kırmızıya boyadılar. Ve yıllar boyunca İslamcı gençler ölüm yıldönümlerinde
anmalar yaptı. Fakat geçen yıl başlayan restorasyon çalışması sırasında bu
kırmızı boyalı mermer silindi. Hatta sosyal medyada anmaların merkezini
gösteren boyanın silinmesinin “AK Parti ile MHP arasındaki yakınlaşmanın
bir sonucu olduğu” yorumları yapıldı.
Fatih Camisi’nde Metin Yüksel için yapılan bir anma…
Peki Metin Yüksel kimdi? Neden öldürülmüştü? 12 Eylül’e
giden süreçte Türkiye’de özellikle sol aydınlara, politikacılara yönelik çok
sayıda suikast yapılmıştı. Ancak bu saldırıların dışında siyasetin sağında yer
alan milliyetçilerle muhafazakarlar arasındaki gerilime işaret eden cinayetler
de işlenmişti. Bunlardan biri de Milli Görüş’ün o zamanki partisi olan Milli
Selamet Partisi’ne yakın gençlik örgütü Akıncılar’ın liderlerinden Metin
Yüksel’in öldürülmesiydi.
Camide yapılan tadilat sırasında Yüksel’in vurulduğu yeri
gösteren kırmızı boya da silindi…
Organize suç örgütü liderliğinden aranan Sedat Peker, geçen
hafta attığı 100 tweet’le geçmişte Metin Yüksel cinayetiyle de adı anılan,
bugünün medya patronu, iş insanı Hasan Yeşildağ’a dair iddialar öne sürdü.
Peker’in değinmedi olaysa Metin Yüksel cinayetiydi. Peker’in Hasan Yeşildağ’a
dair açıklamalarının ardından bu olay da tekrar hatırlandı. Metin Yüksel
cinayetini ağabeyi Edip Yüksel ile konuştuk. Edip Yüksel kamuoyunda 1980’lerin
ortalarından itibaren yazdığı “Kuran’da 19 Mucizesi” gibi kitaplarla
tanındı. Ancak İslam’a dair yaptığı farklı yorumlar nedeniyle ölüm tehditleri
aldı, Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Şu anda ABD’de yaşayan Edip Yüksel,
kardeşi Metin Yüksel’le ilgili sorularımızı cevapladı…
Edip Yüksel halen ABD’de Arizona eyaletinde yaşıyor…
1980 öncesinde ülkücüler tarafından işlenen Metin Yüksel
cinayeti, Sedat Peker’in Hasan Yeşildağ hakkında attığı tweet’ler nedeniyle
tekrar gündeme geldi. Siz Metin Yüksel’in ağabeyiydiniz. Akıncılar hareketi
içinde beraber yer alıyordunuz. Erbakan’ın başkanlığını yaptığı Milli Selamet
Partisi’ne yakın gençlik örgütü Akıncılar için Metin Yüksel ne anlama
geliyordu?
İstanbul Fatih Akıncılar başkanıydı ama Türkiye’deki diğer
Akıncılar onu doğal lider olarak görüyordu. Kadrolarda başkaları vardı ama
onları kimse dinlemezdi. Metin o dönem yaptığı bazı aktiviteleri ile insani
ilişkileriyle farklı biriydi. Mesela Akıncılar içinde ilk Kürtçe slogan
kullanan oydu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin başında Sünni Müslüman biri vardı.
Onunla konuşarak fakir, durumu iyi olmayan insanların, öğrencilerin bedava
tedavi olmasını sağlamıştı. Akıncılar derneğinde öğrenciler için kurslar
düzenliyordu. Derneği hem eğitim için hem de ekonomik durumu iyi olmayan
gençlerin ihtiyaçlarının giderildiği bir yer haline getirmişti. İslamcıydı ama
Osmanlıcı değildi. Onun biliyorsunuz İstanbul’un fethi kutlamalarında Erbakan
ve Tayyip Erdoğan ile birlikte bir fotoğrafı vardır. Müthiş bir cesareti ve
karizması vardı. Bir de düşmanları ile oturup konuşabiliyordu. O dönem bizden
çok ülkücüler ile solcuların çatışması vardı. Fatih’te gerek ülkücülerle gerek
solcularla haberleşip çatışma olmaması için elinden geleni yapıyordu.
Akıncılarla, Milliyetçi Hareket Partisi’nin gençlik
örgütü olan ülkücüler arasında o tarihe kadar ciddi bir çatışma olmamıştı değil
mi?
Bazı ufak tefek olaylar olsa da ciddi bir çatışma yoktu.
Zaten kardeşimin öldürülmesi MHP ve ülkücüler ile aramızda olan her şeyi kırdı,
bağları yıktı. Olaydan sonra kesin bir ayrım oldu. Daha önce küçük çatışmalar
oluyordu. Ama bir duygusal ilişki vardı. Fakat onun öldürülmesi ile birlikte o
duygusal ilişki de yıkıldı.
Fakat ilginç bir şey söyleyeyim. Metin solculara daha
yakındı. Zihin olarak daha yakındı. Kapitalizme karşıydı, emperyalizme karşı
bir duruşu vardı. İran İslam devrimini desteklemişti. Metin’i ‘yeşil komünist’
olarak tanımladılar. Sonra İstanbul’da ülkücülerin başkanı bir demeç verdi,
“Akıncıların arasındaki yeşil komünistler tasfiye edilecek” diye.
İstanbul Ülkü Ocakları başkanıydı bunu diyen ismini unuttum şu anda.
1979’da İran’da Şah Rejimi yıkıldı ve İslamcılar iktidara
geldi. Sizin şöyle bir teoriniz var: İran İslam devrimi ile birlikte ilk defa
bütün İslam dünyasındaki Sünni kesimde Şiiliği bir kenara bırakarak İran’a
karşı bir hayranlık oluştu diyorsunuz. Bunu Sünni dünyasında var olan Amerikan
etkisinden kurtulma ya da dışına çıkma çabası olarak mı görüyorsunuz?
Amerika’nın o dönemdeki konumunu düşünün. Sünni bazı ülkeler
üzerinde senin yatırımların, ticari ilişkilerin var. Suudi Arabistan, Türkiye,
Mısır, İran’daki şah rejimi bunlar Amerikan yanlısı yönetimler. Sonra İran
İslam devrimi oluyor. Bu ülkelerin Sünni halkları İran’a sempati duymaya
başlıyor. Devrimin dinamiklerinden birisi anti Amerikan oluşu. Bir süre sonra
bu ülkelerin halkları da anti Amerikan olabilir. O halde buna karşı önlem
alırsın. Bu benim teşhisim. Sonraki gelişmeler de bunu doğruladı.
Peki Amerika buna karşı nasıl önlemler aldı?
O dönem hangi liderler vardı? Mısır’ın başında Amerikan
yanlısı Enver Sedat vardı, Türkiye’de Kenan Evren geldi. Evren’den önce de yine
Türkiye’de askerlerin etkin olduğu ‘askeri vesayet’ dediğimiz bir rejim vardı.
Amerika, İran İslam Devrimi ile Ortadoğu’da dinin çok önemli bir işlevinin
olacağını keşfetti. Bir de halkla ilişkisi olmayan laik-militarist kesime
yaptığı yatırım pahalıya mal oluyordu. Onları niye iktidarda tutayım ki?
Amerika için önemli olan onunla ilişkileri iyi olan bir iktidarın olması. Dinci
kesimle iyi ilişkiler kurmaz ise treni kaçırabileceğini keşfetti. Bunu sağlamak
için de iki koldan hareket etti.
Önce Suudi Arabistan yoluyla rüşvetle dini ve politik
önderleri satın aldılar. İran İslam devrimini destekleyen İslamcı camianın
tanınan kişileri birkaç ay içinde bir anda İran karşıtı oldular. Bunun bir
açıklamasının olması lazım. Bunlardan birinin ben tanığıyım. Babam Sadrettin
Yüksel tanınan bir din alimiydi. Suudi Arabistan’ın Rabıta örgütünden gelenler
babamı ziyaret ettiler. Biz fakir bir aileydik. Babama Suudi kralının
selamlarını iletip maaş bağlamak istediler. Babam gelen hediyeleri ve maaş
teklifini ret etti. Ama aynı kişilerin Emin Saraç’a, Necip Fazıl’a gittiğini
biliyoruz. Onlar birden bire İran karşıtı olmaya başladılar. İkinci olarak bu
yola girmeyenlerden bazılarını fiziki olarak yok ettiler.
İran İslam devriminin önemli bir dönüm noktası olduğunu
söylüyorsunuz. Metin Yüksel’in İran’da devrim olduğunda İzmir’deki İran
Konsolosluğu’nu “İran devrimcileri adına” devralmaya gittiği
söylenir. Bu, önemli bir konumda olduğunu gösteriyor… Bu olay doğru mu?
Bu olay öldürülmesinden bir, iki gün önceydi. Ben kardeşimi
en son o zaman görmüştüm. Fatih Camisi etrafında medreseler vardı. Onlar bizim
yurdumuzdu. Benim orada bir odam vardı. İzmir’e gitmişti Metin. Türkiye’deki
İranlıların da lideriydi. Gitti İzmir’e konsolosluğu devraldı. Sonra geldi.
Onun niyeti İran’a ve Afganistan’a gitmekti. Biraz yorulmuştu Türkiye’den. Bir
gece önce ülkücü Ali Bilir, bizim yurttaki öğrencilere ateş açmış. Hatta kurşun
bir arkadaşın başını sıyırmıştı.
O zamana kadar MHP’lilerle veya ülkücülerle bu olaya yol
açacak bir çatışma olmuş muydu?
Bazı şeyler vardı. Kardeşim onlarla olan bazı çatışmalarda
görüşmek için giderdi. Fatih dışındaki bazı bölgelerde ülkücüler, Akıncılara
baskılar yapıyorlardı. Hatta şöyle bir olay olmuştu. İki hafta önce ikimiz
birlikte evden çıkıyorduk. Fatih’e doğru geliyorduk. Orada Nevşehir Yurdu
vardı. Metin’i öldürenlerden İhsan Barutçu o yurttaydı. “Ben oradan
geçmeyeyim beni tehdit ediyorlar, burası tehlikeli” dedi. Fatih bizim
kontrolümüzdeydi. Fakat ilk defa onda bir endişe hissettim. “Başka yerden
gidelim” dedi. Benim bilmediğim bazı şeyler vardı. Ben öyle çok yakından
ilgilenmiyordum.
Peki ülkücüler ile çatışma konuları neydi?
O zamanlar ilkel bir bölge kontrolü anlayışı vardı. ‘Burası
bize aittir’ gibi. Esnafla ilişkilerimizi kurarız, toplantıları biz yaparız,
duvar yazılarını biz yazarız başkası yazamaz. Böyle ilkel şeyler. Bir de
üniversitede hakimiyet kurma kavgaları olurdu.
Kardeşiniz Fatih Camisi’nde namaz çıkışı sırasında
öldürüldü. Bir tartışma mı oluyor yoksa direkt öldürülüyor mu?
Bir gün öncesi Fatih Camisi’nin avlusunda Ali Bilir
tabancayla bazı arkadaşlarımızı tehdit etmiş. Tanıdığımız bir ülkücüydü. Çıkan
tartışma sırasında birkaç arkadaş bunun silahını alıyorlar. O akşam o olayı
işittim. Kardeşim İzmir’den o sabah geldi. Bana ‘bu ülkücüleri çok şımarttık
burada bizi silahla tehdit ediyorlar’ dedi. Arkadaşlar, “Ali Bilir seninle
konuşmak istiyor” dediler. Nevşehir Yurdu’na gittim. İhsan Barutçu ve Ali
Bilir vardı. İhsan Barutçu’yu tanıyordum. Ülkücü Liseliler başkanıydı. Vefa Lisesi’nde
solculardan dayak yemişti. Yardım istemek için derneğe gelmişti. Metin solcular
ile konuştu. “Bu arkadaşı dövmeyin bizim korumamız altında” diye.
Görüşmede ikisi ile konuştum. Hatta gittiğimde çok sevinçliydiler. O gün birkaç
solcu öldürülmüştü, onu kutluyorlardı. 23 Şubat 1979 olması lazım tarihin.
Psikopat adamlar. ‘Silah bizim namusumuz silahımı geri verin’ falan dedi. Sonra
arkadaşlarla konuştum. ‘Bunun silahını verin gereksiz çatışma çıkmasın’ dedim.
Kardeşim cuma namazı çıkışı öldürüldü. Ben Fatih Camisi’nde
değil de, Çarşamba’da İsmail Ağa Camisi’nde kıldım namazı. Sonra hemen Fatih
Camisi’ne geldim, Metin’i kanı karlar üzerinde gördüm. Cami kapısındaki İhsan
Barutçu ve Ali Bilir namaz çıkışında vuruyorlar. Onlar da namaza girip
çıkmışlar. Metin onları görünce selam veriyor. Avluda silah çekiyorlar. Metin
‘silahım yok konuşalım’ diyor ama hemen vuruyorlar.
Söylendiği gibi tartışma olmamış o zaman, vurmak için
gelmişler.
Pusu kurmuşlar, hazırlanmışlar yüzlerce kişi görmüş. Tetikçi
olarak Ali Bilir ve İhsan Barutçu var. Barutçu daha sonra MHP’den milletvekili
oldu. Biliyorsunuz daha sonra bir seks kaseti çıktı. MHP’den ayrılmak zorunda
kaldı. O dönem arka planda bu işi azmettirenler arasında Hasan Yeşildağ’ın da
olduğu kulağımıza geldi. Döneme bakar mısınız! Ben Türkiye’ye gelemiyorum ama
Barutçu milletvekili oldu, Hasan Yeşildağ, Erdoğan’ın en yakınındaki isim.
Arka planda bu işe kimler karıştı veya Yeşildağ’ın adı
olaya nasıl dahil oldu?
Ben bilmiyorum, sadece Yeşildağ ismini o günlerde
hatırlıyorum. Bu cinayetle, bu pusu ile alakası olan kişi olarak. O yakalanmadı
o zaman. İhsan Barutçu ve Ali Bilir yakalandı. Ama arka planda Hasan Yeşildağ’ın
olduğu o zaman söyleniyordu. Sonra Yeşildağ’ın yolu Erdoğan’la birleşti. Hayret
yani inanılmaz bir şey.
Peki siz bu cinayetin neden işlendiğini düşünüyorsunuz?
Soner Yalçın bir kitabında bu cinayetten bahsediyor. Orada
Amerika’nın bu yeni liderleri ortadan kaldırma girişimi olduğunu söylüyor.
Başlangıçta bu bana çok uçuk bir teori gibi geldi. Fakat daha sonra ikna oldum.
Mesela Kadir Mısırlıoğlu’nun bir videosu var. Bana ve Metin’e karşı tepkili
olduğunu ilk orada öğrendim. Halbuki tanıştığımız o yıllarda öyle görünmüyordu.
Amerika’nın Türkiye’deki uzantıları vasıtasıyla İslam
devrimine sempati duyan yeni kuşak liderleri tasfiye girişimi olarak
görüyorsunuz yani bu cinayeti?
Benim şu anda vardığım kanaat o.
Bir de Sedat Yenigün cinayeti var. O da bir teorisyen olarak
Akıncıların liderlerindendi. Metin Yüksel cinayetinden sonra bir berberde
öldürüldü…
Sedat Yenigün’ün entelektüel olarak çok büyük bir ağırlığı
vardı. Dürüst bir kişilikti. Akıncıların liderlerindendi. Metin daha aksiyoner
bir liderdi.
Sedat Yenigün nasıl öldürüldü?
Bir berberde tıraş olurken öldürülmüş. Kimin öldürdüğü
bilinmedi. Ama ülkücülerin öldürdüğünü düşünüyorum.
Sedat Yenigün ve Metin Yüksel gibiler, İslamcı devrime
sempati duyan, yeni kuşak liderler ama bir yandan da Kürt kimliklerini de kabul
ediyorlar. Kürtlükleri de ön planda mıydı?
Metin’in Kürt kimliği ön planda değildi ama Kürtlerin
kültürel haklarını savunuyordu.
“Hem Kürdüm hem Müslümanım” demek yeni bir şey
değil miydi o zamanlar için?
Tabii Metin’in özellikle Kürtçeyi kullanması bazılarının
dikkatini çekiyordu. Metin’in Kürt oluşu bir faktör olabilir fakat bir bakıma
anti Amerikan özelliği daha baskındı. Biraz sol bir bakış açısı vardı. Ali
Şeriati etkisindeydi.
Cinayetle ilgili mahkeme süreçleri de olmuştur. Siz daha
sonra kardeşinizin katilleri ile aynı cezaevinde kalıyorsunuz?
Beni aynı cezaevine koydular. Yani İhsan Barutçu ve Ali Bilir’in
kaldığı Kartal-Maltepe Cezaevi’ne… Ben öğrenince itiraz ettim. Buna rağmen
değiştirmediler. Buradan baskı yaptılar. Kardeşimin şahitlerine, yani cinayete
şahit olanlara şahitliklerini değiştirmeleri konusunda… Ben kabul etmeyince
saldırdılar. Benim yerime Ebubekir Doğan adındaki bir arkadaşımı bıçakladılar.
Oradan nasıl kurtuldum onu bilmiyorum.
Peki Hasan Yeşildağ’ın ismi dava dosyalarına girdi mi?
Yoksa onun bu cinayetin arkasındaki isim olduğu bir söylenti olarak mı dile
getirildi?
Dava dosyasında azmettirici olarak bulunması lazım çünkü ben
bunu çok iyi hatırlıyorum. Yeşildağ ismi o dönem sürekli gündeme geliyordu.
Olayı organize eden kişi olarak mı geçiyordu?
Evet öyle.
İsmi var ama bu işin neresinde, kim bu ismi zikretti, bu
davaya nereden girdi? Bunlar belirsiz sanki?
Evet öyle, o zamanlardan hatırladığım için öyle diyorum. Ben
davayla yakından ilgilenmedim.
Siz cinayetten önce Yeşildağ adını duymuş muydunuz? Tanıyor
muydunuz?
Hayır o zamanlar ben ismini işittim. Cinayetten sonra onun
ismi dolanıyordu. Bilmiyorum basında mı çıktı yoksa arkadaşlar mı söylüyordu.
Yeşildağ şu an Tayyip Erdoğan’a yakın önemli isimlerden
sayılıyor. Erdoğan cezaevine girdiğinde Yeşildağ’ın da basit bir suç işleyerek
onu korumak için cezaevine girdiği söylenir…
Erdoğan da 5-6 yıl öncesine kadar Metin’in anma toplantısına
mesaj yolluyordu. “Ben dava arkadaşıyım” falan diyordu bu son zamana
kadar. AKP içerisinde halen Metin’i seven eski Akıncılardan onu saygıyla anan
çok insan var.
Sonra İhsan Barutçu milletvekili seçildi. Milletvekili
olduktan sonra kendisiyle hiç konuşma şansınız oldu mu?
Barutçu’nun katıldığı bir TV programı vardı geçmişte. Ona
Metin cinayetini sordular. ‘Ben ateş etmedim’ dedi. Orada olduğunu ama ateş
etmediğini söyledi. Fakat gören tanıklar onun da ateş ettiğini söylüyorlar.
Bazı şeyleri anlatmak istemediğini söyledi. ’O olayın arkasında bizim
bilmediğimiz başka şeyler var’ dedi. Öyle bıraktı. Ben programa bağlanmak
istedim, bağlamadılar. Aslında konuşmak isterdim onunla. Gerçekten sormak
isterdim. Benim herhangi bir kinim, nefretim yok. Zaten kendisi de kullanılmış
biri. O da gençti o zaman. 20 yaşında falandı. Kinim, nefretim yok ancak
gerçeği söylemesi lazımdı. Söyleyemedi.. Sanıyorum pişmanlık hissediyordur.
Çünkü durup dururken camiden çıkan silahsız birini öldürmek kim olursa olsun
kötü bir şey.
Siz kardeşinizi asıl olarak İran devrimine sempati
duymasının hedef yaptığını söylüyorsunuz.
Doğrudur, İran işiyle ilgilenmesi belki onu hedef haline
getirdi.
Metin Yüksel’in öldürülmesini 12 Eylül’e giden süreçte
önemli bir cinayet olarak değerlendirebilir miyiz?
O gün Metin’in ölümü üzerine birkaç gazetede yayınlanan
yazılara bakın. Bir ay boyunca sayfalarca taziye mesajları yayınlandı. Çok
büyük etkisi oldu. Bir gün sonra cenazesi oldu. Elli bin kişi katıldı. Fatih
Camisi tamamen dolmuştu. Üstelik bu sıkıyönetim koşullarında oldu. Çok sevilen
bir gençti.
Aradan geçen bu kadar yıldan sonra hâlâ Metin Yüksel için
anma yapılıyor. İslamcı gençlerin idollerinden birisi haline dönüştü diyebilir
miyiz?
Evet öyle..
Aynı dönemde Erdoğan da genç liderler arasında ve
tanışıyorlar. İlişkileri nasıldı?
Biz o zaman onlara “tatlı su mücahitleri”
diyorduk. Daha çok masa başındaydılar. Sokaklarda, meydanlarda bizim gibi
çalışmıyorlardı. Halkla iç içe değillerdi. Esnafla, iş adamları ile masa
başındaydılar, o yüzden ciddiye almazdık.
Milli Selamet Partisi’nin Akıncılar ile farklı bir ilişkisi
vardı. Akıncılar yasal olarak kuruldu ama parti ile yasal bağı yoktu. Yani
partinin gençlik kolları vardı görünürde. Partinin başı belaya girmesin, başına
iş açmasın diye ayrı kuruldu. Ama aslında MSP’nin gençlik kolları bizdik.
Tayyip Erdoğan da aktifti o zaman. Seçim olsun olmasın evlerde toplantılar yapılıyordu.
Esnafla arası çok iyiydi.
Cinayetten sonra sanıklar hemen yakalandı mı?
Kısa süre sonra, bir hafta içinde yakalandılar. Ben
mahkemeye gittim. Bağırdım, hakaret ettim. Beni mahkemeden çıkardılar. Ruhsal
olarak iyi durumda değildim…
