞ’lıların
çocukları. Tabi bunlar, dünyanın DEAŞ noktasında oynadığı oyunun çok açık ve
net göstergesi. Mesela “cezaevi” dediler. Onlar cezaevinden başka her şeye
benzer. Ondan sonra bir kısmını parayla bir kısmını farklı düşüncelerle serbest
bıraktılar. Hatta bir telefon görüşmesinde Sayın Trump “Bunları alır mısınız?”
gibi bir teklifte bulundu. “Oturalım konuşalım, nasıl bir çözüm buluruz?”
dedik. Ama sonra takibi gelmedi. “Bakanlarımız görüşsünler” dedik, takibi
gelmedi.
SORU: CHP şu anda ana muhalefet gibi görünüyor ama ana
muhalefetten ziyade analara muhalefet eden bir tarzı var. Diyarbakır’da HDP İl
Binası’nın önünde çalınmış evlatlarını bekleyen anneler var. Onlar ana
gündemden düşmek istemiyorlar ve sizlere teşekkür ediyorlar. Onlara bir
mesajınız var mı?
Diyarbakır’daki bu annelerin bir kısmı deprem bölgesine
gelecek kadar bu noktada annelik duygusunu yaşamak istediler. Bu çok çok asil
bir hareketti. Eşim, Aile ve Çalışma Bakanımız, bazı bakan arkadaşlarımız oraya
gitti. Derdimiz, oradaki hanım kardeşlerimiz olsun, babalar olsun bir güvence
temin edebilmek. Yavaş yavaş çözülmeye de başladılar. Son olarak 6-7’yi buldu
gelen çocuklar. Bunun gerisi de gelecek diye düşünüyorum. Akışına bırakamayız.
Takipçisiyiz. Onlar kaçacak, biz kovalayacağız. Er ya da geç onlar değil; biz
kazanacağız. Terörün kazanması mümkün değil. Biz bu işi köşeye sıkıştıra
sıkıştıra sonunda toparlayıp alacağız. İşte dağdakilerin hali ortada. Öbür
tarafta Kuzey Irak’taki durum ortada. Şu an itibarıyla Türkiye olarak biz Orta
Doğu’da masada belirleyici ülkeyiz. Sağa sola yalpalayan ülke değiliz.
Görüştüğümüz tüm liderler, İslam dünyasında da bölgede de Türkiye’nin çok
farklı konumunu kabul ediyorlar. Ama bu bizi asla şımartmamalı ve rehavete sevk
etmemeli. Hem madden hem manen güçlü olacağız ve mağdur, mazlum insanların
imdatlarına yetişeceğiz.
SORU: 2018 yılında yaşanan kur krizinden sonra ekonomide bu
yıl bir toparlanma gözlemleniyor. Diğer yandan ABD’nin S-400’lerle ilgili
CAATSA yaptırımlarını Nisan ayında yeniden gündeme getirme olasılığı beliriyor.
Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Sayın İbrahim Kalın’ı görevlendirmiştiniz
ABD tarafı ile S-400 komisyonu kurulmasıyla ilgili. Bu konuda bir ilerleme var
mı?
Öncelikle bir konuya değinmem lazım, eğer biz savunma
sanayiinde kendi üretimimizle yerli-milli adımları atmamış olsaydık, şu anda
terörle mücadelede çökerdik. Niye? Çünkü ne ABD’si ne de başkası, “Türkiye’nin
şöyle bir derdi var, biz bunlara gereken desteği, yardımı verelim” diye bir
gayretin içine girmezdi. Daha önceki görüşmelerimizde de söyledim: İHA
konusunda ABD bize İHA vermemiştir. Biz İsrail’den o dönemlerde 10 tane İHA
aldık. Bunların da tamir ve bakımında İsrail hep oyalamıştır. Ama kötü komşu
bizi ev sahibi yaptı. Biz İHA’mızı da SİHA’mızı da yaptık. Maliyet itibarıyla
bizim ciddi manada savrulmamızı engelledi. Neden? Çünkü onlardan kesilen
faturalar çok ama çok yüksekti. Şimdi durum öyle değil. Sadece olay bu değil,
uzun, orta, yakın menzil silahlarımız vesaire bunları artık kendimiz yapıyoruz.
Hala bunları ithal etseydik, inanın bunların altından kalkmak adeta mümkün
olmazdı. Şimdi böyle bir sorunumuz yok. Her geçen gün ileriye gidiyoruz,
gideceğiz. Hep söylüyorum: S-400 konusu bitmiş bir iş. Buradan geri adım atmak
söz konusu değil. Bedeli kesilmiş, kredisi vesaire hepsi konusunda Ruslarla
anlaştık.
F-35 konusuna gelince… ABD’nin bizi ortak yaptığı ve
birçok parçasını bizden aldığı uçak. Bunlardan 5 tanesini bize vermişlerdi.
Daha sonra bu sıkıntılar yaşanınca gönderilmemesi istikametinde karar alındı.
Şimdi olay nereye geldi? Ya bu işin parasını bize verecekler ya da uçağı
verecekler. Parasını vermiyorsa da dünyada bu işin dibi kurumadı ki… Başka
yerden de bulur alır, kendimiz yaparız. Zaten çalışmalarımız, bazı ortak
girişimlerimiz var. Bir diğer önemli adım da… ABD seyahatimde son olarak
orada Trump da önerimiz üzerine (ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert) O’Brien
ile (Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim) Kalın Bey’e sizden bir, bizden bir kişi
bir araya gelip bunlarla ilgili çalışmaları yürütsünler dedik. Orada biz görevi
verdik ama henüz bunlarla ilgili ciddi bir çalışma yok.
Önceki akşamki konuşmada Sayın Trump, “Ekonominizin çok iyi
bir noktada olduğunu duyuyorum. İkili ticaret hacminin 100 milyar dolara
çıkarılmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırmalıyız” dedi.
SORU: İHA’lar depremde kullanıldı mı?
Evet. Koordinat belirlemelerinde kullanıldı.
