Lübnan’da İmzalanan Mutabakatın Zararları Tüm İslam Ümmetini Kuşattı

İmzalanan mutabakat metni çok büyük bir hataydı; bunun yol açtığı zararlar Lübnan’dan İran İslam Cumhuriyeti’ne kadar tüm İslam ümmetini kuşattı. Ancak bundan daha büyük bir hata varsa, o da ölü bir mutabakat üzerinde ısrar etmemizdir.

Lübnan’ın güneyinde son dönemde yaşanan askeri ve güvenlik gelişmelerinin yanı sıra stratejik Ali el-Tahir Tepesi‘nin düştüğüne dair haberlerin ardından; Raja news, Batı Asya uzmanı Dr. Sadık Kuşeki ile gerçekleştirilen söyleşide Lübnan’daki son siyasi ve saha dinamikleri değerlendirildi.

İşte söyleşinin detayları:

“Ali el-Tahir Tepesi’nin Ötesinde: Hizbullah İki Ateş Arasında”

Raja News: Şu anda Lübnan’da tam olarak ne yaşanıyor? Stratejik ‘Ali el-Tahir’ tepesi gerçekten düştü ve siyonist rejimin eline mi geçti? Eğer böylesi bir olay gerçekleştiyse, Lübnan’ın iç ve güvenlik denklemlerine nasıl yansır?

Dr. Kuşeki: Bugün Lübnan’da tanıklık ettiğimiz gerçeklik, tek bir askeri mevzinin düşmesinden çok daha büyük ve farklıdır. Odak noktasının belirli bir askeri bölgeye kayması, siyonist rejimin orayı ele geçirmek için uzun süredir ciddi bir enerji harcamasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu mevzinin tamamen düşüp düşmediğinden daha önemlisi, Lübnan İslami Direnişi’nin (Hizbullah) içine sürüklendiği genel tablodur.

Mevcut koşullarda İslami Direniş iki taraflı bir cenderenin içinde kalmıştır:

  • Lübnan Hükümetinin Baskısı: Lübnan hükümeti tüm imkanlarını Hizbullah’ı zayıflatmak ve yıpratmak için seferber etmiş durumdadır. Son 30 yılda hiçbir Lübnan hükümeti Hizbullah karşısında böyle bir tutum takınmamıştı. Mevcut hükümet adeta yıkıcı bir aktör gibi hem İsrail’in baskı kurmasını kolaylaştırmakta hem de Hizbullah’la mücadele eksenine dönüşmektedir.
  • İsrail’in Askeri Saldırıları: Hizbullah bugün çekiç ile örs arasında sıkışmıştır. Bir yanda siyonist rejimin askeri saldırıları, diğer yanda Lübnan hükümetinin siyasi, sosyal ve ekonomik baskıları…

Bu durum Hizbullah’ı üç açıdan aşındırmaktadır: Siyasi aşınma, askeri aşınma ve sosyal tabanının ciddi şekilde tahrip olması. Dolayısıyla endişeler, bir tepenin veya tek bir askeri mevzinin düşmesinden çok daha geniş ve derindir.

“Güvenliğimizi Trump’ın Sözlerine Bağlamak Komiktir”

Raja News: İslamabad Mutabakatı’nın ve İran ile ABD arasında ateşkesle sonuçlanan müzakerelerin Lübnan’daki mevcut olaylardaki payı nedir?

Dr. Kuşeki: Hizbullah, belirttiğim gibi iki taraftan saldırı altındadır: Lübnan hükümetinin siyasi-ekonomik baskısı ve siyonist rejimin askeri saldırıları. Ancak imzalanan mutabakat zaptı, değersiz bir kağıt parçasından başka bir şey değildi. Siyonist rejim ilk günden itibaren bu mutabakata uymayacağını ilan etti ve bu anlaşma Lübnan’da bir an bile uygulanmadı. Ne yazık ki, Hizbullah’ı ve Lübnan direnişini koruma asli görevini yerine getirmek yerine bir kağıt parçasına ve ABD’nin vaatlerine bel bağlayanlar; hiç şüphesiz tarih önünde, İran halkı ve direniş ekseninin kamuoyu karşısında Hizbullah’ın bugün geldiği durumun asıl sorumlusudur.

Hizbullah’ın güvenliğini Trump gibi bir şahsın sözlerine bağımlı kılmak mümkün müdür? Böylesi bir bakış açısını tahayyül etmek bile trajikomik ve karikatürizedir. Ne yazık ki bu safça yaklaşım, kendi güvenlik halkamız olan Hizbullah’ı savunmasız bırakmamıza yol açtı ve sonuç Lübnan’ın bugünkü acınası tablosu oldu. Şu anda bile Hizbullah’a yardım etmek için kararlı adımlar atmazsak, bu stratejik hata daha da derinleşecek ve telafisi imkansız zararlar doğuracaktır.

“İran Saldırsaydı Yine de Ali el-Tahir Düşer miydi?”

Raja News: Sizce bu koşulların oluşmasını engellemek için Hizbullah ve İran İslami Cumhuriyeti tarafından hangi adımlar atılmalıydı? Bazı analizler, İran doğrudan İsrail ile çatışmaya girseydi bile Ali el-Tahir gibi stratejik bölgelerin yine de düşeceğini savunuyor. Bu görüş ne derece doğru ve gerçeklikle örtüşüyor?

Dr. Kuşeki: Hizbullah savaşçıları çok zor şartlarda direndiler; öyle ki birçoğunun ailesi 4-5 ay boyunca çadırlarda ve sokaklarda yaşamak zorunda kaldı. Hizbullah görevini yapmaktan kaçınmadı. Ancak 8 Nisan’da İslam savaşçıları bir caydırıcılık oluşturmak ve Hizbullah’ı savunmak üzere İsrail’e atış yapmaya hazırlandığı ve hatta İran medyası Hava-Uzay Kuvvetleri’nin İsrail’i bastırmaya hazır olduğunu duyurduğu halde bu adım atılmadı.

Gerçekte müzakereciler ve bazı siyasi figürler bu karara engel oldu. O tarihten bugüne kadar yaşanan her şeyin sorumluluğu, İslam savaşçılarının bu krizin anahtarını doğru kullanmasına ve saldırı gölgesini Hizbullah’ın üzerinden uzaklaştırmasına izin vermeyen o siyasetçilerin omuzlarındadır.

İran’ın doğrudan müdahalesinde dahi Ali el-Tahir’in düşeceğini iddia eden analize gelirsek; bu bir analiz değil, Lübnan’daki savaşın anlamını ve İran İslami Cumhuriyeti’nin kapasitesini bilmemenin göstergesidir. Eğer İran siyonist rejime ağır ve etkili darbeler indirseydi, o rejim Hizbullah’ı 50 gün boyunca rahatça kuşatıp ilerleyebilir miydi? Bu iddialar yanıt verilmeye değmeyen, cehaletten kaynaklanan birer mizah unsurudur. Bunu söyleyen biri ne Lübnan’ı tanıyordur ne de İran’ın caydırıcı gücünü. Şaka olarak bile böylesi bir ifade kabul edilemez.

Dr. Kuşeki sözlerini şöyle tamamladı:

“İmzalanan mutabakat metni çok büyük bir hataydı; zararları Lübnan’dan İran’a kadar tüm İslam ümmetini kuşattı. Ancak bundan daha büyük bir hata varsa, o da ABD’li düşmanların bile öldüğünü söylediği ölü bir mutabakat üzerinde ısrar etmek, onu zorla canlı tutmaya çalışmak ve bununla övünmektir. Stratejik bir hatayla övünmek, hatanın kendisinden daha büyük bir hatadır. Yakında bu kişilerin ipliği pazara çıkacaktır. Hediye kartı alıp bu mutabakatın faziletlerini yazan satılık kalemlerden bir beklentimiz yok; fakat kıdemli siyasi figürlerden beklentimiz, geçmişteki hatalarında ısrar etmemeleridir. Çünkü hatada ısrar etmek, hatanın kendisinden çok daha zararlı ve utanç vericidir.”

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın