İmanı Kemale Erdiren Üç Haslet -3

rasthaber

Rasthaber –  Şüphesiz dünya müminin
zindanıdır. Acaba, içinde huzur ve güvenin olduğu bir zindan düşünülebilir mi?
İmam Sadık (a.s) kendisine şikâyette bulunan ve hacetini sunan bir kimseye
şöyle buyurmuştur: “Sabırlı ol, Allah çok yakında işinde kolaylık yaratacaktır.”
‌ İmam (a.s) daha
sonra sustu ve o şahsa dönerek şöyle buyurdu: “Bana Kufe zindanının nasıl
olduğunu anlat.”
‌ O şahıs şöyle dedi: “Oldukça dar ve kötü kokmaktadır.
Mahkumlar çok kötü bir halet içinde bulunmaktadır.”
‌ İmam (a.s)
şöyle buyurdu: “Şimdi sen de zindanda bulunuyorsun, ama buna rağmen rahat ve
huzur içinde olmak istiyorsun; sen dünyanın müminin zindanı olduğunu bilmiyor
musun?”

Mümin üç halet içindedir. Ya
ahirete özlem duyan kimselerdendir ki bu durumda saltanat içinde dünyada oluşu
bile kendisi için zindan sayılır. Nerede kaldı ki karşı karşıya bulunduğu
musibetler ve zorluklar sebebiyle!

Veya dünyaya ve dünyanın
içinde olan şeylere meyletme korkusu içinde bulunmaktadır. Bu durumda da hikmet
sahibi olan Allah ona karşı lütfü ve ihsanı sebebiyle onu çeşitli zorluklara ve
sıkıntılara düşürmektedir. Böylece onun dünyaya bağlanmasına engel olmaktadır.
Bu şahıs dünyadan nefret ederek dünyaya dayanmamaktadır. Şüphesiz dünya
zalimlerin yurdudur.

Ya da amel ve
itaatlerden çok az nasiplenen kimselerden biridir. Bu durumda da hikmet ve
rahmet sahibi olan Allah ona duyduğu sevgi gereğince onu musibet ve zorluklara
sabır sevabından nasiplendirmektedir.

Bunun sevabı da o
kadar büyüktür ki İmam Sadık (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur: “Eğer bir sıkıntı
içinde olan kimse bu musibetler karşısında nasıl bir mükâfatının olduğunu
bilecek olsaydı bu durumda makasla parça parça edilmeyi arzulardı.

Hakeza İmam Sadık
(a.s) şöyle buyurmuştur: “Musibete uğramış ve buna sabretmiş olan bir mümin
için bin şehidin sevabı vardır.”
‌

Hakeza şöyle
buyurmuştur:

“Şüphesiz kulum
Allah katında öyle bir makamı vardır ki şu iki haslete sahip olmadıkça ona
erişemez: “Malını kaybetmek veya bedeninde bir zarar görmek.”
‌

Bu esas üzere
musibetler mümin için ya sevap ve derece artışıdır ya da mümin ahirette rahat
olsun diye dünyada kendisine verilen bir ceza ve bir kefarettir. Bu her ikisi
de akıllı kimse nezdinde iyi ve sevimlidir.

Sevabın güzelliği
zaten bellidir. Cezanın güzelliği ise Ehl-i Beyt’in (a.s) rivayetinde yer alan
şu gerçek sebebiyledir: “Allah mümin bir kuluna iki defa eziyet etmekten çok
daha yücedir.

Eğer kul dünyada bir
iş için cezalandırılırsa ahirette artık bu iş için ceza görmez. O halde müminin
beladan kaçınması mümkün değildir. Sabretmekten başka çaresi yoktur. Allah
sabrı beladan önce yaratmıştır. Aksi takdirde müminin kalbi bir yumurta gibi
sert bir taş üzerinde kırılır giderdi.

İmam Rıza’nın (a.s)
bu bölümün girişinde naklettiğimiz hadisleri esasınca da insan sadece imamdan
bir sünnet üzere olduğu takdirde hakiki imana erişecektir.

 İmam’ın (a.s)
“İmamdan bir sünnet”
‌ ifadesi ile yetinmesinin sebebi de şudur ki bu sünnet, (sabır
ve tahammül) bütün sünnetleri, yani sabır mertebelerini (musibetlerde sabır,
itaatte sabır ve günahlar karşısında sabır) kuşatmaktadır. Hiçbir şeyi geri
bırakmamaktadır…

Bunlar her ne kadar
az da olsa çok anlam ifade eden gerçeklerdir. Bu kadarıyla yetinmek uygundur,
yardım istenilecek olan sadece Allah’tır, bize Allah yeter ve o güzel bir
vekildir.

İmanı Kemale Erdiren Üç Haslet-1

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın