İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, Hükümet Haftası (28 Ağustos 2026) vesilesiyle yayımladığı mesajda, her türlü hayali ikilik oluşturulmasına karşı olduğunu belirterek mesajının bir bölümünde şu ifadeleri kullandı: “Geçmişte aziz halkımıza doğrudan veya dolaylı zararlar veren ‘savaş mı müzakere mi’, ‘uzlaşı mı aşırılık mı’, ‘taviz mi savaş çığırtkanlığı mı’ gibi her türlü hayali ikilik oluşturma çabası, bundan sonra da aynı etkiyi yaratabilir.”
Devrim Lideri’nin mesajındaki bu önemli bölüme ilişkin olarak birkaç hususa dikkat edilmelidir:
- İkilik oluşturmak; tek başlarına ve yerinde kullanıldıklarında ülke ve toplum için olumlu sonuçlar doğuracak konu ve kavramlar arasında çelişki yaratmak anlamına gelir.
Örneğin savaş, ülkeyi yabancı tahakkümüne karşı savunmak ve bağımsızlığı korumak için yapılıyorsa gerekli ve makbul bir durumdur. Müzakere de belirli aşamalarda savaşın onurlu bir şekilde sona ermesine, şerrin ülkeden defedilmesine ve milli hakların tescil edilmesine yol açıyorsa gerekli ve takdire şayan bir adımdır.
Ancak bu iki yönetim aracı arasında bir çelişki varmış gibi gösterilir; yapay sınıflandırmalarla bu iki kavram karşı karşıya getirilip taraftar toplanırsa, bu durum kesinlikle toplumsal dayanışmayı zayıflatır ve milli birliğe zarar verir.
Genellikle rakip siyasi gruplar tarafından oluşturulan ve factional/çıkar odaklı hedefleri göz gözeten bu ikilikler, halkın veya yetkililerin karşı karşıya gelmesine yol açar ve düşman bu ihtilaf ile bölünmeden istifade eder.
- Tarih boyunca devletler arasında ikili, bölgesel ve küresel düzeyde diplomasi ve müzakere var olmuştur. Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (sav) gibi peygamberleri, bu yumuşak gücü ilahi hedeflerini ilerletmek için bir araç olarak kullanan şahsiyetler arasında saymak gerekir.
Hz. Peygamber’in (sav) hayatı ve tatbikatına dair tarihsel incelemeler, İslam karşıtlarının kendisini “savaş yanlısı” olmakla suçlamalarına rağmen; O’nun Müslümanların varlığını korumak adına savaş ve cihada inanmakla birlikte, savaşı önlemek ve barışı tesis etmek amacıyla pek çok durumda müzakereye başvurduğunu göstermektedir.
Hz. Peygamber’in (sav) biatın ilk yıllarında Kureyş temsilcisi Ebu Talib ile müzakereleri, Şi’b-i Ebi Talib’deki iktisadi ve içtimai kuşatma sırasında Kureyş liderleriyle temasları, Habeşistan’a gönderilen elçilerin ülke imparatoruyla görüşmesi, Ahzab Savaşı’nda Benî Kureyza Yahudileriyle yapılan görüşmeler, iki Yahudinin kazaen öldürülmesi hadisesinde Benî Nadîr ile yürütülen müzakereler ve barış antlaşmasının imzalanıp nihayetinde Mekke’nin fethine yol açan Hudeybiye’deki Müşriklerle müzakereler; O’nun düşmanın şerrini defetmek adına müzakere aracını kullanmasının örneklerindendir.
- İslam İnkılabı’nın zaferinden sonra sistemin liderlik düşünce dünyasında; toprak bütünlüğünü savunmak için “savaş” ile düşmanın fitnesini defetmek için “müzakere”, birbirini tamamlayan ve milli çıkarları azami düzeyde sağlayan unsurlar olmuştur.
Anayasa hükümleri uyarınca savaş emri verme veya barışa izin verme yetkisine sahip olan Veliyy-i Fakih’in bakış açısında müzakere; hiçbir zaman düşmana güvenmek veya onun karşısında geri çekilmek anlamına gelmemiştir. Nitekim bazı durumlarda kötü bir durumdan uygun bir duruma geçmek için “kahramanca esneklik” olarak kullanılmıştır.
Sistemin yüce liderleri, yönlendirici ve destekleyici bir yaklaşımla müzakerecilerden her zaman “askeri güce” dayanarak müzakere masasına oturmalarını ve savaşın devamında düşmanı İran milletinin haklarını kabul etmeye zorlamalarını istemişlerdir.
Liderlik; farklı söylem ve içeriklerle, düşmana karşı savaşa tamamen hazır olunması ile milli egemenliği korumak ve ülke güvenliğini sağlamak adına müzakere yapılmasını gerekli görmüştür.
Bu çerçevede, savaşı şiddetle veya müzakereyi tavizle eşdeğer görmek; “savaş mı müzakere mi”, “barış mı taviz mi” gibi hayali ikilikler yaratmak, Devrim Liderliği’nin düşünce sisteminde bir geçerliliğe ve fikri konuma sahip olmamıştır.
Mevcut dönemde de ABD gibi ahde vefasız bir düşman karşısında saha desteği olmayan akılcı bir müzakere sonuçsuz kalacağı gibi; siyasi kazanım elde etme çabası olmadan girilecek bir askeri çatışma da maslahata aykırı kabul edilmektedir.
- İslam İnkılabı Lideri’nin hayali ikiliklerden kaçınarak toplumsal dayanışma ve milli birliğin korunmasına yönelik akılcı ve tekrarlanan vurguları; bu hassas süreçte gayretli yetkililer, duyarlı medya ve kalem sahipleri ile ferasetli halk tarafından dikkate alınmalı ve uygulanmalıdır.
İslam İnkılabı’nın çalkantılı tarihi göstermiştir ki, hassas dönemlerde Devrim Liderliği’nin kapsamlı tedbirlerine tabi olunması zorlu geçitlerin aşılmasını sağlamış, ülkede güvenlik ve huzuru tesis etmiştir.
Şanslıyız ki mevcut dönemde yetkililer, silahlı kuvvetler ve üç erkin başındakiler Liderlik emrini yerine getirmek ve İslami sisteme hizmet etmek için kenetlenmiştir; sahada ve diplomaside bir koordinasyon mevcuttur. Önemli kararlar şüphesiz Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki istişarelerin ardından ve Yüce Lider’in görüşü doğrultusunda alınacaktır.
Bu kritik aşamada Veliyy-i Fakih’e itaat etmek, zalim ve küstah Amerikan-Siyonist düşmana karşı birlik ve kutsal dayanışmayı korumak, cansiperane mücadele eden silahlı kuvvetleri desteklemek ve her üç erkteki samimi yetkililere güvenmek; hibrit savaşları boşa çıkaracak, caydırıcılığı güçlendirecek ve aşağılık düşmanın stratejik hesaplarını etkisiz hale getirecektir.
Muhsin Pakayin/tabnak.ir
