da yine sürekli aynı kısır döngü içinde Batılı güçlerden şikâyet edip
dururlarken bölgemizde önemli bir gelişme yaşandı. İsrail ile bazı Arap
ülkeleri ABD’nin desteğiyle yeni bir askeri ittifak kurmak için görüşmelere
başladılar. “Arap-İsrail NATO’su” olarak adlandırılan bu girişim bana ister istemez
son yıllarda ülkemizde ortaya atılan bazı projeleri hatırlattı.
Türkiye’de son yıllarda o kadar çok stratejik balon uçuruldu
ki saymakla bitmez. Bir ara İslamcılığa geri dönmüş Türklerin, Kürtler ve
Araplarla “Selahattin ittifakı” kurup Ortadoğu’da ve petrol bölgelerinde egemen
olacakları masalları anlatılıyordu. Sonra iş Suudilerle İran’a karşı kurulacak
“İslam Ordusu” şeklini aldı, daha sonra da Arap NATO’suna dönüştü. Bunların
hiçbiri gerçekleşmedi, yerli uçak göklerde, yerli uzay aracı ayda görülmediği
gibi Arabistan çölünde de “yeni Osmanlı” izine rastlanmadı.
ABD İZİN VERDİ SÖYLENECEK BU TÜRKÜ
Türk yetkililerin ikide bir müttefik olduğumuzu hatırlattığı
ABD ise bunun yerine bazı Arap ülkeleriyle İsrail’i, adına “İbrahim İttifakı”
denilen bir yapılanma altında bir araya getirmeyi tercih etti. Tabii bu
ülkeleri bir araya getiren başlıca gerekçe bir yandan İran tehlikesi ise öte
yandan da bölgede Ankara’nın İhvancı dış politika görünümüyle ve tutarsız
çizgisiyle bizzat kendisinin yarattığı olumsuz algı olmakta.
İsrail’in i24NEWS ajansının yerel kaynaklardan aldığı
bilgiye göre Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasındaki
görüşmeler ittifaka şimdilik 4 ülkenin katılımını öngörüyor. Riyad, henüz
İsrail’i resmi olarak tanımış değil ancak iki ülke arasındaki fiili ilişkinin
uzun süreden beri devam ettiği biliniyor. Bahreyn ve BAE ise İbrahim Anlaşması
çerçevesinde İsrail’le ilişkilerini normalleştirmiş durumdalar.
İsrail medyası, İran’ın Irak ve Suriye’de artan gücünün
tarafları bu yakınlaşmaya zorladığını vurguluyor. Tabii, gelişmelerin bu
doğrultuda olması ABD ve diğer koalisyon ülkelerinin 2003 Irak müdahalesinden
sonra beklenen bir sonuçtu. Suriye iç savaşında izlenen yanlış politikalar da
bunu pekiştirdi. Biden yönetiminin İran ile müzakerelere dönecek olması ise
özellikle Körfez’deki petrol rejimlerini bu ittifaka adeta sürüklüyor.
HAYALLER OSMANLI, GERÇEKLER ACI
Ankara’nın bölgede anladığı, ama onu da yarım anladığı tek
strateji, eski Başbakan Davutoğlu’ndan öğrendiği Batılılara karşı
Müslümanların, Müslümanlara karşı Batı’nın sözcüsü olarak “stratejik derinlik”
kazanmak iken bu hayaller Arap-İsrail yakınlaşmasıyla artık tamamıyla suya
düşüyor.
Aslında, ABD’nin küresel güçlerini yeniden organize ettiği
açıkça görülüyor. ABD’nin küresel askeri güçleri 6 nüfuz sahasına bölünmüş ve
konuşlanmıştı. Bunlardan biri olan Centcom (Merkezi Komutanlık) Ortadoğu ve
civarındaki 20 ülkeyi kapsıyordu
(Afganistan, Bahreyn, Mısır, İran, Irak, Ürdün, le Kazakistan, Kuveyt,
Kırgızistan, Lübnan, Umman, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye,
Tacikistan, Türkmenistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan ve Yemen). Daha
önce Avrupa Komutanlığı -Eucom yetki alanı içinde bulunan İsrail, şimdi buradan
çıkarılıp Ortadoğu’nun Centcom alanına sokulmuş ve bu bölgenin 21’inci üyesi
olmuştur. Bu, dev bir gelişmedir ve ülkemizde üzerinde durulmamıştır bile.
İsrail’in bugüne dek Centcom yerine Eucom’da yani Avrupa
bölgesinde sayılması ve NATO’nun da dışında tutulması ABD’nin Arap ülkelerinin
tepkilerinden çekinmesinden kaynaklanıyordu. Washington, İsrail’in Centcom’daki
varlığının Arapların ABD ordusuyla bilgi paylaşımını ya da pratik işbirliği
yapmalarını engelleyeceği görüşündeydi. Artık anlaşılıyor ki, ABD’nin Arap ve
İslam dünyasından hiçbir endişesi kalmamıştır ve İsrail’i bir cins “Arap NATO
ittifakı” içine asıl vurucu güç olarak açıkça yerleştirmek düşüncesindedir.
İSLAMCILIK KAALE ALINMIYOR
Eski Centcom komutanı David Petraeus, 2010 yılında yaptığı
bir açıklamada İsrail’le çok yakın olmanın ABD güçlerini terör saldırılarına
hedef yapabileceğini söylerken şimdi İsrail’in Centcom bölgesine girişi aradan
geçen 10 yılda köprülerin altından çok suların aktığı ve eski denklemlerin değiştiğini
gösteriyor. Bu durumun altını çizmek için Centcom Komutanı Kenneth McKenzie,
geçtiğimiz hafta İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kohavi’yi ziyaret etmiş ve
Yahudi bayramı gerekçesiyle ama aslında yeni ilişkinin sembolü olarak bir ağaç
dikmiştir. Bu konuda “Middle East Eye” sitesinde geçen hafta bir makale
yayınlayan ünlü gazeteci Jonathan Cook, ABD’deki İsrail lobisinin yıllardır
bunun için çalıştığını dile getirmiştir. Nitekim İsrail Savunma Bakanı eski
Genelkurmay Başkanı Benny Gentz bu gelişmelerin “İsrail’in bölgede yeni
müttefiklerle işbirliğini artıracağını ve operasyon ufkunu genişleteceğini”
vurgulamıştır.
İsrail’in Centcom çerçevesinde Araplarla Centcom’da kuracağı
ilişkilerin Türkiye gibi resmen bölge dışı ülkelere yönelik bilgi paylaşımını azaltacağı
düşünülebilir. Ama en önemli gelişme Suriye ve Irak gibi Türkiye’yi yakından
ilgilendiren çatışma alanlarında İsrail’in bir Centcom ülkesi olarak
ağırlığının birkaç misline çıkacağıdır. Biden yönetiminin Suriye ile ilgili
yeni planları açıklandığında bu gelişmenin etkisi görülecektir.
İsrail ordusunun yakında Arap ülkeleriyle ortak askeri
tatbikatlara başlayacağı, bazı ülkelerde gizli olarak eğitmenlik ve danışmanlık
yapan İsrailli subayların da artık görünür hale gelecekleri de bildiriliyor. İsrail,
Centcom’a girişiyle birlikte ABD’nin Katar’da El Udeyd Hava Üssü ve
Bahreyn’deki deniz üssünden de yararlanacaktır. Ortadoğu’da teröre karşı
mücadele başlığı altında yapılan tüm operasyonlarda İsrail’in gerek somut
ağırlığı gerekse stratejik tercihleri eskisine göre çok daha fazla olacaktır.
ORTADOĞU ÖNCELİK DEĞİL
Ortadoğu’ya İsrail’in bir askeri güç olarak açıkça ve
ABD’nin tam desteğiyle bu yeni konuma getirilmesinin bir nedeni de geçen hafta
Politico’da belirtildiği gibi Biden yönetiminin bölgeyi artık ABD’nin
önceliklerinden biri saymamasıdır. 22 Şubat tarihinde çıkan Natasha Bertrand ve
Lara Seligman imzalı makaleye göre Biden’in ilk 3 önceliği Asya-Pasifik, Latin
Amerika ve Avrupa’dır. Biden’ın ilk bir ayında bölgede sadece İsrail Başbakanı
Netanyahu’ya telefon etmiş olmasının nedeni de bölgeye eskiden olduğu kadar
önem verilmemesi.
Makalede Biden’ın 2014 yılında Harvard’da öğrencilere hitap
ederken kullandığı ve sonradan özür dilediği “Türkler, Suudiler, Emirlik vs. ne
yapıyorlar? Suriye işini mezhep savaşına çevirdiler ve Esad’a karşı savaşan kim
varsa hepsine milyonlarca dolar para, tonlarca silah akıttılar” ifadesi
hatırlatılıyor ve Biden’ın İslamcılığa destek veren bu müttefiklerinden
gerçekten bıktığı söyleniyor. Yazıda, Biden’ın Başkan Yardımcılığı döneminde
Irak’ın kesin olarak üçe bölünmesini önerdiği ama bunu kabul ettiremediği,
bölgenin yaşadığı birçok sorunu ve IŞİD’in ortaya çıkışını da buna bağladığı
anlatılıyor. Biden’in aynı konularda ısrar edip bu kez daha katı olacağı vurgulanıyor.
Haberde Biden’ın danışmanlarından birinin “son derece kararlılar, Ortadoğu’da
kendilerini akıntıya bırakmak istemiyorlar” dediği söyleniyor.
TÜRKİYE DIŞLANDI
Görüldüğü gibi Ortadoğu’daki durum “bizim çok büyük, muazzam
stratejik önemimiz var, bize bir şey yapmazlar” oyalamalarından çok farklı.
Büyük devlet adamı İnönü’nün sözlerini hatırlayacak olursak yeni bir dünya
kuruluyor, kurulmasına da maalesef bu dış politikayla Türkiye orada yerini
alamıyor.
Kayahan Uygur
Odatv
