AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Suriye ile daha ileri seviyede
adımları temin etmemiz gerekiyor” dedi.
Erdoğan’ın Ukrayna ziyareti hakkındaki genel değerlendirmesi
şöyle:
“Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski’nin davetine
icabetle Lviv’e yaptığım çalışma ziyaretini tamamladık. Bu, savaşın
başlamasının ardından Ukrayna’ya gerçekleştirdiğim ilk seyahat oldu. Sayın
Zelenski’yle yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimizi tüm veçheleriyle ele
aldık.
Tabii yaklaşık altı aydır devam eden savaş, görüşmelerimizin
ana konusunu teşkil etti. Dayanışmamızın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve
egemenliğine desteğimizin süreceğini kendisiyle bir kez daha paylaştım. Savaşın
diplomasi ve müzakereler yoluyla çözümü için elimizden gelen katkıyı sağlamaya
devam edeceğimizi de ifade ettim. Aynen Soçi ziyaretimde Sayın Putin’e
söylediğim gibi, Sayın Zelenski’ye de aralarındaki görüşmeye ev sahipliği
yapabileceğimizi hatırlattım.
Ayrıca ziyaretimiz sırasında Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Sayın Guterres’in de katılımıyla üçlü bir toplantı yaptık. Üçlü
görüşmede, Ukrayna tahılının ihracı amacıyla kurulan mekanizmanın
faaliyetlerinin artırılarak sürdürülmesi için atılabilecek adımlar üzerinde
durduk. Diplomatik sürecin canlandırılması için uluslararası toplumun daha
fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğine işaret ettim.
Ziyaretim vesilesiyle, savaşın Ukrayna’da neden olduğu
fiziki yıkımın boyutlarını ve Ukrayna’ya yardımlarımızı da masaya yatırdık.
Bugüne kadar olduğu gibi Ukrayna’nın yeniden imarı sürecinde de Türkiye’nin
yanlarında olacağını ifade ettim. Sayın Zelenski de gerek ülkemizin güçlü
desteği gerekse diplomatik çabaları karşısında memnuniyetini dile getirdi.
Ziyaretimiz vesilesiyle Ticaret Bakanlığımız ile Ukrayna
Altyapı Bakanlığı arasında bir iş birliği muhtırası imzalandı. Muhtıra,
Ukrayna’nın yeniden imarı çalışmalarında bizlere rehberlik edecektir.
Stratejik ortağımız Ukrayna ile iş birliğimizin daha da
güçlendirilmesi için her düzeyde temaslarımızı sürdürmek hususunda mutabık
kaldık. Görüşmelerimizin, bölgemiz için, küresel barış ve istikrar için
hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.”
Soru-Cevap
Erdoğan’a yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:
Savaşın başından beri
aldığınız bir inisiyatif vardı. Bu Antalya Diplomasi Forumu ile başladı,
İstanbul’da devam etti. Daha sonra tahıl koridoru anlaşması sonucunu verdi. Bu
görüşmeleri Putin, Zelenski ve BM Genel Sekreteri arasında ikili ve üçlü
şekilde sürdürüyorsunuz. Önümüzde BM Genel Kurulu var. Siz açıklamanızda atıfta
bulundunuz. Bugünkü üçlü görüşmenin odak noktasında savaşın nasıl nihayete
erdirilebileceğinin olduğunu söylediniz. BM Toplantısı’na kadar bu yönde bir
sonuç bekliyor musunuz? Zelenski’den aldığımız izlenim nedir?
Şu anda tabii bir savaş süreciyle karşı karşıyayız. Bu savaş
sürecinde bir matematik olayı yok. Yani iki kere iki dört diyemezsiniz, şu
zaman bu bitecek diyemezsiniz. Çünkü süreç çok acımasız ilerliyor. Bizim bugün
Lviv’e gelmemiz ve Lviv’de özellikle bu görüşmeyi yapmak isteyişimizin tabii ki
bir nedeni var. Aynı görüşmeyi Soçi’de, Rusya’da, Sayın Putin’le yaptık. Burada
da bu şekilde gerçekleştirmiş olduk. İyi de oldu. Guterres de buraya geldi.
Guterres bizden sonra Kiev’e geçti. Kiev’de ayrıca çalışmalarına devam ettiler.
Tabii bu seneki BM Genel Kurulu biraz farklı olacak. Bu konuda ilgili
arkadaşlardan aldığımız bilgiler katılımın daha üst düzeyde olacağı
istikametinde. Tabii bunu BM Genel Kurulu’nda göreceğiz. Orada verilecek
mesajlar çok çok anlamlı. Gerek Türkiye olarak bizim vereceğimiz gerek diğer
ülkelerin vereceği mesajlar çok çok önemli. Onun için hazırlıklarımızı buna
göre yapmak, adımlarımızı da buna göre atmak durumundayız. Tabii sahada yaşanan
gelişmelere bakıldığında, birçok noktada adeta bir kesinti mekanizması olmuş
durumda. Ummadığımız, beklemediğimiz kesintiler oldu. Onun için ben bu BM Genel
Kurulunu biraz farklı yaşayacağımızı zannediyorum.
Avrupa’nın en büyük
nükleer enerji santrali Zaporijya ile ilgili uyarılar yapılıyor. Geçtiğimiz
günlerde Zelenski de “Herhangi bir sızıntı ya da patlama olasılığında Avrupa
ülkeleri, Türkiye ve çevre ülkeler için felaket olur” demişti. Bugün siz de
“Yeni bir Çernobil istemiyoruz” diye vurgu yaptınız. Türkiye tahıl koridorunda
olduğu gibi nükleer enerji santraliyle ilgili de güvenliği sağlamak ve
çevresindeki çatışmaları durdurmak adına devreye girer mi?
Zaporijya konusu gerçekten rastgele bir konu değil. Ama
birinci derecede Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun bu işin yakın takibinde
olması ve neler yapılması gerektiği hususunda belli bir yükü üstlenmesi lazım.
Burada şu an itibarıyla içeride Ukrayna’nın bu alanda etkin ve yetkin
elemanları bulunuyor. Zelenski bizden şunu özellikle istedi; Rusya’nın buradaki
bütün mayın ve benzeri döşemeleri söküp alması ve bu hususun süratle ürkütücü
olmaktan çıkması. Çünkü bir tehdit unsuru. ‘Çernobil’i yaşamak istemiyoruz’
derken biraz da onu kastettim. Bu konuyu Sayın Putin’le de görüşüp, dünya
barışı için önemli bir adım olarak bu konuda Rusya da üzerine düşeni yapmalıdır
diye bunu kendisinden özellikle isteyeceğiz. Bu adımı atmaları gerekiyor.
Zaporijya’da Ukrayna’nın hem kendi teknik elemanları hem kendi askerleri var.
Bu teknik elemanlar ve askerlerle orayı koruma altına almış vaziyetteler.
‘Bizim Esed’i yenmek
gibi bir derdimiz yok ki’
En başından beri
Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğunuz yönünde açıklamalar yaptınız.
‘Suriye’de muhalefet ile rejimin uzlaşması lazım. Rejim askeri çözüm istiyor
ama çözümün nihayeti siyasi çözümdür’ diye biz bunu deklare ediyoruz. Bu sözün
gereği olarak Astana ve Cenevre süreçleri örnek gösterilmesine rağmen, Sayın
Dışişleri Bakanı bu konuda açıklamayı yinelediğinde, Türkiye’de ‘Türkiye Esed’i
yenemedi şimdi anlaşmak için zemin hazırlıyor’ şeklinde özellikle muhalefetin
bir algısı oluştu. Hem Suriye konusundaki son durumu öğrenmek istiyoruz hem de
muhalefetin bakış açısını değerlendirmenizi istiyoruz?
Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok ki. Eğer
Türkiye’de muhalefet olayı böyle bir noktaya taşıyorsa bu muhalefetin hem
kalitesini hem de gramını ortaya koyar. Bizim şu anda Suriye’de attığımız bütün
adımlarla, özellikle Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın doğusu ve batısından
Akdeniz’e kadar olan o bölgede Ruslarla yürüttüğümüz çalışmalarda terörle bir
mücadele vardı. Terörle olan mücadelemizi de burada birlikte sürdürüyoruz.
Bunların belli bölümünü Ruslarla beraber yaparken belli bölümünü de kendi
askerimizle, güvenlik güçlerimizle yürütüyoruz. Hep söylüyorum, demokraside en
önemli hasletlerden bir tanesi güçlü muhalefettir. Tabii bizim güçlü bir
muhalefetimiz yok. Sıkıntı burada. Yani Suriye’de ne oluyor ne bitiyor
haberleri yok. Biz ise ta Obama döneminden alalım, orada verdiğimiz mücadeleyi
şu anda da aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bizim ‘bir gece ansızın
gelebiliriz’ ifademiz boşuna değil. Vakti saati geldiğinde bu yapılır.
‘Terörü Suriye’de birinci derecede besleyen ABD ve koalisyon
güçleridir’
Ama şunu da söyleyeyim; bir defa Türkiye’ye kimse böyle bir
şeye hazır mısın sorusunu sormasın. Biz bütün bu işlere hazırlıklıyız.
Hazırlıklı olduğumuz gibi de an be an ne gerekiyorsa bunu yapacak güçteyiz. Şu
anda tabii özellikle Amerika maalesef binlerce tır silah, mühimmat, araç,
gereç, aklınıza ne gelirse, buraya yığma yapıyor. Bu yığmayı da kimlere
yapıyor? Tamamen terör örgütlerine. ABD şunu söyleyemez: ‘Ben terörü
beslemedim’ diyemez. Terörü Suriye’de birinci derecede besleyen ABD ve
koalisyon güçleridir; bunu acımasız yapmışlardır ve hala da yapıyorlar. Oradan
bıkmadılar, bir de Irak’ta aynı beslemeyi yaptılar. Kime? Yine terör
örgütlerine. Eğer bugün Irak’ta bir huzursuzluk varsa altında maalesef yine
Amerika yatıyor. Ve bu terör örgütlerinin ileri gelenleriyle Beyaz Saray’da
görüşme yapacak kadar ileri gidiyorlar. Biz bunların hepsini biliyoruz. Bunlar
var. Aynı şekilde Rusya rejimle bir dayanışma içinde. Kendileriyle bu yaptığım
ziyarette bu konuları da görüştük. Bunu artık bir yere oturtmamız lazım dedim.
Rusya ile öyle bir dayanışma yapalım ki Suriye’de, özellikle Suriye’nin
kuzeyinde, doğusu batısı fark etmez, buralarda terörle bir mücadele
gerçekleştirelim. Şimdi hep soruyoruz; bu teröristler kaynağı nereden buluyor?
İşte şu anda Kamışlı’daki kalitesiz petrolü çıkartan teröristler. Peki kim
alıyor bunu? Rejim alıyor. Para kaynağı rejimde. Bunlar alıyor. Bütün bu
gerçekler ortada. Bir diğer taraftan da sürekli olarak buralarda İran’ın
hesapları var. Bu hesaplar da önümüzde. Biz istiyoruz ki buradaki süreci daha
fazla uzatmayalım. Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Çünkü Suriye’nin
halkı bizim kardeşlerimiz. Orada bizim öyle bir derdimiz yok. Onların
topraklarının bütünlüğü bizim için önem arz ediyor. Rejim bunun idraki içinde
olmalı. Bunları da yine aynı şekilde Sayın Putin’le Soçi ziyaretimizde
görüştük. Temennim odur ki inşallah önümüzdeki dönemle ilgili Suriye’de hem
anayasa bir an önce yapılır, bu iş sağlama bağlanır hem de halkın bütün bu
noktadaki sıkıntılarını giderecek adımlar atılır. Şu anda oradan hicret
edenler, iltica edenlerin ağırlığı bize geldi. 4 milyon insanı biz ülkemizde
ağırlıyoruz. Bütün bunları ağırlarken rejimle sürekli savaş halinde olalım diye
mi bunu yapıyoruz? Hayır. Suriye halkıyla özellikle inanç değerleri
noktasındaki bağlarımız sebebiyle bunu yapıyoruz. Bundan sonraki süreç belki
çok daha hayırlı olacaktır.
‘Mısır’la bakanlar seviyesinde temaslarımızı devam
ettiriyoruz’
Bu tartışmalar devam
ederken Sayın Devlet Bahçeli’nin bir açıklaması dikkat çekti. Suriye’nin
kuzeyinde yürütülen terörle mücadeleye gönderme yaparak ‘Siyasi diyalog görüşmelerinin
ya da Suriye ile temasın siyasi diyalog mertebesine çıkarılması ciddiyetle ele
alınmalı’ ifadesini kullandı. Bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?
Şunu bir defa bilmemiz, kabullenmemiz gerekir. Devletler
arasında hiçbir zaman siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz. Her zaman
her an bu tür diyaloglar olur, olmalıdır. Hatta bir söz var; ‘İplikle de olsa
bağı koparmayın, o bağ devam etsin. Gün olur lazım olur.’ Şimdi biz mesela
bölgede Mısır’la alt düzeyde, bakanlarımız seviyesinde temaslarımızı devam
ettiriyoruz. Bu ilişkiler durup dururken olmuyor. Diplomasiyi tamamen devre
dışı bırakamazsınız. Diplomasiye ne denli ihtiyacımız olduğunu bütün dünya
gördü. Biz her zaman çözümün parçası olduk. Suriye sorununu çözmekle ilgili
elimizi taşın altına biz koyduk. Hedefimiz, bölgesel barış oldu, ülkemizi bu
krizin ağır tehditlerinden risklerinden korumak oldu.
‘Suriye’de attığımız her adımda Rusya ile irtibat
halindeyiz’
Suriye’nin
kuzeyindeki terör hedeflerine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapmaya hazırlandığı
bu 5’inci harekât üzerine bir soru sormak istiyorum. Şimdi Türkiye sahada
varlık gösterirken aslında diplomatik ayağı, işin diplomasi boyutunu hiç
bırakmıyor. Biz biliyoruz ki Amerikalı muhataplara olduğu gibi Rus muhataplara
da PKK terör örgütünün faaliyetleri ve Türkiye’nin sınır güvenliğini nasıl
tehdit ettiğiyle ilgili zaman zaman bilgilendirmeler yapıyorsunuz. Bu
bilgilendirme sonucunda Rusya’nın PKK/YPG’ye karşı bakışında bir değişiklik
oldu mu? Bir de özellikle PKK’ya yakın kaynaklar ve medya organları beklenen
5’inci harekatla ilgili olarak, bunu bir Rus ihaneti, Rusların ihaneti gibi
değerlendiriyorlar. Bununla ilgili bir yorumunuz olur mu?
Şu anda Suriye’de attığımız her adımda bir defa biz güvenlik
güçlerimiz, istihbaratımız, Milli Savunma Bakanlığımız olarak Rusya’yla irtibat
halindeyiz. Arkadaşlarımız sürekli onlarla görüşme halindeler. Ben de Sayın
Putin’le görüşmeler yapmak suretiyle bu süreci “sağlama bağlayalım” diyoruz.
İşte örneğin son Soçi seyahatimde Suriye bizim için önemli bir görüşme
konusuydu, gündem maddesiydi. Şu anda yine buradaki terör olaylarıyla alakalı
gerek ben Putin’le, gerek Dışişleri Bakanım ve Savunma Bakanım muhataplarıyla
görüşmeleri devam ettiriyoruz. Bundan sonraki süreçte de zaten devam
ettireceğiz. Mesela gönül arzu ederdi ki İran’la da oradaki bu çalışmaları daha
etkin yürütelim ama bu olmadı. Biz de şu anda Rusya’yla olan bu dayanışmamızı,
birlikteliğimizi aynı kararlılıkla devam ettiriyoruz. Bundan sonraki süreçte de
yine aynı şekilde devam ettireceğiz.
Yakın zamanda
İsrail’le de normalleşme süreci başlamıştı ve büyükelçilerin atanmasına da
karar verildi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri en nihayetinde
İsrail… Mısır’dan da örnek verdiniz. İsrail’le olan ilişkiler Doğu Akdeniz’de
Mısır’la da olursa, bu ilişkilerimiz için genel anlamda enerji eksenli bir
ilişki, irtibat diyebilir miyiz acaba?
Daha çok siyaset eksenli dersek isabetli olur. Yani
siyasetin gereği bu. Onun için de siyasette dargınlık olmaz. Her an barış
içinde olacaksın. Her an görüşebilme imkânı yakalayacaksın. Mesela Mısır’la şu
anda üst düzeyde, istenilen yerde değil ama biz şimdi Mısır’la da arkadaşlarla
alt düzeyde yani bakanlar seviyesinde bu işi sürdürelim ve ardından da temenni
ederiz ki üst düzeyde de bu adımı en güzel şekilde atalım. Çünkü Mısır halkı
bizim kardeşlerimiz. Bizim Mısır halkıyla dargın olmamız mümkün değil. Onun
için de bir an önce orayla da bu barışı bizim temin etmemiz gerekiyor. Suriye
ile daha ileri seviyede adımları temin etmemiz gerekiyor. Bu adımları atmak
suretiyle, tüm bölgede yani İslam dünyasının bizim komşularımızla olan bu
bölgesinde inşallah birçok oyunu biz bozarız.
Malezya ve Çin’le petrol işbirliği mesajı
Abdülhamid Han sondaj
gemisi için ilan edilen NAVTEX’de önemli bir detay vardı. Kıbrıs’ta katledilen,
Kıbrıslı şehit kardeşler Hakan, Kutsi, Murat İlhan kardeşlerin ismini taşıyan 3
gemi Abdülhamid Han’a refakat ediyor. Bu çok önemli, güçlü bir mesaj olarak
algılandı. Öte yandan Ege bölgesinde Yunan tarafının tavrını da ortada. Nasıl
bir değerlendirme yapabilirsiniz?
Tabii özellikle bu üç kardeşin adını alan bu destek
gemilerinin Abdülhamid Han’a refakat etmesi gerçekten sevindirici, bizleri de
mutlu eden bir hadise. İnşallah buradan beklenen neticeler alınmaya başlarsa
tabii bizi çok daha mutlu edecek. Bu sondaj gemimiz şu anda dünyada sayılı
gemiler arasında. 12 bin metreye kadar sondaj yapabilme kabiliyetine sahip.
Alanında şu anda eşi benzeri yok. Böyle bir özelliği, böyle bir güzelliği var.
Beklentimiz inşallah yeni müjdeler olması. Bakalım ne getirecek. Tabii başta
ana muhalefet olmak üzere birileri bundan çok rahatsız oluyor. Gemiye Abdülhamid
Han ismini koyduk. Bundan kimlerin rahatsız olduğunu gördünüz. Düşünün, siyaset
yapıyor ve tarihçi, tarihi çok iyi bildiğini söylüyor. Nasıl biliyorsa tarihi?
Abdülhamid Han’a saygısızlık yapacak kadar ileri gidebiliyor. Lafa da geldiği
zaman muhafazakâr havalarına giriyor. Öyle veya böyle biz Abdülhamid Han sondaj
gemimizle inşallah o beklenen neticeleri aldığımız anda bunu milletimizle
paylaşacağız. Hele hele bir de inşallah doğal gazımız, petrolümüz çıkmaya
başladığı andan itibaren çok daha farklı olacak. Bu arada Sayın Malezya
Kralının ülkemizi ziyaretinde bazı konuları görüştük. Bunlardan bir tanesi de
PETRONAS ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ortaklaşa bir adım atması
hususuydu. Bu konuyla ilgili belirlenen bir iki bölgede müşterek çalışma
planlıyoruz. İnşallah bu çalışmada bir tarafta Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığımız ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı öbür tarafta PETRONAS ve
bir diğer tarafta Çinliler, belki 3 ayaklı olarak inşallah bir adımı da
beraberce atacağız. Tabii sevincimiz şu anda 4 tane sondaj gemimiz var, 2 tane
sismik araştırma gemimiz var. Bütün bunlarla beraber artık bir gücüz. Allah sonucunu
da inşallah hayır verir.
Malezya ile olan bu
ortak arama faaliyetleri Akdeniz’de, Karadeniz’de mi yoksa başka bölgelerde mi?
Hayır başka…
AK Parti’nin 21’inci
kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yaptığınız konuşmada Türkiye Ekonomi Modeline
değindiniz, iç tutarlılığı olduğunu söylediniz. Programın gidişatına ilişkin
satır başlarıyla bir değerlendirme yapabilir misiniz? Bir de özellikle sonbahar
ayları için ağırlıklı olarak enerji faturasındaki yüksek artış nedeniyle
ödemeler dengesinde Türkiye’nin sıkıntı yaşayabileceğine ilişkin uluslararası
kuruluşların raporları, değerlendirme notları, hepsi üst üste gelmeye başladı.
Böyle bir negatif enerji birikiyor sanki sonbahar ayları için. O noktada da bir
piyasaya mesajınız olur mu?
Türkiye Ekonomi Modeli ile makro ekonomik istikrarı
sürdürülebilir kılmayı hedefledik. Yüksek katma değerli üretimi artırmayı
özellikle hedefledik. Cari dengede kalıcı iyileşmeyi hedefleyen bir politikalar
bütünü olarak bunu ifade ettik. Modeli oluştururken ülkemizin geçmiş
tecrübelerini, iç ve dış dinamiklerini, sahip olduğu jeostratejik avantajı,
Kovid-19 salgını ve sonrasında yeni küresel ekonomik düzenin ortaya çıkarmış
olduğu fırsatları kapsayan birçok parametreyi dikkate aldık. Tabii modelin
tasarımında serbest piyasa ekonomisi ilkelerinden asla taviz vermiyoruz.
Modelin temel politika araçlarını, Türk lirası tasarrufların özendirilmesine
yönelik adımlar, selektif kredi politikaları, yatırım ortamının
iyileştirilmesine dönük tedbirler oluşturuyor. Son dönemde model kapsamında
uyguladığımız politikaların olumlu sonuçlarını da almaya başladık. Bununla
birlikte özellikle IMF’nin yaptığı son açıklamalara baktığımız zaman,
Türkiye’nin ekonomik olarak dünya ülkelerinden farklı bir konumda olduğunu, çok
daha isabetli bir büyüme parametresini yakaladığını IMF kendisi ifade ediyor.
Böyle bir konumdayız ve biz önümüzdeki dönem için ülkemizi olumsuz değil, tam
aksine olumlu gelişmelerin beklediğini görüyoruz.
Ekonomi demişken
gündemdeki bir mevzuyla devam edelim. Tarım Kredi Kooperatiflerinde indirimler
başladı. Aslında siz yine bir yurt dışı ziyaretinde Tarım Kredi Kooperatifleri
market sayısını 1000 yapacağız diye bir söz vermiştiniz. Bu sözünüzü tuttunuz,
hatta aştınız. 1000 hedefini yüzde 40 aşmış gözüküyorsunuz şu anda. Tarım Kredi
Kooperatifleri ile ilgili indirim olduğu da gözüküyor rakamlarda. Size gelen
bilgiler nasıl bu marketlerle ilgili? Devletimiz hakikaten ekonomik olarak
büyüyor. Bir yandan da vatandaşın ekonomisi fahiş fiyatlardan dolayı sıkıntı
geçiriyor. Bunu daha önce siz de dile getirmiştiniz. Fahiş fiyatı engelleme
noktasında sistem yerine oturur mu Tarım Kredi Kooperatifleriyle? İndirimler
dönemsel mi kalıcı mı? Kalıcı olur mu bu indirimler?
Öncelikle Tarım Kredi Kooperatiflerinin attığı bu adımla biz
vatandaşımıza uygun fiyatlı ürünleri ulaştırırken bir yandan da birilerini
terbiye ediyoruz. Şu anda Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1300-1400 marketi var.
Biz şimdi Tarım Krediye diyoruz ki ‘Tarım Kredi, de ki market açmak üzere bana
işte 250, 300, 400 metrekarelik bina ile gelin. Ürünü biz verelim. Sen ürün
için işletme sermayesi koyma. Onu Tarım Kredi sana versin.’ Bunu niye diyoruz?
Şu andaki market sayısını 1400 değil, 2 bine, 2 bin 500’e çıkaralım ve piyasayı
Tarım Kredi olarak biz balanse edelim. Çünkü bizim derdimiz burada para
kazanmak değil. Bizim tek derdimiz var; vatandaşımıza bir kaliteli ürün, iki
ucuz ürün sunalım. Mesela et ürünleriyle ilgili bunu sadece koyun kuzuda değil,
büyükbaşta da yapalım. Şimdi bakın hemen muhalefet çılgına döndü;
‘aldatıyorlar, kandırıyorlar, yok şöyle yok böyle’ falan filan. Ya şu anda
Tarım Kredi raflarında ürün kalmadı. Yoğun bir şekilde ürün yetiştirmeye çalışıyorlar.
Ben iki gün önce genel müdürle de konuştum, dedim süratle depoların sayısını da
artıralım, bu depolarla da Türkiye genelinde marketlerimize ürün yetiştirmede
sıkıntı yaşamayalım. Şu anda gerek bakanım gerek genel müdürümüz bu çalışmayı
hızla devam ettiriyorlar. Zaten bu Tarım Kredi marketlerindeki olayla, diğer
zincir marketler fiyatları hemen indirmeye başladılar, başlayacaklar. Bizim
derdimiz zaten para kazanmak değil. Burada tek derdimiz piyasayı balanse etmek,
vatandaşa ucuz, kaliteli ürün yetiştirmek.
17 Ağustos depreminin
üzerinden 23 yıl geçti. Kentsel dönüşümde hangi noktadayız? Bir de büyük bir
çoğunluk sosyal konut projesini merakla bekliyor. Burada ayrıcalıklı kesimler,
kota ayrılan kesimler genişletilecek mi? Mesela engelliler de bunun içerisine alınacak
mı?
Depreme karşı tedbirlerimizi kararlılıkla sürdürme gayreti
içindeyiz. Bu kapsamda kentsel dönüşüm adımları önceliklerimiz arasında
bulunuyor. 20 yılda TOKİ’yle 1 milyon 170 bin konut ve işyeri yaptık. Şu anda
81 ilimizde 350 bin konutun dönüşümüne hızla devam ediyoruz. 60 bin konutluk
Büyük İstanbul Dönüşümü kapsamında Esenler’deki ilk etap konutların teslim
törenini nasip olursa bugün yapacağız. Sosyal konut kampanyamızla da hedefimiz
2+1, 3+1 konutlarla halkımızın taleplerine cevap vermek. Bu konutlardan engelli
kardeşlerimiz, şehit ailelerimiz ve gazilerimiz, emekli vatandaşlarımız da
yararlanabilecek. İlk kez gençler ve yeni evli kardeşlerimize de ayrı bir
kontenjan ayırıyoruz. Vatandaşımıza en uygun fiyatları ve ödeme seçeneklerini
sunacağız. Tabii burada şunun üzerinde ısrarla durmakta büyük fayda var. Bakın
Avrupa’nın birçok ülkesinde şu anda depremde, selde, çeşitli afetlerde konut
yetiştiremiyorlar, konut vermiyorlar; oralardaki kentsel dönüşümü, değişimi
yapamıyorlar. Fakat biz Bingöl depreminden tutun Van, Malatya, Elazığ
depremlerine varıncaya kadar bütün buralarda süratle, bir yılı bulmadan hemen
altyapısıyla, üstyapısıyla konutlarımızı yaptık ve vatandaşlarımıza bunları
yetiştirdik. Kendisi tabii rahmetli oldu ama Sayın Ecevit’in başbakanlığı
döneminde biz bir Gölcük depremini yaşadığımız zaman bırakın siz evleri, çadır
bile yoktu. Ben o zaman Belediye Başkanı değildim, cezaevinden çıktım, doğru
bölgelere gittim ve o bölgelerde vatandaşla hemhal olduk. O Gölcük ne haldeydi,
Sakarya ne haldeydi, Yalova ne haldeydi? Yapabildiler mi? Yapamadılar. Ama biz
hamdolsun hepsinde de geldik ve oraların bütün konut ihtiyaçlarını, taleplerini
karşıladık. İşte Malatya’ya bakın, aynı şekilde konutlardan ahırlarına
varıncaya kadar yaptık, teslim ettik. Bu iş, aşk işidir ve aşkınan koşan
yorulmaz. Bundan sonraki süreçte de bu böyle devam edecek.
CHP Genel Başkanı
Kılıçdaroğlu geçen günlerde ‘Bizdeki seçmen bilgileri Yüksek Seçim Kurulunda
bile yok’ diye tuhaf bir söz sarf etti. Bununla birlikte birtakım
spekülasyonlar var; işte “hükümetin yapmayı planladığı bazı icraatlar önceden
Kılıçdaroğlu’na servis ediliyor ya da sızdırılıyor” şeklinde. Bu ilginç duruma
dair neler söylemek istersiniz?
Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarına inanıyor musunuz? Adamın
hayatı yalan. Bir şey bildiğinden değil. Tabii bana göre, YSK Başkanı ve ekibi
bunu yargıya taşımalı. Yargıya taşımak suretiyle artık bu adama bedel ödetmeli.
Yeri geliyor savcılara saldırıyor, yeri geliyor hakimlere saldırıyor. Ama
nedense onlar çekiniyorlar, korkuyorlar. Anayasa’yla teminat altındasınız.
Anayasa’da bununla ilgili ‘Kesinlikle yargıya yönelik bu tür beyanlarda
bulunulamaz’ diyor. İnşallah 2023’te milletim sandıkta buna bir kez daha
dersini verecek
