Rasthaber – Qodsna'nın haberine göre İsrailli analist Caki Huci analizinde şunları kaydetti:
İsrail ile Arabistan arasındaki ilişkiler, şu anki seviyede karşılıklı büyükelçilik adımına ihtiyaç duymuyor, çünkü Körfez ülkeleri mevcut şartlarda İsrail ile aralarındaki ilişkiyi aleni hale getirmek istemiyorlar, onlar ilişkileri aleni hale getirmeden de ihtiyaç duydukları şeye ulaşabiliyorlar.
Şartlar böyleyken Netanyahu'nun bürosu yenilerde şunları duyurdu: Körfez ülkeleri ile ilişkileri aleni hale getirdikten sonraki hedefimiz Bahreyn ve Arabistan ile de ilişkileri aleni hale getirmektir.
Soru şu ki; acaba bu iki ülke İsrail'in bu alanda atacağı bir sonraki adımı kabul ediyorlar mı? İsrailli makamların bize bu iki ülkenin cevapları hakkında bir şey söylemedikleri doğrudur, ancak kendi değerlendirmeleri hakkında bilgi vermeleri çok iyi olur, zira Riyad'da kahve içmek ya da Cidde’de mansaf yemek çok iyi olurdu.
Körfez ülkelerinin barış anlaşması olmaksızın İsrail'e ihtiyaçları var, onların İsrail'in teknolojik ve siber imkanlarına ihtiyaçları var ve iki taraflı ilişkiler kurarak İran ve Hizbullah'a karşı medya, ekonomi ve siyasi alanlarda yürütülen ortak operasyonlarda başarılı olabilirler, zira onlara göre İran varoluşsal bir tehdit sayılıyor.
Körfez ülkeleri İsrail'i bölgede iyi bir unsur olarak görüyor ve hatta bazıları onu bir mucize olarak adlandırıyor. İsrail onlar için düşmanlarıyla mücadelede en önemli eksen sayılıyor, ancak tam da burada şu soru gündeme geliyor; İsrail bu ilişkiler doğrultusunda ve Barış Anlaşması olmaksızın ne elde ediyor?
Körfez ülkelerinin İsrail'le işbirliği ile itham edilmekten korkmalarına rağmen önümüzdeki günlerde en zirve noktalarını göreceğimiz bir siyasi tsunaminin her an yaşanması mümkün. Bu çalışmaların amacı da İran'la olacak savaşta İsrail'in yanında olmak ve böylelikle Arap ülkelerinin İran'a karşı yalnız olmadığını ve İsrail'in yanlarında olduğunu göstermektir.
Suudi Arabistan geçtiğimiz son iki yıl zarfında eylemleri ve bazen de takındığı tavırla İsrail ile ilgili iyi niyetini göstermiştir. Hindistan uçağının sefer saatinin azalması yönünde Ben Gurion Havalimanından uçuşunu kabul etmek ve Suudi Veliaht Muhammed Bin Salman'ın İsraillilerin yaşama hakkı alanında sergilediği tutum da bu doğrultuda gündeme gelmiştir.
Aynı zamanda son günlerde İsrail Spor ve Kültür Bakanının Abu Dabi'ye ziyareti ve İsrail El Al uçağının Doğu Asya ülkelerine sefer düzenlemek üzere Umman hava sahasını kullanma izninin verilmesine ek olarak, Arap medyasında bazı İsrailli yetkililerin emsaliz konuşmalarına da şahit oluyoruz. Bu söyleşilerin en son örneği de İsrail Ordu Sözcüsü General Ronin Manlis'in Şark’ul Avsat gazetesine verdiği röportajdır. Bir Arap gazetesinin İsrailli bir sözcüyle röportaj yapacağına ve bu röportajda Lübnan gibi bir Arap ülkesine karşı tehditlere yer verileceğine kim inanırdı ki?
Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki dostluk HAMAS'ın kınanması kararının incelenmesi için yapılan son BM toplantısında da gözlemlendi ve Riyad'ın bu karara karşı olmasına rağmen Arabistan temsilcisi Abdullah El Muallimi oturumda herkesi şaşırtan bir konuşma yaparak HAMAS'tan Gazze sınırındaki saldırıları ve İsrail'e füze atmayı sonlandırmasını istedi.
Arabistan temsilcisinin sözleri kesinlikle laf olsun diye söylenmiş sözler değildi. Ayrıca Müslümanların en kutsal ibadet mekanlarının Suudi Arabistan'da bulunuyor olmasına dikkat etmek gerekir. Bu ülkenin Gazze etrafındaki Yahudi yerleşkelerini desteklemesi ve en önemli uluslararası kuruluşta Hamas'ı İsrail'e karşı düzenlediği silahlı operasyonlardan dolayı kınaması çok önemli. Bu gelişmeler HAMAS ile İsrail arasında şiddetli bir gerilimin olacağı anlamına geliyor ve Riyad’ın HAMAS'ı tüneller inşa ederek Filistinlilerin mallarını heder etmekle suçlamasından bu yana kullandığı dilin İsraillilerin dili olduğuna dikkat etmek gerekiyor.
kudusgunu.com
