yardım etmek için gereken kaynakların yetersiz olduğunu belirtti.
Corriere Della Sera’ya konuşan cerrah, “Öfkemizi ayaküstü
yaşıyoruz. Herkese yardım edecek araçlarımız yok, sadece koruma araçları var
… Hastanın nefesi kesiliyor, kalp masajı yapıyorsun, elbette, zira onu ölüme
bırakamazsın, o sana bakıyor. Peki, nasıl entübe edilecek? Elinde boru var ama
solunum cihazı yok. Ne olacak?” ifadesini kullandı.
Ayrıca eşini ve çocuklarına hastalık bulaştırmamak için
aldığı tedbirleri anlatan kadın, “Eve dönmeden önce eşimi uyarıyorum, çocukları
benden uzak tutsun diye. Banyoya girip üzerimdekileri çamaşır makinesine
atıyorum, 40 dakika boyunca duş altında duruyorum, kendimi sabun ve suyla
ovuyorum. Sonra maskeyi takıyorum, ama yine de çocuklardan uzak duruyorum”
dedi.
Virüsü ailesine bulaştırma riskine karşı saçını kesti
Ayrıca virüsün evine girme olasılığını daha da azaltmak için
saçını kestiğini kaydeden kadın, doktorların, ölen hastaların yakınlarıyla
konuşmak zorunda olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanlar hasta
yakınlarına veda bile edemiyor. Ailelerin söylemek istediğini hastalara biz
iletiyoruz, notları, torunlarının ilettiği resimleri gösteriyoruz. Hastanın
öldüğünü ailelere telefonla bildiriyoruz. Bir hastanın, birbirinden uzakta
yaşayan iki çocuğuyla konuşmak zorunda kaldım. Bir araya gelip yasını bile
tutamadılar. Elinden tutmalarından söz etmiyorum bile. Biz bile bunu
yapamıyoruz. Onlar yapayalnız ölüyor, içinde dezenfektan olan bir poşete
bürüyüp morga götürülüyorlar. Birçok meslektaşım stres ve aşırı çalışma temposu
yüzünden sinir krizi eşiğine geldi.”
Hastaların her şeyin farkında olduğunu kaydeden cerrah,
“Bunu onların gözlerinde okuyabiliyoruz. Bize, ‘Eşime onu sevdiğimi
söyleyin’ veya ‘Görmeme nasip olmadığı yeni doğan torunuma selamımı söyleyin’
diyorlar” ifadesini kullandı.
Ayrıca hastanelerde yatak sıkıntısı olduğunu şikayet eden
kadın, bazı hastaları banyoya yerleştirmek, diğerlerine de direk ambulans aracı
içinde müdahale zorunda kaldıklarını anlattı.
