depremine ilişkin olarak Sözcü’den Özlem Güvemli’ye açıklamalarda bulundu.
Prof. Görür, 7.4 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi’nin hemen
ardından yer bilimciler olarak ”İstanbul tehdit altına girdi” diye alarm
vermeye başladıklarını hatırlattı ve riski şöyle özetledi:
”1999 depremi esnasında Anadolu levhası 5.5 metre batıya
doğru savruldu. Deprem kırığı İzmit Körfezi’nin Marmara’ya girdiği yerde durdu.
Böylece bu depremler belirli miktardaki stresi Marmara’nın altındaki kırılmayan
kabuğa transfer etti. Depremler olmasaydı Anadolu levhası yılda sadece 2,5 cm
batıya kayacak ve bu yer değiştirmeye denk gelecek bir stresi Marmara
Denizi’nin altındaki kabuğa yükleyecekti. Fakat bu depremler normalde 200-220
senede birikebilecek olan bir stresi saniyeler içinde Marmara kabuğuna
yüklediler ve her sene de 2.5 cm’lik bir stresi yüklemeye devam ediyorlar. İşte
bu nedenle Marmara Denizi’nin altındaki kabuğun fazla dayanamayacağını ve
eninde sonunda kırılarak büyük bir deprem üreteceğini düşünüyoruz.”
Görür, depremin ne zaman olacağını bilmenin mümkün
olmadığını ama araştırmaların 1999’dan itibaren 30 yıl içerisinde olma
olasılığının yüzde 60’tan fazla olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı. Marmara
tabanını boydan boya kesen doğrultu atımlı fayın üç kola ayrıldığını anlatan
Görür, İstanbul’u etkileyecek depremin 70-75 km uzunluğundaki Yeşilköy
açıklarında başlayıp orta Marmara çukurluğunda devam eden Kumburgaz fayında
meydana geleceğini düşündüklerini belirtti.
Kilitli olan bu fayın kırıldığı takdirde 7.2 büyüklüğünde
bir deprem üretebileceğini ifade eden Görür, Marmara’da en son 26 Eylül 2019’da
meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki ve 11 Ocak 2020 tarihli 4.7 büyüklüğündeki
depremlerin bu kolun batı ucunda meydana geldiğini söyledi.
Görür uyarı yaparak ”Son depremler bu kolun batı ucunda
gerçekleşince şahsen ben endişeye kapıldım. Küçük de olsalar bu depremlerin
beklenen Marmara depremini öne çekmiş olabileceğini düşünüyorum” dedi.
‘Deprem parti tanımaz’
İstanbul’un en az 7,2 büyüklüğünde bir deprem beklediğinin
altını çizen Görür, şu çağrıyı yaptı:
”Yerel yöneticileri ve hükümeti, yaklaşan bu tehlike
karşısında önlem almaya davet ediyoruz. Depremde olması muhtemel zararların
önüne geçebilecek tedbirleri almalı. Deprem siyasi ideoloji ve parti tanımaz.
Geldiğinde hepimiz zarar göreceğiz. Dua edelim de gelmeden önce yöneticilerimiz
akıllarını başlarına alsın ve bu afete karşı önlem almada kenetlensinler.”
‘960 bin riskli bina var’
İstanbul’daki binaların depreme hazır olmadığına dikkat
çeken Görür, “Devletin resmi rakamlarına göre İstanbul’daki yapı stokunun
yüzde 60’ı herhangi bir mühendislik hizmeti almamış ve gecekondu mantığıyla
inşa edilmiş. Resmi rakamlara göre İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Eğer
bu binaların yüzde 60’ı beklediğimiz 7.2 büyüklüğündeki depreme dayanmazsa
toplam 960 bin riskli bina var demektir. Bu binaların deprem olmadan önce
deprem güvenli hale getirilmeleri gerekir. Resmi binaların güçlendirildiğini
veya yeniden yapıldığını biliyorum ama halkın oturduğu yerlerin önemli bir
kısmının henüz elden geçirilmediği de malum” dedi.
‘İstanbul depreme 20 yılda neden hazırlanamadı?’
Görür, beklenen Marmara depreminin ülkenin en stratejik
bölgesini vuracağının herkes tarafından bilinmesine, ‘milat olacağı’ söylenen
İzmit depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen halen İstanbul’un depreme
hazır olmadığını vurguladı.
Görür bunun nedenini şöyle açıkladı: ”İstanbul’u depreme
yeterince hazırlamamış olmamız bu işi pek beceremediğimizi göstermektedir.
Beceremeyişimizin nedeni bu işi nasıl yapacağımızı bilmediğimizden değil,
umursamazlık. Tehlike ve risk analizlerini yaparak bir an önce belli bir
program dahilinde zarar azaltma çalışmalarını kararlılıkla sürdürürseniz
istediğiniz kenti veya bölgeyi depreme hazırlarsınız. Ama üzülerek söylemeliyim
ki bizim yöneticilerimiz deprem gelmeden önce pek bir şey yapmak istemiyor.”
Türkiye’de nerelerde deprem bekleniyor?
Prof. Görür, Türkiye’nin deprem riski taşıyan diğer
noktalarını da sıraladı. Görür “Depremin zamanını önceden bilmemiz mümkün
değil. Biz deprem kestirimi yapmıyoruz. Belirli bir fay üzerinde uzun dönemdir
deprem olmuyorsa ve fay da aktifse stres birikiminin arttığını düşünerek
depreme gebe olduğunu söyleriz” dedi.
Görür buna göre Kuzey Anadolu Fayı üzerinden İstanbul,
Karlıova-Erzincan’ın; Doğu Anadolu Fayı üzerinde Çelikhan-Erkenek,
(Malatya-Maraş-Adıyaman yöresi), Kahramanmaraş-Türkoğlu’nun; Ölüdeniz fayı
üzerinde Antakya civarının sıkıntılı olduğunu söyledi.
Kuzey Anadolu Fayı’nın güney kolunda da Bursa, İznik, Geyve
yörelerinde 1700-1800’lerden beri deprem üretmemiş faylar bulunduğunu ifade
etti. Görür, Van’da 2011’deki depremin stresi boşaltmış olmasına karşın kentin
İran sınırına giden kesimlerinde hareketlilik artışı olduğunu kaydetti.
Karadeniz’de endişe edecek bir durum olmadığını, bu yörede
büyük deprem beklemediklerini dile getiren Görür, Ege’nin deprem açısından her
zaman riskli olduğunu belirtti.
Görür ”Manisa yöresinde devamlı depremler oluyor. Çoğu kez
küçük depremler. Bölgenin Gediz ana fayı boyunca yavaş yavaş kayıp dönmesi,
kabuğun yerleşmesi şeklinde yorumluyorum. Çok büyük endişe verici bir durum
yok. İzmir de ciddi bir deprem bölgesi. Nerede bir deprem olsa İzmir ondan
etkileniyor. Kendine has depremlerinin çoğunun büyüklüğü 6’lar mertebesinde.
Çoğu kısa faylar. Benim kanaatime göre İzmir’de en fazla 6’lar mertebesinde
deprem olabilir” dedi.
