Hz. Hatice’nin (sa) Vefat Yıldönümü

rasthaber
Rasthaber –  Büyük İslâm kadını, mu’minlerin anası, Allah Resulü’nün
değerli zevcesi Hz. Hatice (r.a) hicretten 68 yıl önce, asil bir âilede dünyaya
geldi. Babası Huveylid, Kureyş’in büyüklerinden ve servet sahibi birisiydi.
Annesi Fâtıma ise Mekke’nin tanınmış ve iffetli kadınlarından sayılırdı.

Cahiliyet zamanında yaşamalarına rağmen böyle değerli âilede
yetişen Hz. Hatice, öylesine şeref, haysiyet, iffet ve temizlik dolu bir hayat
yaşıyordu ki toplum içerisinde “Tâhira” (temiz) diye meşhur olmuştu.
Halbuki nefsânî heveslerini ve şeytanî arzularını gerçekleştirmesi için her
türlü maddî imkana sahip idi.

O, hatta Müslüman olmadan önce dahi, insanın değer ve
üstünlüğünü paraya pula, dünya malına, ırka, makama değil, onda bulunan güzel
sıfatlara, insanî ve ahlakî değerlere 
bağlıyordu. O gün Mekke’nin en zengin, en ileri gelen şahsiyetlerinin
(Ebu Süfyan, Ebu Cehil, Akabe b. Ebi Muayt gibi) evlenme tekliflerini reddetmiş
ve gözü sürekli fazilet, insanlık, dürüstlük, sadâkat vb. sıfatlara süslenmiş
birisini aramış ve Allah Resulü’nü tanıyıncaya kadar başka birisiyle evlenmeye
gönlü rıza göstermemişti. Fakat Resulü Ekrem’le tanıştıktan sonra, Hazret’in
fakirlik ve öksüzlüğüne bakmamış, bizzat kendisi evlilik teklifinde bulunmuştu.

Hz. Hatice’nin bir başka özelliği ise o değerli insanın
nedenli akıllı, basiret ve dirayet sahibi oluşudur. Öyle ki babasını cahiliyet
zamanında meydana gelen “Ficar” harbinde kaybetmesinin ardından,
babasından kalan serveti büyük bir dirayet ve basiretle ticarete atmış ve gün
geçtikce servetini artırmış ve Mekke’nin en önde gelen zenginleri arasına
girmişti. Tarih Hz. Hatice’nin serveti hakkında şöyle diyor: “Onun sadece
ticaret yaptığı mallarını 80 bin deve taşıyordu. Dört yüz hizmetçi  onun ticaret ve sair işlerini yürütmekle
görevliydi.

Bu servete sahip olan Hz. Hatice fakirlere, düşkünlere
yardım etmeği de ihmal etmemiş ve bu adetini Resulullah’la evlendikten sonra da
devam ettirmişti.” Evet, küçük bir malını kaybetmekle dünyaları yıkılan
veya başkalarına en ufak bir şey verirken canları çıkan, çoğu insanların tam
aksine Hz. Hatice bütün servetini Hz. Resulullah’ın ayağına dökmüş ve onun yüce
hedefi için sadece kendi servetini değil, canını dahi adamıştı ve o yüce hedef
uğruna bütün çilelere severek katlanmıştı

Burada Hz. Hatice’nin Hz. Resulullah’la evlenme olayına
geçmeden önce şunu hatırlatmamız gerekir ki bir çok muhakkik âlim ve tarihçinin
de  dediği ve çeşitli delillerle
ispatlamaya çalıştığı gibi, Hz. Hatice Resul-i Ekrem’den (s.a.a) önce kimseyle
evlenmemiş ve bâkire olarak Allah Resulü ile ilk evliliğini gerçekleştirmiştir. 

Evet dediğimiz gibi Hz. Hatice uzun yıllar beklemiş ve bütün
Kureyş kabilelerinin büyüklerini reddederek Resulullah gibi manevi değerlerle
donatılmış birisini aramış ve karşılaşınca da bizzat kendisi evlenme teklifinde
bulunmuştur. Öte yandan Allah Resulü de Hz. Hatice kendisinden bir hayli yaşlı
olmasına rağmen, onda gördüğü fazilet, iffet ve insanî değerlerden dolayı onun
evlilik teklifine seve seve olumlu cevap vermiş ve evlenmişti.

Hz. Hatice, Resul-i Ekrem (s.a.a) peygamberliğe seçilir
seçilmez ona iman etmiş ve böylece ilk Müslüman kadın olma iftiharını da diğer
iftiharlarına eklemişti. O yüce kadın, Allah Resulü’ne (s.a.a) iman ettikten
sonra dâima Resulullah’ın yanında olmuş ve bu büyük görevinde var gücüyle ona
yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu doğrultuda bütün kınamalara, bütün çilelere,
işkencelere katlanmış ve uzun müddet Mekke’de ilk Müslüman olan erkek Hz. Ali
(a.s) ile birlikte tek başlarına Resulullah’ın yanında yer alarak, onunla
birlikte müşriklerin gözü önünde Mescid-ül Haram’da namaza durmuş ve bütün bir
küfür ve şirk cephesine karşı durmuşlardı.

Hz. Hatice’nin bir başka özelliği, Allah Resulü’nün mübarek
neslinin ondan devam etmesidir.  Zira Hz.
Mâriye hariç (ki onun oğlu İbrâhim küçük yaşta vefat etmiştir) diğer
hanımlarının hiçbirisinin çocuğu olmamıştır.

Evet Hz. Hatice, Fâtıma gibi bir evladı dünyaya getirme saadetine
nâil olmuş ve Resulullah’ın mübarek nesli kendisinden devam etmiş ve hepsinden
önemlisi on bir masum imamın büyük annesi olma şerefini kazanmıştır.  Hz. Hatice’nin erkek evlatları ise küçük
yaşta dünyadan gitmiş ve yaşamamışlardır. Hz. Hatice’ye isnâd edilen Zeynep,
Ümm-ü Külsüm ve Rukayye isimli kızlar hakkında ise ihtilaf vardır. Bazıları
onların da Hz. Hatice ve Hz. Peygamber’in evlatları olduğunu söylemiş; bazıları
ise Hz. Hatice’nin önceden başkalarıyla evlendiğini söyledikleri için onların
Hz. Hatice’nin önceki kocalarından olduklarını ve böylece Hz. Muhammed’in üvey
evlatları olduğunu söylemişlerdir. Ancak sonra da ispatlayacağımız üzere Hz.
Hatice önceden evlenmediği için bu görüş yanlıştır.

İnşallah delilleriyle ispatlayacağımız üzere bu kızlar Hz.
Hatice’nin kız kardeşi “Hâle”nin kocasının kızlarıdır ki kocasının
vefat etmesi üzerine onlarla birlikte bacısı Hz. Hatice’nin himayesi altına
girmiş; daha sonra Hâle de vefat edince Hz. Hatice’nin kefaleti altında kalan
kızlar, Hz Hatice Resulullah’la evlendikten sonra Allah Resulü’nün kefaleti
altına girmiş ve onların saâdet hânelerine intikal etmişlerdir. Biz, konunun
dağılmaması için bu bölümü makalenin sonunda ayrıyeten ele alıp delilleriyle
birlikte ispatlamaya çalışacağız.

Burada Hz. Hatice’nin makam ve faziletinin daha iyi
anlaşılması için Resulullah’ın bazı hadislerini nakletmeği uygun buluyoruz: Bir
hadisinde şöyle buyurmuştur: “Hatice cennetin faziletli
kadınlarındandır.”

Hz. Ali (a.s) den şöyle nakledilmiştir: “Resulullah
(s.a.a) bir gün hanımlarının yanında Hatice’den söz ederek ağladı.  Buna kıskanan Âişe: “Beni Esed’in şu
kırmızı, ihtiyar kadınının neyine ağlıyorsun? 
Allah sana daha genç birisini nasip etmemiş mi?” diye itirazda
bulundu. Allah Resulü buna çok rahatsız oldu; öyle ki başının tüyleri titremeye
başladı ve şöyle buyurdu: “Hayır Allah’a andolsun ki, Hatice’den daha
iyisini bana nasip etmemiştir. O, korku ve buhran dolu bir zamanda bana iman
etti ve İslâm yolunda her türlü fedakarlıktan ve bana yardımdan geri durmadı.”

Yine şöyle buyurmuştur: “Allah’a andolsun ki, Allah
bana Hatice’den daha iyisini nasip etmemiştir; her kes beni inkar ettiği
sırada, o bana iman etti. Her kes beni yalanladığı zaman, o beni tasdik etti.
İnsanlar beni mallarından mahrum bıraktıkları sırada, o, kendi servetiyle benim
yardımıma koştu. Allah, ondan bana evlat nasip etti (başka hanımlarımdan
değil).” Evet Allah Resulü Hz. Hatice’yi vefatından sonra da hiçbir zaman
unutmaz ve hatta Hatice’nin dostları ve arkadaşlarına dahi fevkalade saygı gösterir
ve sürekli onlara hediyeler gönderir ve iyilikte bulunurdu.  Hz. Hatice’ye fazilet ve üstünlük olarak bu
yeter ki Allah-u Teâla Cebrail (a.s) vasıtasıyla ona selam gönderiyordu. Bunu
son olarak vereceğimiz ziyâret metninde görebilirsiniz.

Evet Allah Resulü’nün gözünde böyle yüce bir makam ve değer
sahibi olan ve onun en büyük yardımcılarından sayılan birisinin, ayrılığı ve
vefatı da pek tabiidir ki onun derinden yaralanmasına ve üzülmesine neden
olsun. Nitekim de öyle olmuş ve Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice ile birlikte,
diğer büyük hâmisi Hz. Ebu Talib’i de aynı yılda kaybedince o yıl “Hüzün
Yılı” diye adlandırılmıştır. Artık iki büyük hamî, âhiret yurduna göçmüş,
ama her biri yerine bir diğer hâmiyi bırakıp gitmişlerdi. Ebu Talip, oğlu Hz.
Ali’yi (a.s) ve Hatice, kızı  Hz.
Fatıma’yı (a.s). Artık bu görev onların omuzlarına ağırlık etmekteydi.
Allah Resulü hastalanıp ölüm döşeğine düşen Hz. Hatice’nin başucuna gelip onu
şöyle müjdelemişti: “Ey Hatice, sevin ki Allah seni İmran kızı Meryem ve
Firavun’un zevcesi Asiye’yle eşit kılmıştır.” Allah’ın selamı rahmet ve
bereketi o yüce İslâm kadınının üzerine olsun ve bizi onun ve kızı Fâtıma’nın,
kocasının ve evlatlarının yolundan ayırmasın ve kıyamette şefaatlerine nâil
eylesin. Evet Hz. Hatice, hayatının bütün yönleriyle, iffeti, hayası, takvâ ve
temizliği, ibâdet ve itâati, fedakarlık ve dünyaya meyilsizliği, kocasına olan
itâat ve teslimiyeti ve Allah yolunda ona yardımıyla ve bilahare yetiştirdiği
evlatlarıyla bizler için büyük örnektir. Burada son olarak hem Hz. Hatice’nin
faziletlerini daha iyi anlamak, hem de onu ziyâret etmek için Hz. Hatice için
nakledilen şu ziyâretnameyi de tercümesiyle birlikte huzurunuza takdim
ediyoruz:

“Selam olsun 
sana, ey mü’minlerin anası. Selam olsun sana, ey Resullerin efendisinin
zevcesi. Selam olsun sana, ey dünya kadınlarının efendisi olan Fâtımet-üz
Zehrâ’nın anası. Selam olsun sana, ey ilk iman eden kadın. Selam olsun sana, ey
malını, servetini Seyyid-ül Enbiyâ’nın yardımında sarfeden, ona elinden gelen
hiçbir yardımı esirgemeyen ve düşmanlar karşısında onu müdâfaa eden. Ey
Cebrâil’in kendisine selam verdiği ve yüce Allah’tan kendisine selam getirdiği
kimse. Ne mutlu sana Allah’ın verdiği fazl-u ihsandan dolayı. Allah’ın selamı,
rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.”    

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın