Kılıçdaroğlu’ndan ‘Geleceği Kurtaracak’ 16 Madde

rasthaber
Rasthaber –  CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çin’in Vuhan kentinden
yayılarak Türkiye’yi de etkisi altına alan ölümcül yeni tip Koronavirüs
(Covid-19) salgınına karşı bir çağrıda bulundu. “Covid-19 sonrası yepyeni
bir uygarlık kurulacaksa bunu ancak ve ancak demokratlar yapmalıdır” diyen
CHP lideri, salgın sonrası için dünyaya da örnek olacak şekilde Türkiye’de
yapılması gerekenleri 16 maddede sıraladı.

Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında “Yeni dünya nasıl
olacaktır, olmalıdır? Biz demokratlar neyin mücadelesini vermeliyiz? ”
diye soran Kılıçdaroğlu, “Kasım 2017’de Avrupa Parlamentosu’nda yaptığım
konuşmada, Karl Marx’ın “Dünyanın bütün işçileri birleşin” sloganına atfen,
otoriter iktidarlara karşı “Dünyanın bütün demokratları birleşin” çağrısında
bulunmuştum. Üç yıl önce yaptığım bu çağrının önemi dünyanın içinden geçtiği
Kovid-19 sürecinde çok daha netleşmiş durumda, tüm demokratlar birleşmelidir.
Kovid-19 sonrası yepyeni bir uygarlık kurulacaksa bunu ancak ve ancak
demokratlar yapmalıdır” dedi.

Kovid-19’un neden olacağı çöküntünün, baskıcı ve otoriter
yönetimleri güçlendireceği, yeni örneklerini ortaya çıkaracağı ihtimali
nedeniyle demokratların uluslararası dayanışmasının zorunlu olduğunu ifade eden
Kılıçdaroğlu, “Demokratlar, dünyanın Kovid-19 sonrasını, baskıcı ve
otoriter iktidarlara, neo-liberal politikaların uygulayıcılarına
bırakamaz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, Covid-19 sonrası için dünyaya da örnek olacak
şekilde Türkiye’de yapılması gerekenleri 16 maddede şöyle sıraladı:

1-Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla
yeni demokratik bir anayasa yapmalıyız. Bu anayasanın temeli, “yasama, yürütme
ve yargının ayrılığı” demek olan kuvvetler ayrılığı ile keyfiliği önleyecek
denge/denetim esasına dayanmalıdır.

2-Yeni anayasanın omurgası “Cumhuriyetin demokrasiyle
taçlandırılması” olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü demokratik parlamenter
sistem olmalıdır. Bu kapsamda antidemokratik tüm yasalar, kararnameler,
kararlar, yönetmelikler, genelgeler ve tüzükler mevzuatımızdan temizlenmelidir.
Unutulmamalıdır ki demokrasiyle taçlandırılmış Cumhuriyetimizde, fikir, düşünce
ve inanç özgürlüğü ile medya ve sendikalaşma dahil örgütlenme özgürlüğünün
önündeki tüm engeller de kaldırılmış olacaktır.

3-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve hukuk devletinin en önemli
ayaklarından biri olan yargı kurumunun tam bağımsızlığı, geri dönülmesi mümkün
olmayacak şekilde kesin kurallara bağlı olarak tesis edilmelidir. Adalete
erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

4-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da
yasamadır. TBMM’de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak
yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir. Demokratik parlamenter sistemin
yasama organı olan TBMM’nin kanun yapma hakkı, parlamento çoğunluğunun veya
parlamento çoğunluğu üzerinde tahakküm kurabilecek kişi ve zümrenin keyfine,
taleplerine bırakılmayacak şekilde düzenlenmelidir. Bu düzenleme, milli
iradenin üzerinde bir vesayet kurulmasının önüne geçecek şekilde olmalıdır.

5-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da
yürütmedir. Yürütme, tüm icraatlarıyla mutlak denetime ve hesap verebilirliğe
açık olarak kurgulanmalıdır. Örneğin yürütme erkinin sorumluluğu altında olan
tüm kamu kurum ve kuruluşları, TBMM adına görev yapan Sayıştay’ın tam
denetimine açık olmalıdır. Yürütmenin bütçe kullanımının denetimi kapsamında
TBMM’de kurulacak “Kesin Hesap Komisyonu”nun başkanlığı tartışmasız bir şekilde
muhalefet partilerine verilmelidir.

6-Yerel yönetimlerin, rant ilişkilerini düzenleyici kurumlar
olmaktan çıkartılarak, refah devletinin asli unsurları haline getirilmeleri
sağlanmalıdır. İyi tanımlanmış bir işbirliği ve işbölümü çerçevesinde yerel
yönetimlerin işlevleri artırılmalıdır. Bu çerçevede ekonomik krizlerin ve
salgın hastalıkların yarattığı sorunların yerel düzeyde çözümünde belediyeler
aktif görev almalıdır.

7-Kamu istihdamında nepotizmden uzak, liyakate dayalı
personel politikasına ivedilikle geçilmelidir. Liyakate dayalı kamu personeli
istihdamı, tüm siyasi partilerin, işçi ve memur sendikalarının ve sivil toplum
örgütlerinin denetimine açık ve hesap verebilir olmalıdır.

8-Liyakate dayalı istihdam politikaları kapsamında özellikle
eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte “sıfır” istihdam açığı
hedeflenmelidir. Çocuklarımızın geleceği, vatandaşlarımızın sağlığı,
engellilerimizin ve yaşlılarımızın bakımı, ülkemizin iç ve dış güvenliği söz
konusu olduğunda bütçe dengesi veya bütçe açığından bahsedilemez. Hızla artan
işsizlik karşısında kamu elindeki güç ve imkânları vatandaşları için
kullanmaktan geri duramaz. Bunun yanında orta ve küçük boy işletmelerin kredi
ve benzeri destek programlarıyla desteklenmesi ile kooperatifçilik
uygulamalarının genişletilmesi kamunun temel hedeflerinden biri olmalıdır.

9-Vatandaşlarımıza asgari bir gelir düzeyi mutlaka
sağlanmalıdır. Bu bağlamda “Aile Yardımları Sigortası” vakit geçirmeksizin
uygulamaya konulmalıdır. Tüm vatandaşlarımızın asgari gelir güvencesi (Aile
Yardımları Sigortası) olmalıdır.

10-Vergi politikamız, dolaylı vergiler yoluyla verginin
tabana yayılması şeklinde organize edilmiştir. Oysa vergi tavana doğru, gelir
tabana doğru yayılmalıdır. Krizi aşmaya yönelik müdahalelerin finansmanında
yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Acil ihtiyaçları karşılamak için belli
oranda para basma bir çözüm olarak değerlendirilse bile yapısal çözüm, kısmen
yüklerin adil bölüştürülmesine olanak sağlayacak adil vergilendirme
politikasından geçmektedir. Bu konuda uygulanacak yeni vergiler, üst gelir gruplarına
yönelik olarak geliştirilmelidir. Asgari ücretten vergi kesilmesine son
verilmelidir. Üreten, istihdam yaratan işletmelere yönelik vergi muafiyeti
yelpazesi genişletilmelidir.

11-TÜİK verilerine göre her üç çalışandan biri kayıt
dışıdır. Kayıt dışı istihdamla toplumsal destek sağlanarak mücadele
edilmelidir. İşverenin bizzat kendisi, yasal önlemlere ihtiyaç duyulmaksızın
kayıt dışı istihdamın karşısında ve iş güvencesinin yanında durmalıdır.
Kovid-19, çalışanların tüm sosyal ve sağlık güvenceleriyle birlikte güvende
olduğu bir düzenin gerekliliğini sermaye sahiplerine de göstermiş olmalıdır.

12-Kamu harcamalarındaki israf ve kayırmacılık Türkiye
ekonomisinin üzerinde ağır bir yük yaratmaktadır. Kamudaki savurganlık
düzeyindeki harcamaların kısıtlanması sadece iktisadi değil, aynı zamanda
ahlaki bir zorunluluktur. Bugün acı bir gerçekle karşı karşıyayız. “Kayırmacı”
Kamu İhale Sistemi, ekonomimiz için tam bir kara deliğe dönüşmüştür. Bu durum
sürdürülemez. Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir “Kamu
İhale Sistemi”ne geçilmelidir. Tüm “kayırmacı” ihaleler de iptal edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki yoksulluğun en önemli nedeni yolsuzluktur. Savurganlık ve
kayırmacılığın ortadan kaldırılması, gerçek üreticinin, sanayicinin yatırım ve
istihdam gücünü de artıracaktır.

13-Türkiye sanayisi, katma değeri yüksek ürün üretimi
hedefiyle yeniden yapılandırılmalıdır. Kamu, katma değeri yüksek ürün
üretiminde sanayiciye her türlü desteği vermelidir. Küçük ve orta ölçekli
işletmelere yönelik kamu desteğinin içeriğinin belirlenmesi bizzat bu
işletmelerin kendi örgütlerine bırakılmalıdır. Tüm üretim politikaları, diğer
üretim biçimleriyle birlikte tümüyle ekolojik olmalıdır.

14-Sağlık hizmetlerine önkoşulsuz erişim bir haktır ve
ücretsiz olmalıdır. Sağlık hizmetleri, refah devletinin en önemli uygulama
alanlarından biri olarak yeniden -özel sektörle de koordineli bir biçimde-
kamunun etkin olduğu bir yapıya dönüştürülmelidir. Koruyucu ve temel sağlık
hizmetleri bu doğrultuda planlanmalıdır ki koruyucu ve temel sağlık
hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmetlerinin maliyetinin de
kısa sürede düşeceği dünyadaki uygulamalardan görülmektedir. Öte yandan küresel
salgın, temel sağlık malzemelerinde kendi kendine yeterliliğin önemini
göstermiştir. Başta koruyucu sağlık ekipmanları ve aşı olmak üzere stratejik
ürünlerin üretim planlaması yapılmalıdır.

15-Anayasada da tanınmış olan konut hakkı, refah devletinin
mutlak güvencesi altına alınmalıdır. Salgının önlenmesine dönük ev merkezli
strateji göstermiştir ki özellikle alt gelir gruplarına ilişkin konut
politikaları ve sağlıklı bir kent planlanması hayatidir. Bir başka temel hak
olarak gıdaya sağlıklı koşullarla erişim hakkına ilişkin yapısal düzenlemeler
yapılmalıdır.

16-Eğitim, Türkiye’nin kalkınma stratejisinin en önemli, en
temel parçası olarak yeniden ve paydaşlarıyla birlikte planlanmalıdır. Eğitim
politikalarının tek hedefi fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür nesiller
yetiştirmek olmalıdır. Üniversitelerimizde, her türlü fikir, düşünce özgürce
tartışılmalı, her türlü bilimsel çalışma özgürce yürütülmelidir. Eğitimin tüm
aşamaları ücretsiz olmalıdır.

“16 madde geleceği kurtaracak”

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa gelecek nasıl olacak’
sorusunun yanıtını arayan dünyaya katkımız olacaktır” diyen Kılıçdaroğlu,
son olarak şunları kaydetti:

“İçinden geçtiğimiz Kovid-19 günlerinde, ülkeler
yaşadıkları depremden, neo-liberal politikaları sorumlu tutuyor, yeniden ‘yeni
bir sosyal devlet’ politikasının zorunluluğu vurgulanıyor. Böyle bir dönemde
Türkiye’nin demokrasiyi tercih etmesi, uluslararası yeni bir dayanışmaya ve
ihtiyacımız olan yeni bir uygarlığın inşasına kapı aralayacaktır.

Unutmayalım ki Cumhuriyetimiz, bilhassa kimsesizlerin
kimsesi olarak ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. İkinci
yüzyılında yeniden kimsesizlerin kimsesi olabilir. Bu idealimizi
gerçekleştirirsek sadece vatandaşlarımıza değil, tüm dünyaya umut olacağız.
Bunu başarabiliriz. 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde
başardığımız gibi.”

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın