gayesine yeniden çevirmek için bir elçi gelse, gelen elçinin tebliğine bakmak
yerine, ondan tabiat ötesi deliller, alametler göstermesini istemiştir. Nitekim
mûcize göstermek peygamberlerin arzusuna bağlı bir durum değildir. Ayrıca
peygamberler mûcize göstermekle de mükellef kılınmamıştır. Çünkü mûcize sadece
Allah’ın istek ve takdiriyle tahakkuk eder.
Yüce Allah, kibirlenenlerin söyleyecek sözü ve öne sürecekleri bir
mazeretleri kalmaması ve aynı zamanda aleyhlerine bir hüccet olması için
hikmeti gereği peygamberlerini açık delillerle ve mûcizelerle desteklemiştir.
Kur’an, Hz. Muhammed (a.s)’in peygamberliğini ilan ettikten
sonra O’ndan önceki peygamberlerden mûcizeler istendiği gibi kendisinden de
birtakım mûcizelerin istendiğine değişik yerlerde işaret etmektedir. Bu konuda
zikredilen ayetlerden en meşhuru ise “inşikâku’l-kamer” hâdisesidir. Ayın
yarılması olayı, Peygamber’in en parlak mûcizelerinden biridir.
Bismilahirrahmanirrahim, el-hamdulillahi ala dini’l-İslam ve
kemali’l -iman!
“Saat yaklaştı, ay yarıldı. Bir ayet görecek olsalar yüz
çevirirler ve ‘bu süregelen bir büyüdür’ derler. Yalanladılar, nefislerinin
heveslerini uydular. Oysa her iş yerini bulacaktır” (Kamer, 1-3).
İnşikâku’l-kamer terkibi, sözlükte “yarılmak, bölünmek”
anlamına gelen inşikâk ile “ay “manasına gelen kamer kelimelerinden oluşmuş
olup “ayın iki parçaya bölünmesi” demektir.
Şakku’l-kamer olarak da zikredilen bu hâdise Hz. Peygamber’in hayatında
meydana gelen en önemli olaylardan biridir. Ulema arasında yaygın olan görüşe
göre ay, Rasûlullah zamanında müşriklerin istekleri üzerine bir mûcize olarak,
Allah tarafından ikiye ayrılmış sonra tekrar birleştirilmiştir. Müfessirlerin
tamamına yakını da ayın Rasûlullah zamanında mûcize olarak yarıldığını kabul
ederler. Delilleri ise Kamer suresinin ilgili ayetleridir.
