Foreign Policy: İran Liderinin Yeni Atamaları Uzun Bir Savaşa Hazırlığın Göstergesidir

Amerikan yayın organı Foreign Policy, Devrim Lideri tarafından yeni askeri komutanların atanmasına ilişkin şunları yazdı: “Atamalar; caydırıcılığı güçlendirmek amacıyla taarruz operasyonlarına daha fazla vurgu yapıldığına, daha ağır bedeller ödetileceğine ve askeri, ekonomik, diplomatik ile iç güvenlik politikalarının daha hassas bir şekilde entegre edileceğine işaret ediyor.”

Uluslararası konular üzerine uzmanlaşan Amerikan yayın organı Foreign Policy, son analizinde şu değerlendirmelerde bulundu: “[Ayetullah] Mücteba Hamaney uzun bir savaş planlıyor ve yeni atamaları, askeri stratejisinin genel hatlarını ortaya koydu.” İran’ın komuta yapısının yeniden inşasına değinen Amerikan yayın organı şöyle yazdı: “İran Lideri, geniş kapsamlı bir dizi atamayla İran’ın üst düzey komuta kademesini etkili bir şekilde yeniden inşa etti ve savaş yönetimi ile diplomasiden sorumlu kurumları yeniden organize etti. Bu tercihler, Tahran’ın güvenlik kurumunu savaşın dersleri ekseninde yeniden yapılandırdığını ve Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’e karşı uzun süreli bir yüzleşmeye hazırlandığını gösteriyor.”

Makalenin yazarı, İran’ın yeni askeri komuta yapısının; taarruz operasyonlarına daha fazla vurgu yapılmasına, caydırıcılığı güçlendirmek için daha ağır bedeller ödetilmesine ve askeri, ekonomik, diplomatik ile iç güvenlik politikalarının daha hassas bir şekilde entegre edilmesine işaret ettiğine inanıyor.

Yazar, Tümgeneral Rızai’nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi (ŞAM) Genel Sekreterliği’ne atanmasıyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Rızai, uzun zamandır İran’ın askeri yapısı içinde stratejik bir düşünür ve kurum kurucu olarak tanınmaktadır. Devrim Muhafızları Komutanlığı yaptığı 16 yıl boyunca, örgütün kapsamlı bir askeri yapıya dönüşmesine yardımcı oldu; kara, hava ve deniz kuvvetlerini geliştirdi. Dolayısıyla onun rolü, İran-Irak Savaşı’nı yönlendirmeye yardımcı olmanın ötesine geçerek, İran’ın askeri gücünü kullanma biçimini önümüzdeki onlarca yıl boyunca şekillendirecek kurum ve kabiliyetlerin oluşturulmasına kadar uzandı.”

Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Foreign Policy analizine şöyle devam etti: “[Ayetullah] Hamaney’in diğer atamaları da bu tabloyu pekiştiriyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın yeni başkanı Ali Abdullahî, Hatamü’l-Enbiya Merkez Karargahı’nın Genelkurmay’a entegrasyonunu tamamlamakla görevlendirildi; bu yeniden organizasyon, savaş zamanındaki komuta ve koordinasyonu daha merkezi hale getirecektir. Onun misyonu; geleneksel, modern, bilişsel ve hibrit tehditlere karşı hazırlıklı olunması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Bu sırada Ahmed Vahidi, resmi olarak Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı seçildi. Ayetullah Hamaney kendisine, düşmana karşı güçlü taarruz operasyonlarıyla azami caydırıcılığı hedeflemesi talimatını verdi. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde bu adımlar; düşmanın yeni bir gerilim tırmandırma hamlesinin kendilerini daha kötü bir duruma sokacağına ikna etmek amacıyla, düşman saldırılarının daha fazla misillemeyle karşılanacağı daha saldırgan bir caydırıcılık biçimini benimserken, İran’ın savaş zamanı komutasını entegre etme çabasına işaret etmektedir.”

Foreign Policy, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri hakkında ise şunları aktardı: “Alireza Tengsiri’nin yerine geçen Ali Ozmayi, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün İran’ın Washington ve küresel ekonomi üzerindeki en önemli baskı kozuna dönüştüğü bir dönemde görevi devralıyor. Görevi; daha fazla savaşa hazırlık durumunu, istihbarat gözetimini, düzenli deniz kuvvetleri ve diğer devlet kurumlarıyla koordinasyonu vurgulamaktadır.”

Amerikan yayın organı, Basıc Örgütü’nün yeni başkanı hakkında da şunları yazdı: “İçeride ise Devrim Muhafızları İstihbaratının eski başkanı Hüseyin Taib, Basıc’ın başına getirilerek öne çıkan bir konuma geri döndü. Taib’e ‘kamu istihbarat ağını’ güçlendirmesi, yeni teknolojilerden yararlanması ve mahalle düzeyindeki örgütlenmeyi derinleştirmesi talimatı verildi.”

Foreign Policy’nin görüşüne göre, ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan (JCPOA) çekilmesinin ardından Tahran, esas olarak “stratejik sabır” olarak bilinen politikayı izledi; daha geniş çaplı bir çatışmayı önlemeye ve diplomasiye alan açmaya çalışırken yaptırımlara, suikastlara, sabotajlara ve İsrail saldırılarına verdiği yanıtları derecelendirdi.

Ancak Tahran artık bu itidalin ters teptiğine ve Washington ile İsrail’de İran’ın zayıf ve savunmasız olduğu, yanıtlarının öngörülebilir ve ona saldırmanın bedellerinin yönetilebilir olduğu algısını güçlendirdiğine inanıyor.

Dolayısıyla, Haziran 2025 sonrası savaşlardan çıkarılan ders sadece İran’ın daha fazla askeri kabiliyete ihtiyaç duyduğu değil; aynı zamanda düşmanlarını gerilimi yeniden tırmandırmaktan caydırmak amacıyla ağır askeri ve ekonomik bedeller ödetecek şekilde bu kabiliyetleri kullanma iradesini göstermesi gerektiğidir.

Foreign Policy makalesine göre ekonomik boyutta Tahran’ın Nükleer Anlaşma ve son mutabakat muhtırası deneyimi şu şüpheyi doğurdu: ABD muafiyetlerine bağlı olan ve Kongre ya da başkanlık değişimlerine karşı hassas olan yaptırım indirimleri geleceği güvence altına alabilir mi? Bu durum Hürmüz Boğazı’nı elde tutmanın önemini gösteriyor: Tahran, yenilenen ekonomik baskıyı daha maliyetli hale getirmek ve son tahlilde kendi güvenlik ve refahını Basra Körfezi ile küresel ekonominin güvenlik ve refahına daha fazla bağlamak için kendisinin kontrol ettiği bir baskı kozu arayışındadır.

Tahran şimdi Boğaz kozunu, İran’ın gücünü ve çıkarlarını daha iyi barındıran daha istikrarlı bir bölgesel düzene dönüştürmeye çalışıyor. Başka bir deyişle, İran’ın Hürmüz’de yeni bir deniz düzenlemesi konusundaki ısrarı ve Boğaz’ı sadece yaptırımların azaltılması vaatleri karşılığında yeniden açmayı reddetmesi, Tahran’ın bu çatışmadan daha güçlü bir bölgesel konumla çıkma yönündeki geniş kapsamlı çabasını göstermektedir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın