2 Mayıs 2025’te Robert Armstrong, Financial Times gazetesinde oldukça dikkat çeken bir makale kaleme aldı. Armstrong, Trump’ın davranış biçimini ve politikalarını analiz ederek onu “korkusu nedeniyle her zaman son anda kararlarından vazgeçen bir tavuğa” benzetti ve bu tanımın kısaltması olan TACO (Trump Always Chicken Out / Trump Her Zaman Çark Eder) ifadesini Amerikan siyasi literatürüne ilk kez soktu.
O dönemde Trump’ın gümrük vergisi politikalarının ABD finans piyasaları üzerindeki etkisini inceleyen Armstrong şöyle yazmıştı: “Piyasalar, ABD hükümetinin piyasa ve ekonomi baskısına karşı fazla dayanıklı olmadığını ve gümrük vergileri can yakmaya başladığında hızla geri adım atacağını fark etti. İşte ‘TACO Teorisi’ budur: Trump her zaman çark eder.”
Armstrong, Trump hükümetinin 2 Nisan 2025’te diğer ülkelere uyguladığı gümrük vergilerine atıfta bulunuyordu. Söz konusu vergilerin ABD finans piyasalarındaki sonuçları netleşip borsa hisseleri çakılınca Trump, uygulamayı birkaç kez ertelemiş ve son olarak ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi bu politikayı yasa dışı ve Trump’ın yetkilerini aşan bir adım olarak ilan etmişti.
Bu ipucu, diğer uzmanların ve medyanın da Trump’ın davranışlarını ve ABD politikalarını bu çerçevede analiz etmesine yol açtı. The Week dergisi, Trump’ın bu davranış modelinin izlerini onun sert göçmen karşıtı politikasında sürdü. Trump’ın göçmenlerin sınır dışı edilmesinden ve onlara karşı sert tedbirler alınmasından bahsettiği, ancak bu politikanın sonuçları ve kendi oy deposu sayılan eyaletler üzerindeki etkisi netleşince açık bir geri adımla kişisel hesabından şu paylaşımı yaptığı görüldü: “Çiftçilerimiz ile otelcilik ve eğlence sektöründeki yetenekli insanlarımız, göç konusundaki aşırı saldırgan politikamızın çok iyi ve tecrübeli işçileri ellerinden aldığını ve bu pozisyonları doldurmanın neredeyse imkansız olduğunu söylediler.” Trump paylaşımının devamında ise “Değişiklikler yolda” vaadinde bulunmuştu.
Trump’ın kararlarından geri adım atma hikayesi o kadar yaygınlaştı ki, ABD finans piyasalarında buna dayanarak hisse senedi alım-satım sinyalleri dahi verilmeye başlandı. 28 Mayıs 2025’te Beyaz Saray’daki bir gazeteci kendisine, Wall Street’te kararlarından geri adım atması nedeniyle amiyane tabirle “tavuk [korkak]” olarak anılması hakkında ne düşündüğünü sorduğunda Trump rahatsızlığını gizleyemeyerek şöyle yanıt vermişti: “Oh, bu hiç hoş değil — Ben duruşumdan geri mi adım atıyorum?! — Söylediğin şeyi sakın bir daha söyleme. Bu çirkin bir soru.”
Ancak “Trump her zaman çark eder” durumunu İran ile yaşanan son savaş boyunca defalarca görmek mümkün oldu:
- 22 Mart 2026: Trump, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı’nı açmazsa İran’ın elektrik santrallerine saldıracağı ve onları yok edeceği tehdidinde bulundu. 48 saat sonra başka bir mesaj yayınlayarak saldırı kararını 5 gün erteledi. Bu 5 gün henüz dolmadan Trump, 26 Mart 2026’da yayınladığı bir başka mesajla mühletini 10 gün daha uzattı. İran Silahlı Kuvvetleri, böyle bir saldırıya yanıt olarak bölgedeki enerji altyapılarını hedef alacakları uyarısında bulundu ve Trump, ilan ettiği süre dolmadan önce bir kez daha çark ederek kararını defalarca ertelemiş oldu. Hürmüz Boğazı’nın hâlâ kapalı olduğunu ve ABD Başkanı’nın İran’ın enerji altyapısına saldırmaya cesaret edemediğini söylemeye gerek bile yok.
- 30 Mart 2026: Trump yine tehdit diline sarılarak Hürmüz Boğazı derhal açılmazsa ABD’nin tüm elektrik santrallerini, petrol kuyularını, su arıtma tesislerini ve Hark Adası’nı imha edeceğini; hatta altyapıları bombalayarak İran’ı Taş Devri’ne geri döndüreceğini söyledi. Ancak ABD Başkanı bir kez daha geri adım attı ve iddia ettiği saldırıyı erteledi. Hürmüz Boğazı kapalı kalmaya devam etti ve Trump o kadar öfkeli ve çaresizdi ki yaşananlara tepki olarak şöyle yazdı: “O lanet boğazı açın pis deliler, yoksa cehennemde yaşayacaksınız.”
- 7 Nisan 2026: Trump, İran’ı yok etmekle tehdit ederek şu mesajı paylaştı: “Bu gece koskoca bir medeniyet ölecek ve bir daha asla dirilemeyecek.” Dünya medyasında tartışma yaratan bu mesaj bir tür “soykırım” tehdidi olarak değerlendirildi. Ancak bir gün sonra Trump yine çark etti ve Hürmüz Boğazı’nın açılması şartıyla İran’ın bombalanmasını iki hafta ertelediğini yazdı. İki hafta sonra kararını bir kez daha erteledi; üstelik Hürmüz Boğazı hâlâ kapalıyken.
- 4 Mayıs 2026: Trump, gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine refakat etmek amacıyla hazırladığı planı duyurdu ve buna “Özgürlük Projesi” adını verdi. Ancak yaklaşık 50 saat sonra, İran Silahlı Kuvvetleri’nin bölgeden geçen gemilere ilk uyarı ateşini açmasıyla Trump yine geri adım attı ve 6 Mayıs 2026’da “Özgürlük Projesi”nin durdurulduğunu açıkladı.
- 11 Haziran 2026: Trump bir kez daha geri adım attı. Bu kez ABD terör ordusuna ait bir Apache helikopterinin İran tarafından Hürmüz Boğazı üzerinde düşürülmesinin ardından Trump, İran’a “çok sert” bir saldırı düzenleme ve hatta Hark Adası’nı işgal etme sözü verdi; ancak bu sözden saatler sonra geri adım atarak şunları söyledi: “İran’a yönelik planlanan saldırıları ve bombalamaları bu gece iptal ettim.”
- 2 Ağustos 2026: Trump’ın son savaş sürecindeki bu “geri adımlarının” son örneği yaşandı. ABD Başkanı, günlerce süren tehditlerin ve İran’a yönelik sert ve kapsamlı saldırı vaatlerinin ardından yine geri adım atarak kararını iptal ettiğini duyurdu.
Savaşın ilk günlerinde, ABD’nin mühimmat depolarındaki stoklar uygun durumdayken ve Beyaz Saray üzerindeki iç siyasi ile ekonomik baskı çok daha azken bile Trump kapsamlı bir saldırıya cesaret edememiş, her seferinde bir bahaneyle kararından vazgeçip geri adım atmıştı. Şimdi Washington’ın durumu çok daha vahim. ABD medyasının bildirdiğine göre, ABD ordusunun mühimmat stok seviyesi tehlikeli bir uyarı düzeyine ulaştı ve bu durum Camp David toplantısında ABD Başkanı ile Savunma Bakanı arasında sert bir tartışmaya yol açtı. Diğer taraftan Kongre seçimlerinin yaklaşması ve ABD’de benzin fiyatlarının yüksek seyretmesi Beyaz Saray sakinleri üzerindeki baskıyı artırdı. Amerikan The Atlantic dergisinin haberine göre:
“Yakıt fiyatlarındaki artış artık ABD’nin en önemli siyasi konularından biri haline geldi; öyle ki yeni bir anket, Amerikalıların yaklaşık %75’inin benzin fiyatlarındaki artıştan Trump’ı sorumlu tuttuğunu gösteriyor… Savaş derhal sona erse ve Hürmüz Boğazı tamamen yeniden açılsa bile Amerikalılar muhtemelen Kasım ayındaki seçimlere kadar yüksek benzin fiyatlarıyla karşı karşıya kalmaya devam edecekler.”
Bu durumda ABD Başkanı’na eskisinden çok daha hızlı geri adım atması ve kararlarından vazgeçmesi konusunda hak vermek gerekir. Her ne kadar The National Interest, İran’ın misillemesinden korkulduğu için Trump’ın tehditlerine rağmen en başından beri İran’ın altyapılarına saldırmak gibi bir niyetinin olmadığını belirtse de:
“İran, enerji altyapısının hedef alınması durumunda küresel ölçekte misilleme yapabileceğini gösterdi… Trump, tüm söylemlerine rağmen uygulamada İran’ın enerji altyapısına saldırma niyetinde değil.”
Tüm bu olayların ortasından öne çıkan gerçek şudur: İran İslam Cumhuriyeti, dünyanın en hayati su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceğini gösterdi; öyle ki dünyanın en güçlü ordusu tüm imkanları ve müttefikleriyle birlikte 160 günden fazla süre geçmesine rağmen bu hayati su yolunu gemilere açmayı başaramadı. Ancak bu işin sonu değildir ve olamaz da; çünkü İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyeti sadece boğazı kapatmakla sağlanmaz.
Şimdi Hürmüz Boğazı’nı yalnızca ABD ve İsrail ile iş birliği yapmayan ve İran’ın öngördüğü düzene uyan gemilere açabileceğimizi, onların çatışma bölgesinden çıkışına kadar güvenli geçişlerini garanti edebileceğimizi gösterme vaktidir. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini tamamlaması, Batı Asya bölgesindeki yeni düzenin temelidir. Bu düzen Batı Asya bölgesinde tesis edilmediği sürece savaş sona ermiş sayılmaz. ABD’nin müzakere, uzlaşma ve birkaç parça kağıt imzalamakla bu düzene boyun eğmeyeceği çok açıktır; elbette İran’ın da Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini uygulamak ve yeni bölgesel düzeni hayata geçirmek için müzakereye ve anlaşmaya ihtiyacı yoktur.
Şimdi ABD savaş makinesinin aksadığı ve Washington’daki iç siyasi kaygıların her zamankinden daha fazla arttığı bir dönemde, İran İslam Cumhuriyeti gücünü sergilemek için uygun ancak sınırlı bir fırsat penceresine sahiptir. Bu amaçla; İslamabad’da şekillenen, daha ilk günden ABD tarafından ihlal edilen ve ardından ABD Başkanı’nın sona erdiğini ilan ettiği “anlayış muhtırasına” atıfta bulunulmaksızın, geçiş yapan gemilerden harç/vergi alınmasına derhal başlanmalı ve kurallara uymayan gemiler savaş alanında cezalandırılmalıdır. ABD terör ordusunun deniz ablukasına karşı, bölgedeki yeni düzene uyan gemilerin güvenliğini sağlamak adına caydırıcı bir denklem tanımlanmalıdır. Önceden haber verilip uyarı yapılmak kaydıyla; durdurulan her ticari gemiye karşılık ABD terör ordusuna ev sahipliği yapan bölge ülkelerindeki ticari merkezlerden biri hedef alınabilir, durdurulan her tankere karşılık ise ABD terör ordusuna ev sahipliği yapan ülkelerin petrol tesislerinden birine darbe indirilebilir.
İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri ve sorumluları, Batı Asya’da yeni bir düzen kurmak için güç kullanmaktan başka bir yol olmadığını yürekten kabul etmeli ve İran’ın bu gücü uygulama yeteneğine tüm varlıklarıyla inanmalıdırlar. Müzakere ve anlaşma hilelerine kanıp düşmana nefes alanı yaratılmamalıdır. Bundan daha da kötüsü; Devrim Lideri’nin ilkeli politikalarından uzak olan ve İran’ın ilerleyiş yolunda bir engel teşkil eden, süresi dolmuş ve açıklarla dolu muhtıradan medet umulmamalıdır.
not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
