Rasthaber – Türkiye-İsrail ilişkilerinin geçmişi özellikle de siyasi ilişkiler bağlamında inişli çıkışlı bir seyir izlemekle birlikte, askeri ve ticari ilişkilerin devamlılık arz ettiğini söylemek mümkündür. Hatta askeri ilişkilerin bazen ön plana çıktığını, diğer ilişkilere liderlik ettiğini ifade edebiliriz.
İsrail’in Filistin ve Gazze’deki politikaları, Filistinlilere yaptığı insanlık dışı muamele, onlara karşı yürüttüğü askeri harekât Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirmiştir/getirmektedir. Buna paralel olarak Türkiye, İsrail ile siyasi ilişkileri askıya alma ya da azaltma yoluna gitmektedir.
Tabii Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinde, ABD’deki Yahudi lobisinin önemli bir işlevi bulunmaktadır. Bunun için de İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesi önem arz etmektedir.
Ancak Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğinin hiç de iyiye gitmeyeceğini söyleyebiliriz. Özellikle de Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeler, Filistin sorunu, Suriye ve Irak’ın parçalanması ve bu ülkelerde Kürt Özerk Bölgeleri ve daha sonra Kürt devleti kurulması konusu İsrail-Türkiye’nin gelecekteki ilişkilerinde belirleyici olacaktır.
İsrail’in ABD ve Batı tarafından kayıtsız şartsız desteklenmesi, İsrail’in İslam dünyasını bölmek için Suudi Arabistan, BAE ve Mısır vb. ülkelerle işbirliği, sahip olduğu istihbarat yetenekleri, geliştirdiği askeri teknoloji, uzun menzilli füzelere ve nükleer silahlara sahip olması ve bilişim teknolojisinde ulaştığı aşama Türkiye’nin mücadele etmesi gereken önemli hususlardır.
İSRAİL’İN TEHLİKELİ ADIMLARI
İsrail Doğu Akdeniz’deki doğal gazın çıkarılması için, münhasır ekonomik bölgeler konusunda Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve Lübnan ile anlaşma imzalamış ve işbirliği yapmaktadır. İsrail münhasır Ekonomik Bölgeler konusunda Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tezlerini, iddialarını desteklemektedir. Bu konuda söz konusu ülkelerin büyükelçileri yaptıkları toplantılarda, Türkiye’nin karşı hareketine karşı askeri müdahale seçeneğini dile getirmekten çekinmemişlerdir. Bu konu Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği açısından tayin edici bir faktördür.
İsrail’in hedefinde Suriye’nin de Irak gibi parçalanması, Suriye’nin kuzeyinde bir “Kürt Özerk Bölgesi”nin tesisi ve sonuçta İran’ın Akdeniz’e ulaşmasını engelleyecek bir yapılanmanın oluşmasını sağlamak vardır. Bunun için Türkiye’nin bir kısım topraklarının dahil olduğu bir “Kürdistan” kurulması, Irak ve Suriye’de mezheplere dayalı devletçikler tesisi, İran ve Türkiye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesi gerekmektedir. İsrail’in bu hedefi Türkiye’nin bekası ve güvenliği için temel tehditlerden biridir.
Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge konusunda, İsrail, Mısır,Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Lübnan arasındaki anlaşma, Türkiye’nin milli menfaatleri için çok önemli bir tehdittir ve Türkiye’nin Antalya Körfezi’ne hapsedilmesine neden olacaktır. İsrail’in Kıbrıs konusunda da politikası Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ı destekleyicidir.
TÜRKİYE’NİN ÇIKMAZLARI
Tabii İsrail’in sahip olduğu askeri teknoloji, bilişim teknolojisi, istihbarat yeteneği, uzun menzilli balistik füze sistemi, hava ve füze savunma sistemi ve nükleer silahları Türkiye’nin bunlara karşı caydırıcılık sağlayabilmesi açısından dikkate alınması gerekenn hususlardır. Ayrıca İsrail’in, ABD ve Batı tarafından desteği, başta ABD olmak üzere Batı’daki Yahudi lobisi, Türkiye’nin finans ihtiyacının ve yabancı yatırımların karşılanması konusunda küresel sermayenin Yahudilerin kontrolünde olması Türkiye açısından önemli bir çıkmazdır.
Diğer bir sorun da Filistin sorunudur. Türkiye, Filistin sorununun çözülmesinde ve Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olmaları konusunda önemli bir işlev üstlenmiştir. Bu bakımdan ABD’nin İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Ürdün ile birlikte geliştirdikleri, Filistinlileri Sina ve Ürdün’e yerleştirmeyi hedefleyen ve onları yerlerinden etmeyi öngören plan, Türkiye’yi İsrail’le karşı karşıya getirecektir.
Türkiye-İsrail’in gelecekteki ilişkilerinin hiç de iyi olmayacağı, iki ülkenin temel konularda karşı karşıya geleceği görülmektedir. Türkiye’nin şimdiden bu konuda politika ve strateji geliştirmesi gerekmektedir. Tehdidin boyutu dikkate alındığında başta askeri güç, istihbarat yeteneği olmak üzere, bu tehdide yönelik caydırıcılık sağlayacak şekilde bütün milli güç unsurlarını geliştirmelidir. Ayrıca gerek bölgede, gerekse küresel ölçekte uygun ittifaklar tesis etmelidir.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit hafife alınmayacak kadar önemlidir ve Türkiye’nin bekası ile doğrudan ilgilidir. Üstelik tehdit taşeronlardan değil bizatihi orijinalinden gelmektedir.
