Tarih takvimi bazen olayların dizilimini öyle bir mühendislikle yan yana getirir ki; olguları, aralarındaki örtülü ve açık bağlara bakmaksızın anlamak imkansızlaşır. 4 Kasım 2026 (13 Aban 1405), İran-ABD ilişkilerinin siyasi ve tarihi takviminde her zaman büyük bir jeopolitik depremi hatırlatan kritik bir dönüm noktasıdır. 1979 yılında (13 Aban 1358) Tahran’daki ABD casusluk yuvasının (Büyükelçiliğin) ele geçirilmesiyle, emperyalizmin Batı Asya’nın kalbindeki istihbari ve siyasi heybeti yıkılmış ve Washington’ın en temel sömürgeci bağlarından biri kopartılmıştı.
Bugün, o kader belirleyici olayın 47. yıldönümünde, 3 Kasım 2026 ABD Temsilciler Meclisi ve Senato ara seçimlerinin ilk resmi sonuçlarının açıklanması ile Hürmüz Boğazı’ndaki yıpratıcı saha gelişmeleri aynı ana denk gelmiştir. Bu durum, küresel gözlemcilerin önüne ABD’nin çöküş sürecini net bir şekilde koymaktadır: “Sandık başından Basra Körfezi’nin hayati su yoluna kadar stratejik hesap hatası ve ağır hezimet.”
1. Sandık Başında Başlayan Çöküş ve İlzyonlar
3 Kasım 2026’da Amerikalı seçmenler sandık başına gitmeden önce yapılan tüm kamuoyu araştırmaları Cumhuriyetçilerin yenilgisini kesin gösteriyordu. Seçim sonuçları da bu tahminleri doğrulamıştır. Hayal dünyasında yaşayan ABD Başkanı bile “Bundan sonra veto başkanı olacağım” diyerek Kongre’yi kaybettiğini ve veto yetkisine sığınacağını örtülü olarak itiraf etmiştir. Hatta seçim günü “Adım oy pusulasında yoktu, aday olsaydım ezici bir zafer kazanırdım” diyerek bu aşağılayıcı yenilginin suçunu başkalarına atmaya çalışmıştır. Oysa bu seçimlerin ABD siyasi geleneğinde mevcut yönetimin ve iktidar partisinin meşruiyet testi olduğunu çok iyi bilmektedir. Bu kritik seçime kadar Senato’da 53 sandalye ile hassas bir çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler, Başkan’ın izlediği maceracı politikalar nedeniyle bu üstünlüğü kaybetmiştir.
2. İki Meclisin de Kaybı ve Demokrat Zaferinin Perde Arkası
Associated Press (AP) tarafından açıklanan veriler yapılardan kaynaklanan derin bir değişimi doğrulamaktadır. Demokrat Parti, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’daki çoğunluğu Cumhuriyetçilerin elinden söküp almıştır. Bu oy kaymaları; Teksas, Kansas, Ohio, Kuzey Karolina, Güney Karolina ve Iowa gibi kilit eyaletlerde iktidar partisi adaylarının zincirleme yenilgisiyle gerçekleşmiştir.
-
Teksas: James Talarico’nun Ken Paxton karşısındaki tarihi zaferi,
-
Kansas: Adam Hamilton’ın Cumhuriyetçi senatörün koltuğunu ele geçirmesi,
-
Ohio: Sherrod Brown’ın Senato sandalyesini geri alması,
iktidar akımının geleneksel tabanının ne derece eridiğini göstermiştir.
Temsilciler Meclisi’nde ise 435 sandalyenin tamamı için yapılan kıyasıya yarışta Demokratların 245’ten fazla sandalye kazandığı bildirilmektedir. Böylece Cumhuriyetçiler 3 Kasım seçimlerinde her iki meclisi de kaybetmiştir. Demokratlar, 2011’den bu yana ilk kez her iki meclisi aynı anda kontrol ettikleri bu zaferi; İran’a karşı yürüttüğü savaşı Amerikan halkına mali yük bindirme pahasına sürdüren ve bu savaşı Demokratların tırmanış basamağına dönüştüren “çılgın Trump”a borçludurlar.
3. Geçim Krizi, Enflasyon ve Seçmenin Reaksiyonu
50 eyalette yaklaşık 80 bin seçmenin katılımıyla gerçekleştirilen ulusal VoteCast anket verileri bu gerilemenin nedenini netleştirmektedir:
| Gösterge / Soru | Oran | Seçmen Eğilimi / Yorum |
| Başkanlık Performansını Onaylamayanlar | %60 | Mevcut iç ve dış politikalardan duyulan derin memnuniyetsizlik. |
| Oyu “Trump Karşıtlığı” Olarak Kullananlar | %40 | Doğrudan başkandaki üslup ve tırmandırma politikalarına tepki. |
| Ekonomik Baskı ve Enflasyondan Etkilenenler | %80+ | Yüksek enflasyon ve geçim sıkıntısının günlük hayatı felç etmesi. |
Dışarıdaki pahalı maceralar ve savaşın ekonomik artçı şokları, Amerikan vatandaşlarının yükünü hafifletmediği gibi sandıkları Beyaz Saray siyasetçilerini cezalandırma aracına dönüştürmüştür.
4. Hürmüz Boğazı’nda Saha Gerçekleri ve Askeri Çöküş
Bölgenin bu tarafında, Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda bu stratejik hesap hataları son derece görünür saha ve ekonomi zafiyetlerine dönüşmüştür. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, 2025’in ilk yarısında bu boğazdan günde ortalama 20.9 milyon varil petrol ve türevi (küresel küresel petrol talebinin %20’si) taşınırken, 2026’nın ikinci ve üçüncü çeyreğinde yaşanan çatışma ve güvensizlik ortamında bu hacim 4.9 milyon varile kadar gerilemiştir. Bu dramatik düşüş küresel enerji piyasalarını sarsmış ve Batı ekonomilerine devasa maliyetler yüklemiştir.
Saha ve askeri çatışmalar düzeyinde ise bağımsız haber ve askeri kaynaklarca değerlendirilen uydu görüntüleri ve belgeler, ABD’nin bölgedeki radar, erken uyarı sistemleri ve lojistik altyapısının büyük hasar gördüğünü doğrulamaktadır:
-
Saha Kayıpları: İran savunma ve elektronik harp birlikleri son iki günde 2 adet MQM-170 tipi İHA’yı sağlam olarak yere indirmiş ve en az 3 adet gelişmiş MQ-9 İHA’sını düşürmüştür.
-
Deniz Güvenliği: İzinsiz rotalarda seyreden kaçak tankerlerin deniz mayınlarına çarpması sonucu oluşan navlun ve savaş sigortası maliyetleri Beyaz Saray’ı alarm durumuna geçirmiştir.
-
Sonuç: ABD deniz filosunun ticari hatların güvenliğini sağlama konusundaki açık acziyeti artık saklanamaz bir boyuttadır.
5. Amerikan Gücünün İki Cepheli Aşınması
Bugün ABD’nin kemiklerinin kırılma sesi hem seçim sandıklarından hem de Hürmüz Boğazı’ndan duyulmaktadır. ABD gücünün yıpranma sürecini göremeyenler, bugün Washington ve New York sokaklarındaki halk protestoları ve Fars Körfezi’nde karaya oturan Amerikan savaş makinesi karşısında ders çıkarmalıdır. Bu süreç iki ana sütun üzerinde yükselmektedir:
-
Sınırların İçinde: Siyasi meşruiyetin ve toplumsal rızanın tamamen erimesi.
-
Sınırların Dışında: Operasyonel çaresizlik ve askeri caydırıcılığın yitirilmesi.
6. Devrimsel Çizgi ve “Güçlü İran” Stratejisi
13 Aban 1358’de Washington’ın siyasi heybetinin Tahran’da yıkılmasından, 13 Aban 1405’e kadar uzanan hat tek bir hakikati doğrulamaktadır: Müstekbir güçler teknolojik ve askeri üstünlüklerine rağmen, özgür milletlerin iradesi ve bölgesel direniş karşısında son derece kırılgandır.
Ancak tüm bu deneyimlere rağmen, içerideki bazı çevrelerin ABD’de bir partinin zayıflayıp diğerinin kazanmasıyla hülyalara kapılması ve Demokrat Parti ile müzakere ederek ülkeyi yaptırım ve savaş gölgesinden çıkarabileceklerini sanmaları büyük bir hesap hatasıdır. İran İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney (Maddazılluhul-Ali) İstikbarla Mücadele Günü mesajında bu yanılsamaya şu hikmetli sözlerle yanıt vermiştir:
“Eğer hala egemenlik sistemindeki tutum değişikliklerine veya partisel kaymalara küçük bir umut besleyenler ya da Amerika’ya taviz vererek onu İran milletine düşmanlık etmekten vazgeçirebileceklerini zannedenler varsa, ağır bir yanılgı içindedirler. Bu batıl düşünce, Müslüman İran milletinin tevekkül, direniş ve mücadelesiyle elde ettiği büyük zaferlere karşı bir kadir bilmezliktir. Büyük Şeytan’ın arzusu İran milletinin kayıtsız şartsız teslim olmasıdır ve müstekbir düşmana karşı gösterilecek en küçük teslimiyetçi eğilim, şehitlerin kanı ve milletin fedakarlıklarıyla kazanılan devasa sermayeyi heba edecek; müstekbir düşmanı daha fazla küstahlaşmaya, yeni savaşlara ve cüretkarlıklara sevk edecektir. ‘Her zamankinden daha güçlü İran stratejisi mutlak caydırıcılık noktasına ulaşmanın tek yoludur.”
not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
