Dürüstçe itiraf edelim; en nihayetinde bir ülke ABD ile sorunlarını çözmeyi, yaptırımları kaldırmayı ve Beyaz Saray yetkilileriyle anlaşmaya varmayı başardı.
Ocak 2025’ten başlayalım; dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun Donald Trump ile bir pazarlık yapılabileceğini düşündüğü zamandan. Tıpkı o dönem İran’daki Batı hayranlarının, Trump’ı kendisiyle anlaşmaya varılabilecek ve ülke ekonomisini kalkındırabilecek bir tüccar olarak tanıtması gibi!
Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden sadece birkaç gün sonra, 31 Ocak 2025’te Maduro, Karakas’ta Richard Grenell’i ağırladı. Grenell, Trump’ın özel temsilcisi olarak Venezuela’ya gitmişti ve Venezuela’da tutuklu bulunan 6 Amerikan vatandaşının serbest bırakılmasını görüşmesi planlanıyordu. Tabii ki görüşmeler sadece Amerikalı mahkûmların serbest bırakılmasıyla sınırlı kalmadı; ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı yaptırımlar da dâhil olmak üzere diğer konular da müzakere edildi. Nicolás Maduro, Trump’ın özel temsilcisiyle görüşmesinin ardından şunları söyledi: “Bazı konularda ön anlaşmalara vardık ve bunlara uyulduğunda yeni konular gündeme gelecektir; iki ülkenin ve bölgenin yararına yeni anlaşmaların sağlanmasını umuyoruz.” Maduro, Donald Trump’a hitaben şöyle devam etti: “Başkan Donald Trump! Biz ilk adımı attık, bunun devam edebilmesini umuyoruz. Bu sürecin sürmesini istiyoruz.”
6 Amerikalı mahkûm aynı ziyarette serbest bırakıldı ve Richard Grenell ile birlikte ABD’ye döndü. Ancak bu adıma rağmen Beyaz Saray Sözcüsü, Grenell’in ziyaretinin ve mahkûmların serbest bırakılmasının “ABD’nin Maduro’yu Venezuela’nın meşru lideri olarak tanıdığı anlamına gelmediğini” vurguladı. Dönemin Venezuela Devlet Başkanı’nın gösterdiği iyi niyete rağmen ABD, Amerikan petrol şirketi Chevron’a Venezuela’da faaliyet göstermesi için söz verdiği izni bile vermekten kaçındı.
Yaklaşık yedi ay sonra, 6 Eylül 2025’te Maduro, Trump’a bir mektup gönderdi. Bu mektup, ABD’nin uyuşturucuyla mücadele bahanesiyle bir Venezuela teknesine düzenlediği ilk saldırıdan dört gün sonra yazılmıştı. Dönemin Venezuela Devlet Başkanı, dostane ve bir ölçüde yalvaran mektubunda ABD ile doğrudan müzakere talebinde bulundu. Venezuela’nın uyuşturucu kaçakçılığındaki rolüne ilişkin ABD iddialarını reddederek Trump’a şöyle yazdı: “Sayın Başkan, umarım birlikte, ilişkilerimizi kirleten yalanları —tarihi ve barışçıl olması gereken [ilişkileri]— yenebiliriz. Medya gürültüsünü ve sahte haberleri aşmak adına bu konular ve diğer meseleler, Özel Temsilciniz (Richard Grenell) ile doğrudan ve açık bir diyalog için her zaman açık olacaktır.” Maduro mektubunda, önceki tatsız tecrübesine rağmen “Grenell” kanalını “kusursuz” olarak niteledi.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik tehdit ve baskılarının artmasına paralel olarak Maduro, Trump ile müzakere ve pazarlık arayışını sürdürdü. 21 Kasım 2025’te Trump ile 15 dakikadan fazla sürmeyen doğrudan bir telefon görüşmesi yapmayı başardı. Amerikan medyasının o dönem ifşa ettiği üzere Maduro, bu telefon görüşmesinde Trump’a göz kamaştırıcı tekliflerde bulunmuştu. Kendisi, ailesi ve 100’den fazla Venezuelalı yetkili üzerindeki ABD yaptırımlarının kaldırılması ve tam bir af sağlanması şartıyla “iktidarı bırakmaya ve Venezuela’yı terk etmeye hazır olduğunu” söyledi. Maduro ayrıca seçimler yapılana kadar Yürütme Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in geçiş hükümetini yönetmesini teklif etti.
İlk ders buradaydı: Direnişi bir kenara bırakırsanız, ABD’nin artık sizin teslim olmanızla bile yetinmeyeceğinden emin olabilirsiniz. Beyaz Saray sakinlerinin dönemin Venezuela Devlet Başkanı’na yaptığı tam olarak buydu. ABD, Maduro’nun bir teslimiyet belgesini andıran tüm tekliflerini reddetti; Karakas’tan gelen telefon aramalarına artık yanıt vermedi, Venezuela hava sahasını kapalı ilan etti ve 6 haftadan kısa bir süre sonra, 3 Ocak 2026 gece saat 02.00’de Nicolás Maduro’nun ikametgâhına baskın düzenleyerek kendisini ve eşini kaçırıp ABD’ye götürdü.
İkinci ders, Maduro’nun Yürütme Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in kaderinden çıkarılmalıdır. 2025 sonbaharında, tam da Maduro’nun Trump ile pazarlık yapacak bir kanal aradığı sırada, Delcy Rodríguez ve kardeşi Jorge (Venezuela Meclis Başkanı), Maduro’nun yokluğunda Venezuela’yı yönetebileceklerini kanıtlamak için ABD’li yetkililerle sessizce temas halindeydi. Miami Herald gazetesi, 16 Ekim 2025’te Delcy ve Jorge Rodríguez’in Katarlı aracılar vasıtasıyla Nisan ve Eylül 2025’te ABD’li yetkililere en az iki teklif sunduğunu gösteren bir haber yayımladı. Her iki teklifin de ana ekseni, Maduro olmadan yönetimin devam etmesi, barışçıl bir geçiş ve Delcy Rodríguez’in rol oynamasıyla Venezuela’da siyasi istikrarın korunmasıydı. Miami Herald haberinde bu tekliflerin Maduro’nun onayıyla sunulduğunu iddia etti. Beyaz Saray yetkilileri her iki teklifi de reddetti, ancak mesajlaşmalar sırasında Delcy Rodríguez’in Bolivar Devrimi’ne karşı bağnaz ve sert bir figür olmadığını fark ettiler. Tahminleri neredeyse doğruydu; iki ay sonra ve Maduro-Trump telefon görüşmesinin ardından Delcy ve Jorge Rodríguez bu kez gizlice ve Maduro ile koordine olmadan, Katarlı aracılar vasıtasıyla ABD’li yetkililere kendilerini kanıtlama arayışına girdiler. The Guardian’ın Aralık 2025’teki haberine göre, Maduro’nun kaçırılmasından kısa bir süre önce Delcy Rodríguez aracılar vasıtasıyla ABD’li yetkililere “Maduro gitmeli ve sonrasında ne gelirse gelsin iş birliği yapacağım” dedi; her ne kadar Maduro’nun devrilmesinde rol oynamayı asla kabul etmemiş olsa da.
Tabii ki Amerikan yetkilileri Rodríguez’e sadece bu sözleri ve vaatleri sebebiyle güvenmediler. Belki de 2016 yılına gitmek gerekir; 22 Aralık 2016’da Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA’nın yan kuruluşu olan CITGO petrol şirketinin, Donald Trump’ın ilk hükümetindeki göreve başlama töreni komitesine 500 bin dolar bağışta bulunduğu zamana. Daha sonra haber kaynakları, bu bağışın o dönem Venezuela Dışişleri Bakanı olan Delcy Rodríguez’in yönlendirmesiyle yapıldığını ifşa etti. Rodríguez bu adım vasıtasıyla, Beyaz Saray’ın dikkatini çekerek ilişki kurmayı ve Venezuela petrol sektörüne yatırım çekmeyi hedefliyordu. 2017’de, CITGO’nun Trump’ın seçim kampanyasında yer almış bazı danışmanları aracılığıyla Kongre’deki Cumhuriyetçi temsilcilerle ve ABD’li petrol şirketi ExxonMobil ile temas kurmaya çalıştı. 2018’de Devlet Başkanlığı Yürütme Başkan Yardımcılığına yükselen ve Venezuela petrol ekonomisinin büyük bir kısmının kontrolünü eline alan Rodríguez, aynı zamanda ilk Trump hükümetiyle ilişkileri düzeltmek amacıyla Teksas Temsilcisi Cumhuriyetçi Pete Sessions’ın Venezuela’ya gizli ziyaretini ve Nicolás Maduro ile görüşmesini organize etti. Bu hesapla Delcy Rodríguez, ABD istihbarat ve güvenlik birimleri için bilinmeyen bir isim değildi. Amerikan Merkezî İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Trump’a sunduğu gizli değerlendirmede “Venezuela liderinin iktidarı kaybetmesi durumunda, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez dâhil olmak üzere Maduro’nun kıdemli sadıklarının ülkedeki istikrarı korumak için en iyi konumda olduklarını” belirtmesi sebepsiz değildi. Trump’ı Maduro’yu kaçırmaya ve Venezuela’daki iktidar piramidinin sadece zirvesini devirmeye ikna eden de işte bu değerlendirmeydi; ve tabii ki her şeyden önce Rodríguez’e, itaatsizlik etmesi halinde eski patronunun kaderini paylaşacağını kavratmıştı.
Çavezcilik (Chavismo) akımının tanınmış simalarından biri, ABD ve Avrupa’nın yaptırım listesinde yer alan bir isim, Bolivar Devrimi’nin kahramanlarından Antonio Rodríguez’in evladı olan Delcy Rodríguez; şimdi ABD politikalarını uygulayan bir piyona dönüştü. Ancak ABD bu kadarıyla da yetinmiyor. Rodríguez’in işbaşına gelmesiyle Beyaz Saray’ın en az önem verdiği şey, onun Venezuela kamuoyu nezdindeki itibarını ve onurunu korumak oldu.
ABD, Rodríguez ile anlaştı, ona yönelik yaptırımları kaldırdı ve Venezuela’ya uygulanan yaptırımları da hafifletti; ancak Venezuela petrolünün parası Beyaz Saray kasasına aktı. ABD; Venezuela petrolünün pazarlanması, gelir yönetimi ve operasyonel denetiminin doğrudan kontrolünü eline aldı. 28 Mayıs 2026’da Venezuela devlet petrol şirketinin (PDVSA) Satış Müdürü müşterilerine yayınladığı duyuruda, bundan böyle ödemelerin doğrudan ABD Hazine Bakanlığı’ndaki hesaplara yatırılması gerektiğini bildirdi.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD hükümeti, bu yılın başından bu yana Venezuela petrolünün satışından 13 milyar dolardan fazla gelir elde etti, ancak bu paranın akıbeti hakkında neredeyse hiçbir açıklama yapmadı.
Bu durum, 24 Haziran 2026’da meydana gelen iki yıkıcı depremin Venezuela hükümetine ağır can ve mal kayıpları yaşattığı bir sırada gerçekleşti. 6 bin 500’den fazla kişi hayatını kaybetti ve Birleşmiş Milletler sadece binalara ve altyapıya verilen zararı 37 milyar dolar olarak tahmin etti. Bu acı olaya rağmen ABD, Venezuela petrolünün parası ve bunun iadesi hakkında hiçbir açıklama yapmaya yanaşmadı ve komik bir açıklamayla Venezuela’ya insani yardım amacıyla 386 milyon dolar yardım yapıldığını duyurdu!
Kısa bir süre sonra, önceden haber verilmeksizin ve tartışmalı bir anlaşmayla ABD, Venezuela’nın 17 petrol sahasını geliştirme hakkını %55 üretim payıyla 100 yıllığına devraldı. Bu durum Washington’ın, Venezuela’nın kanıtlanmış 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin çoğunluğunun kontrolünü ele geçirmesini sağladı. Rodríguez, Venezuela’nın İngiltere’deki yaklaşık 4 milyar dolar değerindeki altın rezervlerinin bir kısmının ABD’ye transfer edilmesini bile kabul etti. Bütün bu pazarlıklara ve Beyaz Saray’a verilen imtiyazlara rağmen, Venezuela’nın yılın ilk çeyreğindeki ekonomik büyüme oranı son beş yılın en düşük seviyesindeydi. 7 yıl aradan sonra başkent Karakas elektrik kesintileri yaşadı ve Venezuela halkı artan kesintileri protesto etmek için sokaklara döküldü.
Venezuela Anayasası’na göre, devlet başkanlığı makamının boşalmasından 30 gün sonra seçimlerin yapılması gerekiyor; ancak aradan 260 gün geçmesine rağmen Venezuela’da seçimlerden hiçbir haber yok ve elbette artık Beyaz Saray’da hiç kimse Venezuela’daki demokrasi ve halkın oy hakkı konusunda endişelenmiyor! Trump’ın ilk hükümetinde Venezuela Özel Temsilcisi olarak atanan Elliott Abrams, Associated Press’e şunları söylüyor: “Trump’ın sözlerinin hiçbiri, hükümetinin Delcy’den hızlı bir geçişi değerlendirdiğini göstermiyor. Kimse seçimlerden bahsetmiyor. Eğer [birileri] işleri Delcy’nin yönettiğini düşünüyorsa, tamamen yanılıyorlar.”
Delcy Rodríguez’in kaderinden çıkarmamız gereken ders şudur: ABD sizinle pazarlık yapar, ancak bu pazarlıkta milli servetinizi, bağımsızlığınızı, özgürlüğünüzü, izzetinizi, itibarınızı ve şerefinizi, hepsini birden ister; Beyaz Saray’a yaranmak için gizli temaslarda bulunmuş olsanız bile! Gönüllerinin bir köşesinde hâlâ ABD ile pazarlık yapma arzusu duyan bazı İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin, gözlerinin önüne “Cevlânî” fotoğrafının yanı sıra bir de “Delcy Rodríguez” fotoğrafı koymalarında fayda vardır.
Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
