İki Mekanlı Savaş: ABD Coğrafyası Siber-Fiziksel Savaşın Tehdidi Altında

İki mekanlı savaş; operasyonların siber mekanda yürütüldüğü ancak etkilerinin doğrudan fiziksel coğrafyada ortaya çıktığı ya da aksine, siber altyapılara müdahale edilerek fiziksel olayların şiddetlendirildiği, yönlendirildiği veya tamamlandığı savaş türünü ifade eder.

Siber mekanın soyut ve fiziksel kısıtlamalardan azade bir alan olduğuna dair yaygın algı son derece yanıltıcıdır. Bu alanın görünürdeki sınır tanımazlığının arka planında, tüm devletlerin ve özellikle de ABD’nin ekonomik, toplumsal ve güvenlik boyutundaki varlığının göbekten bağlı olduğu tamamen somut ve mekansal bir altyapı ağı yatmaktadır.

Bu doğrultuda iki mekanlı savaşın niteliği, saldırının coğrafya ötesi olması ile etkilerinin derin mekansallığı arasındaki paradoksla tanımlanır. İki mekanlı savaş, fiziksel sınırların ortadan kalktığı bir alanda şekillenir; ancak bunun uygulanması ve etkileri her zaman sunucular, deniz altı kabloları ve veri merkezleri gibi fiziksel coğrafya zemininde gerçekleşir.

İki mekanlı savaş kavramı, “Dünyanın İki Mekanlılaşması” makro teorisi çerçevesinde anlaşılmalıdır. Bu teori, çağdaş dünyanın artık sadece fiziksel mekanda veya sanal mekanda akıp gitmediği; aksine bu iki mekanın birbiriyle iç içe geçerek tek fakat iki katmanlı bir gerçeklik oluşturduğu esasına dayanır. Bu gerçeklikte, bir mekandaki her gelişme diğer mekanda doğrudan ve ölçülebilir sonuçlar doğurur (Ameli, 2003, 2011). Buradan hareketle iki mekanlı savaş; operasyonların siber mekanda yürütüldüğü ancak etkilerinin doğrudan fiziksel coğrafyada ortaya çıktığı ya da aksine, siber altyapılara müdahale edilerek fiziksel olayların şiddetlendirildiği, yönlendirildiği veya tamamlandığı savaş türüdür.

Bu açıdan bakıldığında, fiziksel savaş kademeli olarak yerini iki mekanlı savaşa bırakmıştır. Bu yeni modelde siber sistemlerin; elektrik, su, gaz, ulaşım, rafineriler, limanlar, hastaneler, finans ağları, Nesnelerin İnterneti (IoT) ve kentsel altyapıların fiziksel yönetimine kapsayıcı biçimde bağlanması, siber mekandaki operasyonların doğrudan bir ülkenin iç coğrafyasında aksaklığa, krize ve istikrarsızlığa yol açmasını mümkün kılmıştır.

Bir ülkenin akıllandırmaya (akıllı sistemlere) ve dijital entegrasyona bağımlılığı ne kadar fazla olursa, sanal mekan ile coğrafi çevre arasındaki sınır da o kadar incelir.

Dolayısıyla ekonomik, toplumsal ve güvenlik hayatının büyük bölümünü milyonlarca akıllı sistem, bağlantılı ağ ve dijital altyapı üzerine inşa etmiş olan ABD gibi bir ülke; her ne kadar siber mekanda yürütülse de gerçek meydanı kendi iç coğrafyası olan bir savaşa her zamankinden daha fazla maruz kalmaktadır.

Genel “bulut” algısının aksine “dijital bulut”; uluslararası veri trafiğinin %95’ten fazlasının üzerinden aktığı, okyanus tabanlarındaki fiber optik kablolar ve karadaki muazzam veri merkezleri yığınından oluşmaktadır (IEEE ComSoc, 2025).

Ağırlıklı olarak ABD ve müttefiklerinin fiziksel topraklarında yoğunlaşan bu altyapılar —özellikle Virginia (685’ten fazla veri merkezi ile) ve Teksas (466 veri merkezi ile) gibi eyaletlerdeki olağanüstü yoğunlaşmayla (Pew, 2026)— dijital güç gösterisinin yanı sıra o ülkenin en büyük stratejik zaafını da teşkil etmektedir.

ABD; akıllı elektrik ve trafik ağlarını kapsayan akıllı altyapı yönetimini geliştirerek ve Nesnelerin İnterneti’ni yaygınlaştırarak, saldırıya açık yüzeyini insanlık tarihinin en büyük ve en savunmasız boyutuna ulaştırmıştır.

Akıllı ağlar, verimliliği artırmasına rağmen akıllı sayaçlar ve sensörler aracılığıyla sayısız sızma penceresi oluşturmuştur. İstatistikler, enerji altyapılarına yönelik siber saldırıların 2012’de ayda yaklaşık 300 vakayken günümüzde ayda 35.000’in üzerine çıktığını göstermektedir (ClouGlobal, 2024). Bu yeni çerçevede ABD’yi felç etmek için askeri bir saldırıya veya coğrafi kalkanları aşmaya gerek yoktur; zincirleme bir aksama yaratmak için bu akıllı ve merkezi sistemlerin kilit düğümlerini hedef almak yeterlidir.

Bu dönüşüm, ABD’nin yüzyıllardır coğrafi izolasyon ve geleneksel askeri üstünlük üzerine kurulu geleneksel savunma stratejilerini tamamen hükümsüz kılmıştır.

Bugün, siber mekanın sınırsızlığından yararlanarak uzaktan tehlike oluşturma stratejisi uygulanabilir ve binlerce kilometre öteden saldırgan bir ülkenin istikrarı ve güvenliği hedef alınabilir. Nitekim “Camdan evde oturuyorsan komşunun evine taş atmayacaksın” şeklindeki ünlü atasözü, ABD rejimine verilebilecek en iyi tavsiyedir.

Aşağıda; iki mekanlı savaşın “Hiçbir Yerde ve Her Yerde olma” (Nowhere and Everywhere) niteliğinin, akıllı teknolojilere olan artan bağımlılıkla birlikte ABD’yi kritik altyapılarını, ulusal güvenlik temellerini ve kamu güvenini hedef alan tehditler karşısında nasıl hassas bir hedef haline getirdiği incelenecektir.

Gücün Gizli Coğrafyası

Yüzyıllardır ABD savunma stratejisinin bel kemiğini oluşturan coğrafi güvenlik kavramı, Atlas ve Büyük Okyanus’un her türlü dış tehdide karşı doğal bir kalkan olduğu varsayımına dayanıyordu. Ancak iki mekanlı savaşın ve dijital altyapıların ortaya çıkışı bu köklü denklemi tamamen altüst etti.

Günümüzde gücün ve kırılganlığın coğrafyası kıyı çizgileri ve kara sınırlarıyla değil, okyanusların derinliklerinde ve söz konusu ülkenin birkaç kilit eyaletinde yoğunlaşan sunucu yığınlarında tanımlanmaktadır.

Bu savaşın etkilerini anlamak, siber mekanın somut ve fiziksel altyapılarını incelemeyi gerektirir. Örnek vermek gerekirse, uluslararası veri trafiğinin %95’inden fazlası, haklı olarak dijital ekonominin can damarları (Telecom Review Asia, 2025) olarak adlandırılan deniz altı kabloları aracılığıyla taşınmaktadır.

Dünya genelinde 570’ten fazla aktif kablo sistemi ve günlük 10 trilyon doları aşan finansal işlem hacmi ile bu sistemler, fiziksel bağlantı noktalarına olan hayati bağımlılığın büyüklüğünü göstermektedir (IEEE ComSoc, 2025). Bu kırılganlığı ABD için benzersiz kılan şey, bu altyapıların ve özellikle veri merkezlerinin kendi topraklarında aşırı derecede yoğunlaşmış olmasıdır.

ABD’deki veri merkezlerinin dağılımına ilişkin analizler, dijital çekim merkezlerinin alarm verici bir tablosunu sunmaktadır:

Eyalet Veri Merkezi Sayısı Notlar
Virginia 685 (398 aktif, 287 planlanan) Dünyanın dijital başkenti; AWS, Microsoft ve Google altyapılarına ev sahipliği yapıyor.
Teksas 466 İkinci büyük altyapı merkezi.
Kaliforniya 331 Üçüncü büyük altyapı merkezi.

(Kaynak: Pew, 2026 / Visual Capitalist, 2025)

Bu yoğunlaşma; finansal işlemlerden hükümet haberleşmesine, yapay zeka yönetiminden Nesnelerin İnterneti’ne kadar ABD’nin kritik operasyonlarının, yalnızca birkaç eyaletteki az sayıda dev tesisin fiziksel sağlığına ve siber güvenliğine sıkı sıkıya bağlı olduğu anlamına gelir.

Bu durumun stratejik sonucu son derece kırılgandır: ABD yeteneklerinin büyük bir kısmını felç etmek için ülke coğrafyasının tamamına saldırmaya gerek yoktur; Virginia’daki “Veri Yolu” (Data Center Alley) veya Teksas’taki tesislerde yer alan birkaç kilit donanım düğümüne darbe vurmak yeterlidir.

Bu yoğunlaşma, ABD ekonomisinin ve toplumunun dijital altyapıya olan derin bağımlılığının bir yansımasıdır. ABD’nin elektrik tüketimi 2025 yılında yaklaşık 4,2 trilyon kilovatsaate ulaşarak ülke tarihinin en yüksek seviyesini kaydetmiş; elektrik talebindeki artışın önemli bir kısmı doğrudan veri merkezlerinin, yapay zekanın ve işlem altyapılarının genişlemesinden kaynaklanmıştır (EIA, 2025).

ABD Enerji Bakanlığı ve Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı tahminleri, veri merkezlerinin bu on yılın sonuna kadar ABD’deki toplam elektriğin yaklaşık %11,8’ini tüketebileceğini, bazı senaryolarda bu payın %15,3’e kadar çıkabileceğini göstermektedir (DOE, 2025).

Yalnızca 2024 yılında ABD veri merkezleri yaklaşık 183 teravatsaat elektrik tüketmiştir; bu da ülkedeki toplam elektrik tüketiminin %4’ünden fazlasına tekabül etmektedir. Virginia eyaletinde ise toplam elektriğin yaklaşık %26’sı tek başına veri merkezleri tarafından harcanmaktadır (Pew, 2025). Aynı zamanda ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA), veri merkezlerinin ve yapay zeka işlem yükünün genişlemesi nedeniyle 2026 ve 2027 yıllarında elektrik tüketiminde yeni rekorlar kırılacağını öngörmektedir (EIA, 2026).

Böylece ABD’nin bağımlılığı yalnızca internet veya telekomünikasyon ağlarıyla sınırlı kalmayıp; dijital ekonominin, finansal hizmetlerin, bulut bilişimin, tedarik zincirlerinin, sağlık hizmetlerinin, akıllı şehir sistemlerinin ve enerji altyapısı yönetiminin hayati katmanlarının tamamı sıkı bir veri merkezleri, elektrik ağları ve dijital iletişim grubuna bağımlı hale gelmiştir. Bu bağımlılık derinleştikçe, altyapıdaki her türlü aksaklığın maliyeti de katlanarak artmaktadır.

Bu bağımlılığın günlük hayatın alt katmanlarına, yani elektrik ağı, su ve boru hatları gibi kritik altyapılara derinleşmesiyle ABD’nin kırılganlığının yeni boyutları ortaya çıkmaktadır. Daha fazla verimlilik ve kontrol için tasarlanan akıllı ağların ve akıllı yönetim sistemlerinin konuşlandırılması, eş zamanlı olarak saldırı yüzeyini de büyük ölçüde artırmıştır.

Nesnelerin İnterneti’ne bağlı her sensör ve cihaz potansiyel bir sızma noktası işlevi görebilir. Bu tür tehditler son yıllarda teorik olmaktan çıkmış ve somut örnekleri ABD için ciddi bir alarm zili çalmıştır.

Mayıs 2021’de Colonial Pipeline boru hattına düzenlenen siber saldırı, bu derin kırılganlığı ve IT (Bilişim Teknolojileri) ile OT (Operasyonel Teknolojiler) sistemlerinin birleşmesinden doğan karmaşıklığı gözler önüne sermiştir. DarkSide fidye yazılımı grubu tarafından gerçekleştirilen bu saldırı, yalnızca şirketin idari ve muhasebe sistemlerine sızarak yöneticileri önlem olarak 5.500 millik boru hattının tamamını kapatmaya mecbur bırakmıştır (Modern War Institute, 2021). Şirket CEO’su Joseph Blount, Senato oturumunda sızmanın eski bir VPN ağı üzerinden ve tek bir şifre kullanılarak gerçekleştiğini itiraf etmiştir (Reuters, 2021).

Bu olay, yönetim katmanlarındaki küçük bir zafiyetin ABD’nin tüm doğu yakasındaki yakıt ikmal zincirini nasıl krize sokabileceğini, benzin fiyatlarının yükselmesine ve panik alımlarına yol açabileceğini göstermiştir. Olay, birbirine bağlı dünyanın zafiyetlerinden yararlanılarak kamu güvenine ve ABD ekonomisinin işleyişine düşük bir maliyetle ve uzaktan nasıl kolayca meydan okunabileceğini kanıtlamıştır.

ABD’nin dijital devi, camdan dizler üzerinde durmaktadır. İki geniş okyanusun arkasında onlarca yıldır kendini yenilmez bir kale gibi güvende hisseden bu ülke; şimdi okyanus tabanındaki kablolardan Washington banliyölerindeki veri merkezlerine kadar birkaç fiziksel düğümün hedef alınmasıyla içeriden sarsılabilecek bir dijital bağımlılıklar ağına yakalanmıştır.

Uzaktan Tehlike Oluşturma Stratejisinin Evrimi

Onlarca yıl boyunca ülkelerin savunma stratejisi; savaşın belirli sınırları, tespit edilebilir askerleri ve somut fiziksel hedefleri olan bir meydan olduğu varsayımına dayanıyordu. Ancak dijital devrim bu kadim geometriyi tamamen yıkmıştır.

Günümüzde siber saldırılar, uzaktan fiziksel çöküş yaratmaya yönelik stratejik bir silaha dönüşmüştür. Bu dönüşüm, çatışmaların niteliğini siber ve askeri operasyonların iç içe geçtiği, sanal ve fiziksel dünya arasındaki sınırın sonsuza dek silindiği hibrit savaşa kaydırmıştır.

Bu modelde gözetim sistemlerinin hacklenmesi veya iletişim ağlarının kesintiye uğratılması bir ön hazırlık değil; savaşın seyrini belirleyebilecek ana darbelerin bir parçasıdır.

Bu iç içe geçiş, dijital altyapıya derinlemesine bağımlı bir ülkenin hayati sistemlerinin binlerce kilometre öteden manipüle edilebileceği anlamına gelir. Bir nükleer reaktörün sıcaklığı kriz sınırına ulaşacak şekilde değiştirilebilir, bir şehrin içme suyu kullanılmaz hale getirilebilir veya askeri ve stratejik bir bölgedeki gaz basıncı ağır füze saldırılarının sonuçlarını verecek şekilde artırılabilir.

Bu senaryolar artık gerçek ve yakın tehditlere dönüşmüştür. FBI, CISA ve ABD Siber Komutanlığı’nın uyarıları, Mart 2026’dan itibaren hackerların ABD’nin enerji, su ve kamu tesisleri sektörlerinde kullanılan Programlanabilir Mantıksal Denetleyicileri (PLC) aktif olarak hedef aldığını doğrulamaktadır (Trotman, 2026).

ABD kritik altyapısının kalbini oluşturan bu ekipmanlar uzaktan müdahaleye açık hale gelmiştir. İstatistikler, 2026’nın ilk çeyreğinde bu denetleyicilere yapılan saldırıların %45 arttığını ve 2.6 milyon doların üzerinde finansal zarara yol açtığını göstermektedir (CTI Labs, 2026).

Bu zafiyetler, saldırı kaynağının tespiti (attribution) zorluğuyla daha da şiddetlenmektedir. Kaynağı net bir şekilde belirlenebilen askeri saldırıların aksine bir siber saldırı; Almanya’daki bir sunucudan başlayabilir, Brezilya’daki bir rotadan geçebilir ve nihayetinde Meksika Körfezi’ndeki bir petrol tesisini vurabilir.

American Journal of International Law dergisinde yer alan bir çalışmada belirtildiği üzere; teknolojik gelişmelere rağmen sorumlu devletlerin veya grupların tespiti teknik kanıtlar, insan istihbaratı, sinyal istihbaratı ve zaman alan analizlerin birleşimini gerektiren zorlu bir süreçtir (Banks, 2019). Saldırganı tespit etmedeki bu yetersizlik ABD’yi pasif bir konuma düşürmüştür.

ABD, uzaktan tehlike oluşturmayı görülmemiş bir seviyeye taşıyan Gelişmiş Sürekli Tehditler (APT) olarak adlandırılan yeni nesil siber silahlarla karşı karşıyadır. Akıllı yönetimin yaygınlaşmasıyla günümüzde neredeyse tüm pompalar, jeneratörler, türbinler ve kontrol vanaları bir işletim sistemine sahiptir ve ağa bağlıdır.

Akıllı bir kötü amaçlı yazılım, bu denetleyicilerin derinliklerine sızabilir ve operasyonel parametreleri değiştirerek ekipmanların yıpranmasını ve arızalanmasını hızlandırabilir. Böyle bir senaryoda saldırganın hedeflediği sonuç; ekipman değişimi için milyarlarca dolarlık maliyet yüklemek, tedarik zincirlerini felç etmek ve ekonomiyi içeriden tahrip eden sessiz bir kriz yaratmaktır.

Dünya genelinde internete açık 5.219 Rockwell/Allen-Bradley denetleyici cihazının yaklaşık %75’inin (yaklaşık 3.900 cihaz) ABD topraklarında bulunması (Trotman, 2026), tehdidin boyutunu gözler önüne sermektedir.

İki Mekanlı Savaşın Coğrafya Ötesi Niteliği

İki mekanlı savaşın “Hiçbir Yerde ve Her Yerde olma” niteliği, ABD’nin geleneksel savunma stratejileri için en büyük zorluğu oluşturmaktadır. Akıllı buzdolaplarından ev güvenlik kameralarına kadar tüketici Nesnelerin İnterneti’nin yaygınlaşması, bu kırılganlığı kontrol edilemez bir seviyeye çıkarmıştır.

Amerikalıların evlerindeki milyonlarca bağlı cihaz, güncel güvenlik yamalarından yoksun oldukları için birer arka kapı ve Truva atı görevi görmekte; bunlar aracılığıyla kritik askeri ve devlet ağlarına erişim sağlanabilmektedir.

ABD Dış Politika Araştırma Enstitüsü (FPRI) analizleri; arka plandaki bulutun transformatörler, bakır kablolar ve nadir toprak mıknatısları dahil olmak üzere her biri küresel tedarik zincirlerine bağlı devasa bir fiziksel donanım yığını olduğunu göstermektedir (FPRI, 2025).

ABD Kara Harp Enstitüsü analistleri, coğrafyaya dayalı savunma teorisi ile siber mekanın tamamında varlık gösterme ve kontrol sağlama operasyonel ihtiyacı arasında açık bir çelişki olduğunu kabul etmektedir (US Army War College, 2026).

Altyapı Bileşeni Gerekli Materyal / Durum Stratejik Zafiyet
100 MW Veri Merkezi 2.700 ton bakır, 150-200 ton transformatör çeliği, >50.000 ton beton ve yapı çeliği Tedarik zinciri küresel olarak sınırlı ve ağırlıklı olarak Çin’in kontrolünde.
Su ve Kanalizasyon Eski (legacy) sistemler Günümüz bağlantılı dünyası için tasarlanmamış, yama uygulanamaz (unpatchable).

(Kaynak: FPRI, 2025)

Bu altyapılar, tek bir kod hatasıyla patlayabilecek saatli bombalara dönüşmüştür.

Hukuki Çıkmazlar ve Stratejik Kafa Karmaşıklığı

İki mekanlı savaşın hukuki zorlukları, belki de bu olgunun coğrafya ötesi niteliğini diğer tüm yönlerden daha derin bir şekilde yansıtmaktadır.

İlk stratejik hukuki karmaşıklık, devletin kendi vatandaşlarına karşı hukuki sorumluluğu düzeyinde ortaya çıkar. Tam teşekküllü bir siber saldırı bir eyaletin elektrik şebekesini günlerce devre dışı bırakır, ticari hayatı durdurur ve milyarlarca dolar zarara yol açarsa bunun hesabını kim verecektir?

Bununla birlikte, bu karmaşıklık ulusal sınırlarla sınırlı kalmayıp uluslararası hukuk alanının da yetersizliğini ortaya koymuştur. İki mekanlı savaşın yarattığı uluslararası meydan okumanın merkezinde yargı yetkisinin belirlenmesi krizi yer almaktadır.

Örneğin, fiziksel bir yıkım yaratmaksızın yalnızca bir sistemin işleyişinde geçici aksamaya neden olan bir siber saldırının, meşru müdafaa hakkını aktif hale getiren bir “kuvvet kullanımı” sayılıp sayılmayacağı konusunda ciddi görüş ayrılıkları vardır. Birleşmiş Milletler ve uluslararası antlaşmalar bu boşluğu dolduramamış; uluslararası toplum siber mekanda silahlı saldırı ve kuvvet kullanımı tanımı ile mağdur devletlerin alabileceği kabul edilebilir tedbirler konusunda henüz bir uzlaşıya varamamıştır (Penn, 2026).

Antuya Cheese, Sınırsız Savaşlar adlı kitabında “gri bölge” çatışmalarının sivilleri ve orduyu yeterli hukuki dayanaktan yoksun rollere ittiğini belirtmektedir (Atlantic Council, 2016). Bu hukuki belirsizlik, ABD rejimini kaynağı belirsiz siber saldırılar karşısında tamamen çaresiz bırakmakta ve birçok durumda tek seçenek olarak inkar yoluna başvurmaya zorlamaktadır.

Özet ve Son Uyarı

  1. yüzyılda mütekkebir güçler; coğrafi mesafenin, stratejik derinliğin ve geleneksel askeri üstünlüğün kendilerini savaşın sonuçlarından koruyabileceğine inanıyordu. Ancak 21. yüzyıl bu algıyı sonsuza dek yıkmıştır. Bugün hiçbir güç kendisini güvenli bir fanus içinde hayal edemez; çünkü savaş meydanı doğrudan toplumların hayati yapılarına sızmıştır.

ABD onlarca yıldır askeri gücünün, kendi toprakları ile dünyadaki savaşlar arasında güvenli bir mesafe oluşturduğuna inanıyordu. Ancak siber mekan bu mesafeyi ortadan kaldırmıştır. ABD’nin kırılganlığı artık askeri üslerinin sayısı, savunma bütçesinin büyüklüğü veya silah sayısı ile sınırlı değildir; aksine aksadığında rejim çöküşünün başka bir boyutunu ortaya çıkaracak sistemlere olan bağımlılık derecesiyle orantılıdır.

Ancak kar odaklı kapitalist sistemin hızla ilerleyen teknolojisi ve altyapıların akıllandırılması, şimdi ABD için en büyük lanete dönüşmüştür. ABD rejimi küresel ölçekte geleneksel askeri alanları dizginlemeyi düşünürken, kendi arka cephesini —yani kritik altyapılarını— felaket boyutunda açık bırakmıştır.

Bu felaketin derinliğini anlamak için, coğrafya ötesi koordine bir saldırının sessizlik içinde yürütüldüğü 72 saatlik şu senaryoyu hayal etmek yeterlidir:

[0. SAAT] ——–> Fiber optik kablolara ve uydu internetine koordine saldırı

(ABD doğu yakası iletişimi kesilir)

 

[3. SAAT] ——–> Kilit eyaletlerde su arıtma algoritmaları bozulur

(Kitlesel zehirlenme alarmları çalar)

 

[6. SAAT] ——–> Havalimanı uyarı sistemleri çöker

(Hava felaketleri yaşanır)

 

[12. SAAT] ——-> Siber saldırıya uğrayan elektrik şebekesi veri merkezlerini besleyemez

(Aşırı ısınan sunucular kritik verileri kalıcı olarak kaybeder)

Mevcut teknolojilerle tamamen mümkün olan bu senaryo, bakım algoritmalarını değiştirerek ekipmanların tamirini imkansız kılan kalıcı siber silahların risklerinin sadece küçük bir kısmını yansıtmaktadır.

Gelecekte belirleyici savaşlar, sıradan vatandaşların varlığını bile hissetmediği gizli katmanlarda şekillenecektir. Kaba güçle dünyayı kontrol edebileceğini sanan bir ülke; en önemli savaşların ekranların arkasında, iletişim ağlarında ve modern hayatın bel kemiğini oluşturan sistemlerin kalbinde yaşandığı gerçeğiyle aniden yüzleşebilir.

Güvenlik illüzyonu, her yönetimin en tehlikeli zafiyetidir. Tarih, güçlerin içsel karmaşıklıkları ve bağımlılıkları direnme kapasitelerini düşürdüğünde kırılgan hale geldiklerini göstermiştir. İki mekanlı savaş tam da bu noktaya, yani teknolojik bir ülkenin güçlü yönlerini onun en hassas zafiyetlerine dönüştürmeye odaklanmaktadır.

 

Saeid Reza Ameli

Tahran Üniversitesi İletişim ve Küresel Çalışmalar Bölümü Öğretim Üyesi ve İran İslam Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Üyesi

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın