Riyad kapısı Kahire’nin kilidini açabilir mi?

rasthaber

Rasthaber – 

Erdoğan’ın Suudi Arabistan’a ziyareti hançerlerin
kınına girdiği anlamına geliyor. Yine de ilişkiler hala teste tabii.
Bunun yanı sıra Riyad’la el sıkışmanın Mısır’la diyaloga psikolojik
etkisi olabilir. Fakat küçük bazı tavizlerden memnun olsa da Kahire hala
koşulların karşılanmasını bekliyor.

Arap-Türk ilişkilerin rengini belirlemeye muktedir başkentlerle
yeni sayfa açma girişim ya da denemeleri omuz silken soğuk tavırlarla
yüzleşiyor. Tek taraflı tavizler ve U dönüşleriyle gündem olan bu süreç,
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan açısından itibarlı bir seyir izlemiyor.
Belki başarılı bir Suudi Arabistan ziyareti mantıken Ankara ile
ilişkileri normalleştirmek için nazlanan ve koşullar ileri süren Mısır’ı
biraz daha yumuşatabilir. En azından beklenti bu yönde. Erdoğan, Suudi
Arabistan gezisinden dönerken Mısır’la da yeni bir sayfa açma konusunda
umutlu konuşarak “Mısır ile diyalog en üst seviyelere çıkabilir” dedi.

1939’da Hatay’ın ilhakından beri husumetlerle malul olup 2011’den bu
yana da açık çatışma halindeki Suriye-Türkiye ilişkileri bir kenara
Riyad ve Kahire, Türklerin Arap dünyasına müdahaleci ilgisine karşı
elektriklenmenin iki önemli kutup başı sayılır. İki başkentle
ilişkilerin bozulmasındaki temel faktör aynıydı: Ankara’nın Arap Baharı
dalgasında sörf yapıp özellikle Müslüman Kardeşler kuşağı ile nüfuzunu
artırma çabası, Katar’la askeri boyut kazanan ortaklık ve müdahaleci bir
siyasetle “Yeni Osmanlı” algısıyla geçmişin korkularını diriltilmesi. 

Yaygın izlenim Erdoğan’ın sağcı-muhafazakâr siyasetin genlerinde olan
Osmanlı özleminin yarattığı sonuçlarla samimi bir yüzleşmeye girmediği,
sadece ekonomik kriz, Libya ve Suriye’deki savaşların sonuçsuzluğu ve
Doğu Akdeniz’de enerji oyununun ters tepmesi yüzünden normalleşme
gündemine mecburen döndüğü yönünde. Bu ilişkiye Riyad ve Kahire’den çok
Erdoğan’ın ihtiyacı olduğu, 2023 seçimleri öncesinde iktidarını
garantilemek için tavizler verdiği vurgusu her yerde dillendiriliyor.

Erdoğan’ın üç kez ertelemenin ardından 29 Nisan’da Cidde’de Suudi
Kralı Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la (MbS) kucaklaşması
ancak gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili davanın kapatılıp
dosyanın Riyad’a devredilmesiyle mümkün olabildi.

Erdoğan cinayetten sorumlu tuttuğu MbS’ye bedel ödetmek isterken
şimdi kendisi diyet ödüyor. Erdoğan’ın Veliaht Prens’le tokalaşırken
başı eğik olarak verdiği görüntü, Cidde havaalanında vali seviyesinde
karşılanıp vali yardımcısı seviyesinde uğurlanması ve Suudi kaynakların
ziyaret için Riyad’dan bir davet gitmediği, talebin Türk tarafından
geldiği yönündeki sözleri bu kucaklaşmayı yeterince gölgeledi.
Erdoğan Twitter hesabından “Hâdimü’l Haremeyn’in daveti üzerine Suudi
Arabistan’a bir ziyaret gerçekleştirdik” demişti. Erdoğan, Kral
Selman’dan bahsederken İslami literatürde Mekke ve Medine’nin hizmetçisi
anlamında kullanılan “Hâdimü’l Haremeyn” ifadesini tercih ediyor.

Gümrüklerdeki sıkıntılar, Türk şirketlerinin sorunları, örtülü
ambargo nedeniyle ticaret ve turizmdeki gerilemeleri ele alıp Türk
savunma sanayine sermaye talep eden Erdoğan, “İki ülke yatırımcılarını
bir araya getirecek organizasyonlarla büyük bir ekonomik potansiyeli
tekrar harekete geçirmemiz gerektiği hususunda mutabık kaldık” dese de
ziyaretin somut başarılarından söz etmek için erken. 

Herkes Erdoğan’ın ne aldığı değil ne verdiğiyle ilgileniyor. Üstelik
Erdoğan’ın uluslararası alana taşımak için uğraş verdiği Kaşıkçı adını
bir daha anmama şartını kabul etmesi bu normalleşme serüveninde taviz
verme beklentisini artırıyor.

Eski Suudi İstihbarat Şefi Turki el Faysal, Erdoğan’ın, Suudi
Arabistan karşıtı politikanın başta Türk halkı olmak üzere kimseye bir
faydasının olmadığını anladığını umduğunu belirtiyor. Bunu derken
Adapazarı’ndan bir Çerkes ailenin kızı olan anneannesi
Asiye’nin köklerini hatırlatarak Türkiye ile yakınlık kuruyor.

Buradan Kahire’ye dönersek; Erdoğan, Mısır’la diyalog sürecinin
Cidde’de gündeme gelip gelmediği sorusuna yanıt verirken “Doğrusu
gündeme gelmedi. Fakat Mısır’la şu anda alt düzeydeki, hatta istihbarat
örgütlerimiz arasındaki ilişkiler devam ediyor. Olumlu neticeler, üst
düzeyde de bu adımların atılabileceği istikametindedir” dedi. 

Manidar bir çakışmayla Erdoğan, Cidde’ye giderken İstanbul’da Mısır
Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi’yi memnun edecek bir gelişme yaşandı.
Müslüman Kardeşler’in kanalı Mekamelin TV, İstanbul stüdyolarına kilit
vurup başka bir başkente taşınacağını duyurdu. Geçen yıl İstanbul’dan
yayın yapan Mekamelin, El Şark ve Vatan televizyon kanallarından Sisi’yi
hedef alan yayınlara son verilmesi istenmişti. Bunun üzerine Muhammed
Nasır, Hamza Zoba, Hişam Abdullah, Heysem Ebu Halil, Hüsam El Gamri ve
Mutaz Matar gibi sunucuların programları askıya alınmıştı. 

Bu gelişme üzerine Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri “Bizim dikkate
aldığımız şey Müslüman Kardeşler’in kanallarının kapatılmasıdır. Bu
kanalların kapatılması belgelenir ve kalıcı hale gelirse o zaman diğer
ülkelerin içişlerine karışılmamasına yönelik uluslararası hukuk
kuralları devreye girmiş olacak” demişti. Mısır’ın koşulları adım
adım yerine geliyor ama zaman alıyor.

Arap kaynaklar televizyonlara getirilen önlemlerin dışında İhvan
yöneticilerini sistematik olarak gönderme stratejisinin alttan alta
işlediğini belirtiyor. “Sakıncalı” kişilerin oturma izinleri
uzatılmayarak bir bakıma “git” deniliyor. El Arabiya’ya göre düzinelerce
Müslüman Kardeşler üyesinin oturum izinleri yenilenmedi. Müslüman
Kardeşler aktivisti Yaser El Umda nisanda Mısırlıları sokağa çıkmaya
teşvik eden bir video mesajının ardından Türk yetkililerin
kendisinden ülkeyi terk etmelerini istediğini duyurdu. Fakat kilidi
açabileceği umuduyla küçük adımlarla yetinen Ankara ne Mısır’ı için
Müslüman Kardeşler ne İsrail için Hamas’a tam olarak kapıyı gösterecek
pozisyonda.

Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde iki tur görüşme yapıldıktan
sonra sıra henüz bakanlara gelemedi. Erdoğan-Sisi görüşmesi Körfez’deki
liderlerle yapılan görüşmeden çok daha çetin bir mesele. Ankara
ivedilikli bir şeyler olacakmış gibi görüntü verirken Mısır hem temkinli
hem nazlı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Şükri ile ramazanda İstanbul’da
iftar açacaklarını duyurdu ama olmadı. Çavuşoğlu 14 Nisan’da bakan
yardımcıları düzeyinde üçüncü turun yapılabileceğini ve Şükri ile bir
araya gelme konusunda bazı önerilerin olduğunu belirtip kendini tashih
etti: “Şu anda netleşmiş bir görüşme, en azından bir tarih yok.
İlişkilerimizi normalleştirme konusunda tam bir irade ortaya çıkarsa
tekrar karşılıklı büyükelçi atama söz konusu olabilir.”

En önemli beklenti elçilerin karşılıklı olarak atanması. 7
Nisan’daki Büyükelçiler Kararnamesi ile Büyükelçi Salih Mutlu Şen,
Kahire Maslahatgüzarı olarak atandı. İlişkiler zaten 2013’ten beri bu
düzeyde. 

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Hasan Haridi, Müslüman
Kardeşler’le bağlantılı kanallar İstanbul’da açık olduğu sürece
Kahire’nin karşılıklı elçi atanmasına karşı olduğunu, Mekamelin’in
kapanmasının bu bariyerin aşılmasına yönelik bir adım olduğunu
belirtiyor. Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali el Hafni’ye göre
ise Mısır, Türkiye’nin adımlarını takdir etse de daha
etkili tedbirler gerekiyor. Şükri daha önce beklentiyi net olarak ortaya
koymuştu: Türkiye, Mısır’ın iç işlerine karışmaktan ve radikal düşman
unsurlara sponsorluk yapmaktan uzaklaşmalı.

Suudi Arabistan ile normalleşmedeki hızın Mısır’da yakalanması mümkün
değil. Riyad, Katar-Körfez barışından sonra Türkiye’nin Doha ile
dayanışmasını daha az umursarken Kaşıkçı dosyası ilişkilerin önündeki
temel engel olarak kalmıştı. Kahire ise hem Müslüman Kardeşler’e desteği
hem de Libya’da Türk askeri varlığını bariyer olarak tutuyor. Mısır,
Müslüman Kardeşler’le ilgili önlemlerin sürmesini beklerken Libya’da
esnemekte olan Türk tutumunu da yeterli görmüyor

Al-Monitor

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın